istanbul Resimleri ve Tanıtımı

Bozcaada

Etiketler: · · · · · · · · · · · · ·

Bozcaada, Kuzey Ege’deki adalarımızdan biri. Tertemiz denizi, çeşidi bol balık lokantaları, eski kalesi, daracık sokakları, katmerli eski Rum evleri, geleneklerin birçoğunu koruyan günlük yaşamı ile çoğumuzun hayalindeki bir yerleşim merkezi. Nüfusu sadece 2030 kişi.

Kendisi bir ada olan Bozcaadanın çevresinde bir çok küçük ada da bulunuyor. Tavşan, Kaşık, Yılan, Sıçancık gibi ilginç adları olan bu adalara yüzmek kendine güvenen yüzücüler için ayrı bir zevk. Adanın bu küçük adalarıyla birlikte yüzölçümü 42 kilometrekare. Oniki burun ve onbir koy aralıklarla adanın 14 millik çevresinde sıralanıyor.

Bağcılık ve tabii şarapçılık ile balıkçılık halkın başlıca işi. Deniz ürününün her türlüsünü bulabilirsiniz. Ağustos ayında üzümü ve sardalyası bol olan Bozcaada’da Eylül ayında da kalamar keyfi başlıyor. Balıkçılar adanın hemen karşısındaki küçük adacık çevresinde at-çek kalamar yakaladıklarını anlatıyorlor. Liman’daki aile işletmesi Korelinin Yeri’nde, Stafili, Zorba, Paşa, Murat, Kıyı gibi lokantalarda ada balıkçılarının ağlarına takılan balıkların en tazelerini ve Karasakız ile Vasilaki üzümlerinden yapılan yerli şaraplarını tadabilirsiniz. Balıkla şarap içmekten hoşlanmayanlar yemekte rakı içip, sofradan sonra deniz kenarında yaktıkları ateşin başında şarabın tadına bakabilirler. Devamı…

İstanbul’un Tarihi Alanları

Etiketler: · · · · · · · · ·

Deniz Müzesi

Büyük Türk Amirali (16. yy.) Barbaros Hayrettin Paşanın türbesi ve heykelinin bulunduğu Beşiktaş semtindedir. Müzenin zengin koleksiyonları 2 binada ve bahçede sergilenmektedir. Büyük binada eski kayıklar sergilenirken, 3 katlı ana binada eski gemilerin aletleri ve eşyaları, maketler, modeller ve Atatürk’ün özel yatından bölmeler küçük odalarda ve salonlarda sergilenmektedir. Çeşitli deniz olaylarını resimleyen tablolar duvarları süslerler. Üst katta sancaklar ve eski toplar, değişik çağlara ait silahlar yer alır. Bahriye kıyafetleri mankenler üzerinde görülür. Bodrum katı Türk Deniz Kuvvetlerine hizmet etmiş gemilerin parça ve kısımlarına ayrılmıştır. Burada torpidolarda bulunur. Eski kayıklar galerisine kıyıdan ulaşılır. Çok iyi korunmuş 18 yy. – 20 yy. saray veya önemli kişilerin güzel kayıkları, yelkenliler, kürekli tekneler, maketler, gemi parçaları ve diğer hatıralar geniş salonda sergilenmektedir.

Yıldız Sarayı

Boğaziçi’ne hakim tepeler ve vadileri kaplayan geniş alan üzerine serpiştirilmiş, yüksek duvarların çevrelediği avlular içerisinde köşkler, bahçeler kompleksidir. İstanbul’un bu ikinci büyük sarayı günümüze değişik hizmetlere ayrılmış, bölünmüş durumu ile gelmiştir. Hep saray kullanımında olan 500 bin metre karelik koruda 19 yy. başlarında yapılan ilk köşkü diğerleri takip etmiş ve Sultan II. Abdülhamit’in şüpheci şahsiyeti buraları daha emniyetli kabul edince, şimdiki halinde gelişmiştir. Sultan 33 yıllık saltanatında, şehir içinde şehir gibi olan bu korunaklı sarayı resmi dairesi ve haremi olarak kullanmıştı. Geçit ve kapılarla ayrılmış avlularda köşkler, havuzlar, seralar, kuşhaneler, atölyeler ve hizmetli binaları yer alırdı. İki ana girişi yanında birer küçük ve şirin camii bulunur. Zaman içerisinde Harp Akademileri için kullanılan binalar boşaltılmış, kuzey sınırındaki askeri tesisler halen aynı maksatla kullanılmakta, diğer bölümler ise Yıldız Teknik Üniversitesi, Belediye, Milli Saraylar idaresi, İslam Tarihi Sanatları ve Kültürleri Araştırması Organizasyonuna tahsislidirler.

