<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Cennet Türkiye &#187; İl İl Türkiye</title>
	<atom:link href="http://www.cennetturkiye.org/category/il-il-turkiye/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.cennetturkiye.org</link>
	<description>Cennet Türkiyemiz Hakkında Herşey!! Resimler, Tanıtım Videoları, Yapılabilecek Aktiviteler, Sağlık Turizmi Kamp Turizmi vs.</description>
	<lastBuildDate>Sun, 23 Oct 2011 07:30:51 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.1</generator>
		<item>
		<title>Heybeli Ada Turizmi Resimli</title>
		<link>http://www.cennetturkiye.org/heybeli-ada-turizmi-resimli/</link>
		<comments>http://www.cennetturkiye.org/heybeli-ada-turizmi-resimli/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 23 Oct 2011 07:30:51 +0000</pubDate>
		<dc:creator>falone</dc:creator>
				<category><![CDATA[Heybeliada]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cennetturkiye.org/?p=1086</guid>
		<description><![CDATA[&#160; Halki Ada, yani Heybeliada. Uzaktan baktığımızda gerçekten bir heybeye benziyor. Vapur adaya yaklaşırken bunu bizzat görebiliyorsunuz. Burada şehirden, gürültüden ve tabii trafikten uzak bir gün geçirebilirsiniz. Heybeliada’ya ulaşım Kabataş, Sirkeci ve Bostancı iskelelerinden kalkan vapur ve denizotobüsü ile sağlanıyor. Eğer vapur başka bir adaya uğramazsa, Heybeliada’ya Bostancı’dan yaklaşık yarım saat süren keyifli bir deniz [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>
<p>Halki Ada, yani Heybeliada. Uzaktan baktığımızda gerçekten bir heybeye benziyor. Vapur adaya yaklaşırken bunu bizzat görebiliyorsunuz. Burada şehirden, gürültüden ve tabii trafikten uzak bir gün geçirebilirsiniz.</p>
<p>Heybeliada’ya ulaşım Kabataş, Sirkeci ve Bostancı iskelelerinden kalkan vapur ve denizotobüsü ile sağlanıyor. Eğer vapur başka bir adaya uğramazsa, Heybeliada’ya Bostancı’dan yaklaşık yarım saat süren keyifli bir deniz yolculuğu sonunda ulaşıyorsunuz.</p>
<p>İskeleye yaklaşırken, sahildeki Deniz Lisesi’ni, yani eski Bahriye Mektebini göreceksiniz. Bu okulun orada olmasından mı bilinmez, vapurdan iner inmez Heybeli’nin , Büyükada ile ne kadar farklı olduğunu görüyorsunuz. Çok daha az gürültü, daha az kalabalık bir ada karşılıyor sizi… Heybeli biraz sanki sakinliğin adası gibi…<span id="more-1086"></span></p>
<p>İskeleden faytonculara doğru yürürken, çay bahçesinde, Orhan Pamuk’u görüyoruz. Karşısında martılar, aldığı notlara dalmış ama dayanamıyoruz ve hemen soruyoruz, nedir Heybeli’yi sizin için bu kadar özel yapan?</p>
<p>Ve hemen cevap veriyor bize: “Ben doğduktan iki hafta sonra Heybeliada’ya bundan aşağı yukarı 50 yıl önce gelmişim. O zaman bu zaman hep gelirim. Burası yazları benim hayatımin merkezidir. Hala da çok seviyorum. Yazları burada geçiriyorum. Çok da memnunum. Öteki adalar biraz daha orta yukarı sınıfların zenginliklerini gösterme yeridir. Burası daha çok insanların tatil yaptığı dinlediği gerçek bir tatil yeridir. Bir de İstanbul’u olduğu gibi, burayı tanıyorum ve burası artık vücudumun bir parçası olmuş. Buraya alışmışım. Onun için seviyorum. Gerçekten sevdiğiniz yerleri ve kişileri neden sevdiğimizi bilmeyiz, bilmek de istemeyiz. ”</p>
