<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Cennet Türkiye &#187; istanbul</title>
	<atom:link href="http://www.cennetturkiye.org/category/il-il-turkiye/istanbul/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.cennetturkiye.org</link>
	<description>Cennet Türkiyemiz Hakkında Herşey!! Resimler, Tanıtım Videoları, Yapılabilecek Aktiviteler, Sağlık Turizmi Kamp Turizmi vs.</description>
	<lastBuildDate>Sun, 23 Oct 2011 07:30:51 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.1</generator>
		<item>
		<title>Heybeli Ada Turizmi Resimli</title>
		<link>http://www.cennetturkiye.org/heybeli-ada-turizmi-resimli/</link>
		<comments>http://www.cennetturkiye.org/heybeli-ada-turizmi-resimli/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 23 Oct 2011 07:30:51 +0000</pubDate>
		<dc:creator>falone</dc:creator>
				<category><![CDATA[Heybeliada]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cennetturkiye.org/?p=1086</guid>
		<description><![CDATA[&#160; Halki Ada, yani Heybeliada. Uzaktan baktığımızda gerçekten bir heybeye benziyor. Vapur adaya yaklaşırken bunu bizzat görebiliyorsunuz. Burada şehirden, gürültüden ve tabii trafikten uzak bir gün geçirebilirsiniz. Heybeliada’ya ulaşım Kabataş, Sirkeci ve Bostancı iskelelerinden kalkan vapur ve denizotobüsü ile sağlanıyor. Eğer vapur başka bir adaya uğramazsa, Heybeliada’ya Bostancı’dan yaklaşık yarım saat süren keyifli bir deniz [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>
<p>Halki Ada, yani Heybeliada. Uzaktan baktığımızda gerçekten bir heybeye benziyor. Vapur adaya yaklaşırken bunu bizzat görebiliyorsunuz. Burada şehirden, gürültüden ve tabii trafikten uzak bir gün geçirebilirsiniz.</p>
<p>Heybeliada’ya ulaşım Kabataş, Sirkeci ve Bostancı iskelelerinden kalkan vapur ve denizotobüsü ile sağlanıyor. Eğer vapur başka bir adaya uğramazsa, Heybeliada’ya Bostancı’dan yaklaşık yarım saat süren keyifli bir deniz yolculuğu sonunda ulaşıyorsunuz.</p>
<p>İskeleye yaklaşırken, sahildeki Deniz Lisesi’ni, yani eski Bahriye Mektebini göreceksiniz. Bu okulun orada olmasından mı bilinmez, vapurdan iner inmez Heybeli’nin , Büyükada ile ne kadar farklı olduğunu görüyorsunuz. Çok daha az gürültü, daha az kalabalık bir ada karşılıyor sizi… Heybeli biraz sanki sakinliğin adası gibi…<span id="more-1086"></span></p>
<p>İskeleden faytonculara doğru yürürken, çay bahçesinde, Orhan Pamuk’u görüyoruz. Karşısında martılar, aldığı notlara dalmış ama dayanamıyoruz ve hemen soruyoruz, nedir Heybeli’yi sizin için bu kadar özel yapan?</p>
<p>Ve hemen cevap veriyor bize: “Ben doğduktan iki hafta sonra Heybeliada’ya bundan aşağı yukarı 50 yıl önce gelmişim. O zaman bu zaman hep gelirim. Burası yazları benim hayatımin merkezidir. Hala da çok seviyorum. Yazları burada geçiriyorum. Çok da memnunum. Öteki adalar biraz daha orta yukarı sınıfların zenginliklerini gösterme yeridir. Burası daha çok insanların tatil yaptığı dinlediği gerçek bir tatil yeridir. Bir de İstanbul’u olduğu gibi, burayı tanıyorum ve burası artık vücudumun bir parçası olmuş. Buraya alışmışım. Onun için seviyorum. Gerçekten sevdiğiniz yerleri ve kişileri neden sevdiğimizi bilmeyiz, bilmek de istemeyiz. ”</p>
<p>Orhan Pamuk’u yakalamışken sorulmaz mı hemen, “nereyi mutlaka görmek lazım Heybeli’de ” diye… Çamlimanı’na mutlaka gidin diyor bize ve Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın Çamlimanı’nda geçen hikayesini hatılatıyor.</p>
<p>Biz de hemen Orhan Pamuk’un tavsiyesine uyuyoruz ve faytona biner binmez, arabacıya, Çamlimanı’na gitmek istediğimizi söylüyoruz.</p>
<p><img src="http://img86.imageshack.us/img86/2763/heybeliada4pt.jpg" alt="" border="0" /></p>