Saray bahçelerinin büyük bölümü eski köşkleri ve meşhur porselen fabrikası ile Yıldız Parkı adı altında halka açıktır. Sahildeki Çırağan Sarayına da buradan geçen bir köprü ile bağlantılıdır. Kompleksin en tanınan yapısı Şale Köşkü’ne de bu parktan ulaşılır. Bakımlı bahçeleri, Alpin av köşklerine benzeyen dış mimarisi, zengin mobilya, dekorasyon, halı ve büyük boyutlu seramik sobaları ile önemli bir müzedir burası. Beşiktaş’ın üst kesimlerinden Yıldız Sarayı ana girişine varılır. Giriş soldaki Muayede köşkü yeni bir müze olarak tamir ve tanzim edilmektedir. Yine sol tarafta Sultanın misafirlerini ağırladığı tek katlı Çit köşkü ve harem girişi, karşıda da görevli subayların ofisleri, Yaveran dairesi bulunur. Harem bölümündeki sera ve tiyatro türlerinin en çarpıcı örnekleridirler. Giriş sağ tarafında personel yemekhanesi iken sonradan silah koleksiyonları sergilenen bölüm, günümüzde sergi ve konserlere tahsis edilmiştir. Yıldız Sarayı Müzesi ve İstanbul Belediyesi Şehir Müzesi de buradadır. Eski marangozhane binasında 1994 yılında tesis edilen Saray müzesinde oyma ve dekorlu ahşap eserler, tahtlar, buradaki özel fabrikada imal edilmiş çeşitli porselen, sarayla ilgili dekoratif objeler sergilenmektedir. Yan taraftaki Şehir Müzesinde ise cam, porselen, gümüş eserler, İstanbul tabloları ve türünün ender örneklerinden bir 16 yy. kandili sergilenmektedir.

Çırağan Sarayı Devamı…

Topkapı Sarayı

Etiketler: · · · · · · · · · · · · · · · · · · · · · ·

Topkapı Sarayı’nın Kısa Tarihçesi

Fatih Sultan Mehmed tarafından 1478’de yaptırılan Topkapı Sarayı, Sultan Abdülmecid’in Dolmabahçe Sarayı’nı yaptırmasına kadar yaklaşık 380 sene Devletin idare merkezi ve Osmanlı sultanlarının resmi ikametgahı olmuştur. Kuruluş yıllarında yaklaşık 700.000 m.² lik bir alanda yer alan Saray’ın bugünkü alanı 80.000 m.² dir.
Topkapı Sarayı, Saray halkının Dolmabahçe, Yıldız ve diğer saraylarda yaşamaya başlaması ile birlikte boşaltılmıştır. Padişahlar tarafından terk edildikten sonra da içinde birçok görevlinin yaşadığı Topkapı Sarayı önemini hiç kaybetmemiştir. Saray zaman zaman onarılmıştır. Ramazan ayında padişah ve ailesi tarafından ziyaret edilen Mukaddes Emanetler Dairesi’nin her yıl bakımının yapılmasına ayrı bir özen gösterilmiştir.
Topkapı Sarayı’nın ilk defa, adeta bir müzeymiş gibi ziyarete açılması Sultan Abdülmecid (1839-1861) dönemine rastlar. O dönemin İngiliz elçisine Topkapı Sarayı Hazinesi’ndeki eşyalar gösterilir. Devamı…