<p>Orhan Pamuk’u yakalamışken sorulmaz mı hemen, “nereyi mutlaka görmek lazım Heybeli’de ” diye… Çamlimanı’na mutlaka gidin diyor bize ve Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın Çamlimanı’nda geçen hikayesini hatılatıyor.</p>
<p>Biz de hemen Orhan Pamuk’un tavsiyesine uyuyoruz ve faytona biner binmez, arabacıya, Çamlimanı’na gitmek istediğimizi söylüyoruz.</p>
<p><img src="http://img86.imageshack.us/img86/2763/heybeliada4pt.jpg" alt="" border="0" /></p>
<p>Biz Çamlimanı’na faytonla gidiyoruz ama adayı keşfetmenin yolu yürümek tabii ki. Zaten daha yolda burayı görür görmez içiniz ferahlamaya başlıyor çünkü burası tam anlamıyla cennetten bir köşe.</p>
<p>Çamlimanı, özellikle haftasonları tekne ve yatlara ev sahipliği yapıyor. Hava o kadar temiz ki, Heybeli’nin simgesi niteliğindeki Sanatoryum da hemen Çamlimanı’nın üzerine kurulmuş.</p>
<p>Çam ağaçları ile deniz de o kadar güzel bir manzara oluşturuyor ki Çamlimanı’nda, buradan ayrılmakta zorlanıyoruz.</p>
<p>Faytonlar Heybeliada’nın vazgeçilmezi. Nefis bir manzara ve çam ağaçları eşliğinde adayı dolaşmak son derece keyifli.</p>
<p>Çamlimanı yakınında Heybeliada’nın en ünlü manastırlardan biri olan Terk-i Dünya manastırına da uğruyoruz. Manastır, hakikaten adına yakışır bir sessizlik içinde.</p>
<p>Türk edebiyatının önemli isimlerinden Ahmet Rasim ve Hüseyin Rahmi Gürpınar da yıllarca Heybeliada’da yaşamış. Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın ağaçlar içindeki evi şimdi müze haline getirilmiş.</p>
<p>İsmet İnönü’nün evinin önünden de geçiyoruz faytonla. Biraz bakımsız kalmış ev doğrusu ama müze olarak gezilebiliyor.</p>
<p>Halki Palas Oteli sadece Heybeliada’nın değil, İstanbul’un da en eski otellerinden biri. Eski ama geçirdiği yangından sonra son derece konforlu ve modern bir şekilde restore edilmiş. Biz de burada kalmasak bile balkonunda bir çay içelim diyoruz.</p>
<p>Halki Palas, ikinci derecede tarihi eser olduğu için, yangından sonra dışı tamamen eskisine göre yapılmış. Odalarıysa her türlü donanıma sahip. Bazı odalar deniz veya çam ormanı manzaralı.</p>
<p>Otelin lobisinde birisi size ıslık çalarsa sakın şaşırmayın. Halki Palas’ın papağanı Koko’dur nasılsa…</p>
<p>Heybeliada’nın en yüksek tepelerinden biri olan Ümit Tepesi üzerindeki Ruhban Okulu da mutlaka ziyaret edilmesi gereken yerlerden. Ama önce mutlaka özel izin alınması gerekiyor.</p>
<p>Dünyaca ünlü eski Ruhban Okulu’nun yani Papaz Okulu’nun bahçesinde manzara muhteşem. Hem bahçe hem de okulun binası gezilmeye değer.</p>
<p>Heybeliada’da birçok farklı yerden denize girmek mümkün. Sadık Bey Plajı da bunların içerisinde en eskisi. Burada Burgazada’yı ve Kaşıkadası’nı karşınıza alıp deniz keyfi yapabilirsiniz.</p>
<p>Sadık Bey Plajı, İsmet İnönü’nün ünlü çivileme atlayışlarını yaptığı yerlerden biri. Hala genç yaşlı birçok adalı buradan denize giriyor.</p>
<p>Plajın yukarısında Değirmen Burnu piknik alanı var. Burası adını tepedeki eski değirmenden alıyor.</p>
<p>Tepeleri çevreleyen yollarda, çamların içerisinde güzel ve manzaralı yürüyüş güzergahları da çok. İster faytonla küçük ya da büyük tur yapın, ister yürüyün, adanın büyük bölümünü bir günde keşfedebilirsiniz.</p>
<p>Heybeli’nin lokantaları denizin kenarında Yalı Caddesi üzerinde sıralanıyor. Mavi Restaurant da balık lokantaları içinde en iyilerden biri. Menü de tabii ki balık ve deniz ürünleri ağırlıklı.</p>
<p>Heybeli’deki sıra sıra balık lokantalarının hemen hepsi benzer menüler sunuyor. Üç kardeşin, Nigar, Fikriye ve Faruk kardeşlerin işlettiği Mavi Restaurant kendi hazırladıkları zeytinyağlıları ile ünlü. Mavi’de fava, karidesli börek ve iskorpit salatasının tadına bakmakta yarar var.</p>
<p>Kediler de nasibini alıyor tabii balıklardan, etraf balık lokantası dolu olunca. Yemekler leziz, manzara şahane, ama manzarayı bozan deniz otobüsü iskelesini görmezden gelirseniz tabii. Sahilde tam ortada kurulmuş olan iskele görüntüyü bozuyor doğrusu.</p>
<p>Heybeliada’da geçen bir günü özetlemek için bence tek bir kelime var: Huzur. Bunu adanın her köşesinde hissedebiliyorsunuz. İşte bu yüzden Heybeli’yi bırakıp şehrin karmaşasına dönmek çok zor geliyor.</p>
<p>Heybeli’den ayrılmak gerçekten zor ama geç saatlerde de vapurlar var. Heybeli’den Bostancı’ya son vapur gece saat ikiye çeyrek kala.</p>
<p><img src="http://img86.imageshack.us/img86/7458/014bz.jpg" alt="" border="0" /></p>
<p><img src="http://img88.imageshack.us/img88/2076/025yc.jpg" alt="" border="0" /></p>
<p><img src="http://img86.imageshack.us/img86/1433/034qc.jpg" alt="" border="0" /></p>
<p><img src="http://img91.imageshack.us/img91/8080/052wo.jpg" alt="" border="0" /></p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cennetturkiye.org/heybeli-ada-turizmi-resimli/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Aksaray’a Gidip de Bunları Yemen Dönmeyin</title>
		<link>http://www.cennetturkiye.org/aksaray%e2%80%99a-gidip-de-bunlari-yemen-donmeyin/</link>
		<comments>http://www.cennetturkiye.org/aksaray%e2%80%99a-gidip-de-bunlari-yemen-donmeyin/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 21 Aug 2011 14:07:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator>falone</dc:creator>
				<category><![CDATA[Aksaray]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cennetturkiye.org/?p=785</guid>
		<description><![CDATA[Aksaray’da hububat üretiminin geniş bir alana yayılmış olması ile bundan yapılan yiyecekler, hayvancılığın gelişmiş olması dolayısı ile yemek kültürüne yansımış, bamya çorbası, çörek, şepe, erişte, kuskus, mayalı, dolma mantı, soğanlama, çiğleme,sarığıburma, höşmerim bilinen yöresel yemeklerdir. Helvadere kasabasının da alabalıkları lezzetleriyle ünlüdür. Aksaray’dan Yemek Tarifleri Bamya Çorbası Malzemeler: 250 gr. bamya, 200 gr. et, 1 adet [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Aksaray’da hububat üretiminin geniş bir alana yayılmış olması ile bundan yapılan yiyecekler, hayvancılığın gelişmiş olması dolayısı ile yemek kültürüne yansımış, bamya çorbası, çörek, şepe, erişte, kuskus, mayalı, dolma mantı, soğanlama, çiğleme,sarığıburma, höşmerim bilinen yöresel yemeklerdir. Helvadere kasabasının da alabalıkları lezzetleriyle ünlüdür.</p>
<p><strong>Aksaray’dan Yemek Tarifleri</strong></p>
<p><strong>Bamya Çorbası</strong></p>
<p><strong>Malzemeler:<br />
</strong>250 gr. bamya,<br />
200 gr. et,<br />
1 adet soğan,<br />