istanbul Boğazı

Etiketler: · · · · · · ·

Beylerbeyi Ortaköy ile yarışıyor…
Beylerbeyi ve Ortaköy boğazın her iki yakasında yer alan iki güzide semt. Önemli özelliklerine karşı ortak, benzer tarafları ise oldukça fazla. Öncelikle her ikisi de boğaz köprüsü ayakları altında yer alıyor. İkisinde de birer yalı camisi var. Beylerbeyinde Beylerbeyi Sarayı, Ortaköy de Çırağan Sarayı rekabeti daha da artırıyor. İki semtte de Saraylar, camiler gece ışıl ışıl renk efektleri ile aydınlatılıyor. Garip bir tesadüf her iki yakadaki camide deniz kenarında bulunması nedeniyle kubbelerinde fazla ağırlık olmaması için ahşap olarak inşa edilmiş ve ikisi de farklı zamanlarda yangın geçirmiş ve sonradan restorasyon görmüşler. İki ayrı kıtanın bir başka hoşgörülü özelliği de camilerin yanı sıra diğer dinlere ait mabetlerin bir arada bulunması.Türklerin diğer dinlere olan saygısının en güzel görülen örneği Ortaköy de cami, sinagog, kilise mozaiği yan yana yer alırken, Beylerbeyi Kuzguncuk arasında cami ve kiliseyi bir arada görmek mümkün oluyor. İki semtte de çevrede çok sayıda restoranlar, cafeler, çay bahçeleri, midyeciler, parklar var. Öyle böyle değil yarış devam ediyor maalesef her iki semtin kanalizasyonları cami önlerinden denize akıyor!.
Her ikisinin de birer iskelesi var, şehir hatları tarifeli seferleriyle gemiler yanaşıyor. Bu iskelelerde karaya ayak basanlar için belki yok ama , Boğaz Köprüsüyle Anadolu dan Avrupa ya, Avrupa dan Anadolu ya yolculuk yapanları “Avrupa Kıtasına veya Asya Kıtasına Hoş geldiniz” tabelaları karşılıyor. Bu semtlerin farklı tarafları da yok değil tabi, mesela özellikle Avrupa sahili silueti üzerinden gün batımı Beylerbeyi sahilinden zevkle seyredilirken, mehtabın bilhassa Eylül Ekim aylarına rastlayan dönemlerinde Beylerbeyi sırtlarından doğuşuyla Beylerbeyi Sarayı eteklerine vuran yansıması Avrupa yakasında Ortaköy’den seyri muhteşem oluyor. Günümüzde Beylerbeyi cıvıl cıvıl, boğaz havası almak, iki çöp midye tava yemek, veya sahilde olta sallamak, yorgunluk atmak amacıyla sahil, restoranlar, cafeler soluklanmak isteyenlerin mekanı olurken Beylerbeyi tüm gelişmelere karşı eski ve köklü bir semt olduğunu sahile diktiği tabelasıyla vurgulamaya çalışıyor. Geçmişte anlatılanlar ise gülümsemeyle hatırlanıyor. Eski Beylerbeyinde “şirket-i Vapurları iskeleye geldiği zaman vapura binmek isteyen İstanbul beyefendileri birbirlerine aman efendim siz önden buyurun yok canım hiç olur mu, istirham ederim sizden sonra, siz buyurun demekten vapur 15 dakika rötar yaparmış! İskelelerde yaşanan bu inme binme süresindeki teşrifat merasimi yüzünden “Çengelköy’ün zerzevatı, Beylerbeyinin teşrifatı, Kuzguncuk’un haşaratı, Üsküdar’ın hırdavatı diye, vapurun gecikme nedenini anlatan kaptana ait sözler tekerleme halini almış. Bu köklü semtten belki de bir çok kişinin gözünden kaçan detayları da görmek mümkün oluyor. Beylerbeyi Camisinin yol tarafında bulunan iki basamaklı taş Padişahın Beylerbeyi Sarayından çıkıp aköy’e geçerek devam ediyoruz. Ortaköy gerek mimarisi gerekse hemen hemen her evin Beylerbeyi Camine Cuma namazına faytonla geldiği zaman faytondan inmek için kullandığı basamaklar olarak kaldırımda sessizce varlığını koruyor. Devamı…

Günlük Ortalama 350.000 Ziyaretçisi ile 500 Küsür Yıllık “KAPALIÇARŞI”

Etiketler:

İstanbul’da, büyük camilerin çoğunun çevresinde, medrese, imaret gibi yapılarla birlikte muntazam çarşılar da inşa edildiği bilinmektedir. Cami külliyelerine dahil olan ve ‘arasta’ diye adlandırılan bu çarşıların bir kısmı Osmanlı’nın son dönemlerinde, önemli bir kısmı da İstanbul’daki Cumhuriyet sonrası altyapı çalışmalarında yıkılmıştır.

Bugün, bu çarşılardan, eski özelliğini de bir ölçüde koruyarak faaliyetine devam eden Eminönü’nde Yeni Cami bitişiğindeki Mısır Çarşısı, Sultan Ahmet Camii’nin kıble tarafındaki Arasta ya da Sipahi Çarşısı ve Bayazıt Camii’nin yanındaki Sahaflar Çarşısı kalmıştır. Laleli Camii’nin altında da, vaktiyle çarşı olarak inşa edilmemiş olmasına rağmen bugün eski doğu bloku ülkelerinden gelen turistlere giyecek satan dükkanların yeraldığı bir çarşı bulunmaktadır.

İstanbul’un tarihi çarşıları içinde en büyüğü ve en ünlüsü ise, Nuruosmaniye ile Bayazıt Camileri arasındaki geniş alana kurulmuş olan Kapalıçarşı’dır. Devamı…

Pierre Lotiyi Gezelim Turizm

Pierre Loti tepesi, Eyüp’ün en önemli mekanlarından biridir. Özellikle tarihi yarımadayı keşfe çıkan yabancı turistlerin ve kültür turuna çıkan İstanbullular’ın keyif yeri. Pierre Loti, adını Türk dostu olarak bilinen Fransız yazar asıl adı Julien Viaud olan Pierre Loti’den alıyor.

Deniz subayı olan Loti, Türkiye’ye ilk gelişinde ( 1876 -1877 ) Aziyade adında genç bir Osmanlı kadınına gönlünü kaptırır. Loti, Eyüp’teki evinde sık sık buluştuğu genç kadınla yaşadığı günleri bir günlüğe yazar . İstanbul’dan ayrıldıktan sonra Aziyade ile yaşadıklarını “Aziyade” diye bir kitapta toplar. On yıl sonra Pierre Loti İstanbul’a tekrar geldiğinde Aziyade’nin ölümüyle yıkılır. Fransız yazar, Türkiye’de bulunduğu sürece başında fes, elinde tesbihle Türk kılığına girip Türkler’in arasında gezinmekten hoşlanır. Sık sık Haliç sırtlarındaki bu kahveye gider, anılarını yadeder, görkemli manzarada eski günlerine döner. Nasıl olduğu bilinmiyor ama o zaman beri bu yer Pierre Loti olarak anılmaktadır. Devamı…