1 domates,<br />
1 yemek kaşığı salça,<br />
1 limon<span id="more-785"></span></p>
<p><strong>Hazırlanışı: </strong>Bamya sıcak suda 15 dakika kaynatılarak, limon tuzlu su ile haşlanır. Tencere içine yağ ile bir adet soğan ve et ilave edilerek soğan kızarıncaya kadar pişirilir. Rendelenmiş domates ile bir kaşık salça ilave edilerek yemek kaynamaya bırakılır, limon ilave edilir. Hazırlanan bamya yemeğe ilave edilerek servis yapılır.</p>
<p><strong>Çiğleme</strong></p>
<p><strong>Malzemeler:<br />
</strong>500 gr. un,<br />
2 bardak su,<br />
250 gr. taze kaymak<br />
tuz</p>
<p><strong>Hazırlanışı:</strong> Hazırlanan un ile su hamur haline getirilir. 15 dakika dinlenen hamur merdane ile küçük yuvarlak şeklinde açılır. Arasında bir tatlı kaşığı kaymak ilave edilip kapatılır. Teflon tavada kısık ateşte çevrilerek pişirilir. Tekrar üzerine kaymak ilave edilerek servis yapılır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cennetturkiye.org/aksaray%e2%80%99a-gidip-de-bunlari-yemen-donmeyin/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İnanç Turizmi Konya</title>
		<link>http://www.cennetturkiye.org/inanc-turizmi-konya/</link>
		<comments>http://www.cennetturkiye.org/inanc-turizmi-konya/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 14 Aug 2011 09:02:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator>falone</dc:creator>
				<category><![CDATA[Konya]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cennetturkiye.org/?p=758</guid>
		<description><![CDATA[Konya Mevlana Türbesi ve Dergahı (Merkez): Türbenin çekirdeği 1230 yılında, Mevlana’nın babası Sultan-ul Ulema Bahaeddin Veledin vasiyeti üzerine buraya gömülüp, üzerine basit bir türbe yapılmasıyla oluşmuştur. Mevlana’nın ölümünden sonra ise Pervane Muiniddin ve karısı Gürcü Hatun tarafından buraya bir türbe yaptırılmıştır. Türbe daha sonra dini ve sosyal işlevli mimari eklemeler yapılarak günümüzdeki şekliyle bir Mevlevi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="color: red;"><strong><span style="font-size: x-small;">Konya</span></strong></span></p>
<p>Mevlana Türbesi ve Dergahı (Merkez): Türbenin çekirdeği 1230 yılında, Mevlana’nın babası Sultan-ul Ulema Bahaeddin Veledin vasiyeti üzerine buraya gömülüp, üzerine basit bir türbe yapılmasıyla oluşmuştur. Mevlana’nın ölümünden sonra ise Pervane Muiniddin ve karısı Gürcü Hatun tarafından buraya bir türbe yaptırılmıştır. Türbe daha sonra dini ve sosyal işlevli mimari eklemeler yapılarak günümüzdeki şekliyle bir Mevlevi dergahı haline getirilmiştir. Mevlana’nın ölümünden sonra yani 1273 yılından itibaren imarına başlanan dergah Cumhuriyetten sonra müze haline dönüştürülmüştür. Müzede Mevlana ve diğer Mevlevilere ait veya çeşitli yollarla dergaha gelmiş değerli yazmalar, hat ve tezhip örnekleri, maden cam ve ahşap eserler ile Mevlevi musikisi enstrümanları, halı ve kilimler sergilenmektedir.<br />
Türbenin en ilgi çekici kısmı Hz. Mevlana ve oğlu Sultan Veledin kabirleri üzerinde yükselen Kubbe-i Hadra (Yeşil Kubbe) dir. 1396′da Selçuklular döneminde Mimar Bedreddin’in yaptığı kubbe yeşil çinilerle kaplıdır. Türbenin içi alçı rölyef, kalem işi nakış ve yazılarla süslenmiştir. Hz. Mevlana’nın sandukası dönemin ahşap işçiliğinin üstün örneklerindendir. Ancak bu yüksek sanduka şu an babası Sultan-ul Ulema Bahaeddin Veledin üzerinde bulunmaktadır.<span id="more-758"></span></p>
<p>Türbenin kuzeyinde XVI. yüzyılda Kanuni Sultan Süleyman tarafından yaptırılan Semahane (Mevlevi ayinlerinin, semanın yapıldığı yer) ve mescid kısımları yer alır. Şeb-i Aruz Havuzu ise dergah mutfağının önündedir. Mevlana’nın ölüm yıldönümlerinde, Şeb-i Aruz (Düğün Günü) olarak adlandırılan günlerde havuz etrafında sema töreni yapılır. Hz. Mevlana ölümü Tanrıya kavuşma yani, düğün olarak tanımlandığından bu günler de düğün olarak değerlendirilir. Hz. Mevlana her şeyden önce tam bir insan dostu, barış taraftarı ve büyük bir yol göstericidir.<br />
Alaaddin Cami (Merkez): Konya’da Alaaddin Tepesindedir. XII. yüzyıldan kalan ilk Selçuklu eseri Alaaddin Cami’nin zamanla değişen planı, organik bir bütün değildir. İlk caminin abanoz ağacından 1155 tarihli şahane minberinde Sultan Mesut ve II. Kılıçaslan’ın kitabeleri bulunmakta, Ahlatlı usta Mengümberti’nin adları yazılıdır.</p>
<p>Kitabeli tarihli en eski Selçuklu eseri olan böyle bir minberin sanat değerine uygun bir mimaride yapılması gereken camide, iki farklı devir göze çarpar. Kitabeli tarihli en eski selçuklu eseri olan böyle bir minberin sanat değerine uygun bir mimaride yapılması gereken camide 2 farklı devir göze çarpar. Klasik Türk Camilerinin mihrap önü kubbesi ve düz çatılı eyvanı ile doğuda sürunlar üzerine 6, batıda 4 paralel nef bir araya gelmiştir.</p>
<p>Aziziye Cami (Merkez): 1676′da Mustafa Paşa’nın yaptırdığı ilk yapı 1867′de yanınca, Abdülaziz ve annesi Pertevniyal Hatunun yardımlarıyla 1872′de günümüze ulaşan cami yaptırılmıştır.</p>
<p>İnce Minareli Cami ve Medrese (Merkez): Alaaddin Tepesinin batı eteğinde olan medrese 1260′da Selçuklu Veziri Sahip Ata tarafından yaptırılmıştır. Taç kapının görkemli görünüşüne karşın, yalın, süslemesiz bir yapıdır.</p>
<p>Selçuklu mimarisinin kuvvetini gösteren taş işlemeler, Fransız gotiğinden beri en asil sanatı göstermektedir.</p>
<p>İplikçi Cami ve Medresesi (Merkez): Alaaddin Tepesinin doğusunda, Alaaddin Caddesindedir. Medresenin vakfiyesinden ilk yapının II. Kılıçaslan döneminde vezir Şemseddin Altunbanın (Altıapa) yaptırdığı sanılmaktadır. (XII. yy sonu). Cami ve medrese Hacı Ebu Bekir tarafından 1332′de genişletip yenilenmiştir.</p>
<p>Firuze ve mor çinilerden geometrik geçme motifler ve firuze lacivert çinilerden kıvrık Rumilerden oluşan iki kuşakla çevrili mihrap bu türün Anadolu’daki en eski örneklerindendir. Yapı, eskiliği ve burada Mevlana Celaleddin Rumi’nin ders vermiş olması nedeniyle önemlidir.</p>
<p>Sahip Ata Külliyesi (Merkez): Son yıllardaki araştırmalar Sahip Ata Cami’nin aslında bugünkü çifte minareli cepheye kadar uzandığını ve ağaç direkler üzerine ahşap bir cami olduğunu göstermektedir. Selçuklu veziri Sahip Ata tarafından başlandığı ve mimar Kölük Bin Abdullah’ın eseri olduğu yazılıdır. Buna göre, Anadolu Selçuklularının bilinen en eski ağaç direkli camisi olmaktadır. 1283′de tamamlanan türbe ve hanikahla yapı, bir külliye haline gelmiştir. Bu yapıdan günümüze yalnız, şahane çini mozaik mihrap kalmıştır.</p>
<p>Lala Mustafa Paşa Külliyesi (Ilgın): Külliye; cami, imaret ve han olmak üzere üç bölümden oluşmaktadır. Cami çarşı içinde geniş bir alanı kaplayan külliyenin bir bölümünü teşkil etmektedir.</p>
<p>1576 yılında Lala Mustafa Paşa tarafından yaptırılan külliye bazı kaynaklarda Mimar Sinan’ın eserleri arasında geçmektedir.</p>
<p>Eşrefoğlu Cami (Beyşehir): Beyşehir İlçesi’nin kuzeyinde, İçeri Şehir Mahallesindedir. 1296-1299 yılları arasında yaptırılmış olup, Anadolu’daki ahşap camilerin en büyük ve orijinalidir.</p>
<p>Taş ve ağaç işlemeleri, kalem işleri, mozaik çini süslemeleri, Selçuklu sanatının son ve en olgun şekilde gelişmiş bir üslûp beraberliği içinde ahenkli bir bütün meydana getirmektedir.</p>
<p>Tümüyle firuze, lacivert ve mor çini mozaik kaplı mihrap 6 m yüksekliği, 5.50 m genişliğiyle çinili mihrapların en görkemli örneklerindendir. Yapı portalindeki zengin taş süslemeleri, iç mekanda yer verilen çinileri, taşıyıcıları ve minberdeki ahşap süslemeleriyle Beylikler Devri’nin (Eşrefoğlu Beyliği) zevkini yansıtmaktadır<br />
Nasreddin Hoca Türbesi (Akşehir): Akşehir’de kent surunun doğusunda, kendi adıyla anılan mezarlıktadır. Onarımlarla özgün biçimini yitiren yapıya günümüzdeki görünümünü 1905′te Akşehir kaymakamı Şükrü Bey kazandırmıştır. Eski yapıdan yalnızca ortadaki ana türbe kalmıştır. Mermer sandukanın baş ucunda gülmece ustasının yaşamını simgelemek üzere H. 683 (1284) olan ölüm tarihi, tersten 386 biçiminde yazılmıştır.</p>
<p>Sille Siyata Manastırı (Merkez): Konya il merkezinin 8 km kuzeybatısında, erken Hıristiyanlık döneminde önemli bir merkezdir. Bu dönemde başta Akmanastır diğer adı ile Haglos Kharitan (St. Choritan) olmak üzere birçok manastır keşişler tarafından kayadan oyularak yapılmış olup, dünyada kurulan ilk manastırlar arasındadır.</p>
<p>Ak Manastır (Haglos Kharitan, Sille): Konya-Sille arasındadır. Kayaya oyulmuş odalarla onları çeviren yapıdan oluşan manastır M.S. 274′de Saint Horion adlı bir aziz adına yapılmıştır.</p>
<p>Haghia Eleni Kilisesi (Sille): Sille Bucağında, M.S. 327′de İmparator Konstantinus döneminde yapılmış olup, Anadolu’daki ilk Hıristiyan kiliselerindendir. Kilise, İsa, Meryem ve havarilerin resimleriyle süslüdür. Kilisenin iç kapısının üstünde yazılı tamir manzumesinden Mikail Arhonkolan ismine kurulduğu anlaşılan yapı, onarılmış ve boş olarak korunmaktadır.</p>
<p>Lystra (Hatun Saray-Meram): Konya’nın güney batısında Hatunsaray Kasabasına bir kilometre mesafede karayolunun sağ tarafında yaklaşık 400 m içerde Zolkara denilen yerdedir.</p>
<p>Lystra Roma imparatoru Agustus devrinde (M.Ö. 6) Nykaoline bölgesinin koloni şehirleri arasına katılmış, daha sonra Hıristiyanlık döneminde önemli bir piskoposluk merkezi olmuştur. Tarsus’tan Yalvaç’a (Antiocheia) gelen St. Paul burada barınamayarak Barnabas ile birlikte Lystraya gelerek burada vaazlar vermiştir. Birinci yılda 12 havariden biri olan Artemus, Lystra piskoposu olmuştur. Günümüzde de Lystra ören yerinde iskan izleri görülmektedir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cennetturkiye.org/inanc-turizmi-konya/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