<p>Biz Çamlimanı’na faytonla gidiyoruz ama adayı keşfetmenin yolu yürümek tabii ki. Zaten daha yolda burayı görür görmez içiniz ferahlamaya başlıyor çünkü burası tam anlamıyla cennetten bir köşe.</p>
<p>Çamlimanı, özellikle haftasonları tekne ve yatlara ev sahipliği yapıyor. Hava o kadar temiz ki, Heybeli’nin simgesi niteliğindeki Sanatoryum da hemen Çamlimanı’nın üzerine kurulmuş.</p>
<p>Çam ağaçları ile deniz de o kadar güzel bir manzara oluşturuyor ki Çamlimanı’nda, buradan ayrılmakta zorlanıyoruz.</p>
<p>Faytonlar Heybeliada’nın vazgeçilmezi. Nefis bir manzara ve çam ağaçları eşliğinde adayı dolaşmak son derece keyifli.</p>
<p>Çamlimanı yakınında Heybeliada’nın en ünlü manastırlardan biri olan Terk-i Dünya manastırına da uğruyoruz. Manastır, hakikaten adına yakışır bir sessizlik içinde.</p>
<p>Türk edebiyatının önemli isimlerinden Ahmet Rasim ve Hüseyin Rahmi Gürpınar da yıllarca Heybeliada’da yaşamış. Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın ağaçlar içindeki evi şimdi müze haline getirilmiş.</p>
<p>İsmet İnönü’nün evinin önünden de geçiyoruz faytonla. Biraz bakımsız kalmış ev doğrusu ama müze olarak gezilebiliyor.</p>
<p>Halki Palas Oteli sadece Heybeliada’nın değil, İstanbul’un da en eski otellerinden biri. Eski ama geçirdiği yangından sonra son derece konforlu ve modern bir şekilde restore edilmiş. Biz de burada kalmasak bile balkonunda bir çay içelim diyoruz.</p>
<p>Halki Palas, ikinci derecede tarihi eser olduğu için, yangından sonra dışı tamamen eskisine göre yapılmış. Odalarıysa her türlü donanıma sahip. Bazı odalar deniz veya çam ormanı manzaralı.</p>
<p>Otelin lobisinde birisi size ıslık çalarsa sakın şaşırmayın. Halki Palas’ın papağanı Koko’dur nasılsa…</p>
<p>Heybeliada’nın en yüksek tepelerinden biri olan Ümit Tepesi üzerindeki Ruhban Okulu da mutlaka ziyaret edilmesi gereken yerlerden. Ama önce mutlaka özel izin alınması gerekiyor.</p>
<p>Dünyaca ünlü eski Ruhban Okulu’nun yani Papaz Okulu’nun bahçesinde manzara muhteşem. Hem bahçe hem de okulun binası gezilmeye değer.</p>
<p>Heybeliada’da birçok farklı yerden denize girmek mümkün. Sadık Bey Plajı da bunların içerisinde en eskisi. Burada Burgazada’yı ve Kaşıkadası’nı karşınıza alıp deniz keyfi yapabilirsiniz.</p>
<p>Sadık Bey Plajı, İsmet İnönü’nün ünlü çivileme atlayışlarını yaptığı yerlerden biri. Hala genç yaşlı birçok adalı buradan denize giriyor.</p>
<p>Plajın yukarısında Değirmen Burnu piknik alanı var. Burası adını tepedeki eski değirmenden alıyor.</p>
<p>Tepeleri çevreleyen yollarda, çamların içerisinde güzel ve manzaralı yürüyüş güzergahları da çok. İster faytonla küçük ya da büyük tur yapın, ister yürüyün, adanın büyük bölümünü bir günde keşfedebilirsiniz.</p>
<p>Heybeli’nin lokantaları denizin kenarında Yalı Caddesi üzerinde sıralanıyor. Mavi Restaurant da balık lokantaları içinde en iyilerden biri. Menü de tabii ki balık ve deniz ürünleri ağırlıklı.</p>
<p>Heybeli’deki sıra sıra balık lokantalarının hemen hepsi benzer menüler sunuyor. Üç kardeşin, Nigar, Fikriye ve Faruk kardeşlerin işlettiği Mavi Restaurant kendi hazırladıkları zeytinyağlıları ile ünlü. Mavi’de fava, karidesli börek ve iskorpit salatasının tadına bakmakta yarar var.</p>
<p>Kediler de nasibini alıyor tabii balıklardan, etraf balık lokantası dolu olunca. Yemekler leziz, manzara şahane, ama manzarayı bozan deniz otobüsü iskelesini görmezden gelirseniz tabii. Sahilde tam ortada kurulmuş olan iskele görüntüyü bozuyor doğrusu.</p>
<p>Heybeliada’da geçen bir günü özetlemek için bence tek bir kelime var: Huzur. Bunu adanın her köşesinde hissedebiliyorsunuz. İşte bu yüzden Heybeli’yi bırakıp şehrin karmaşasına dönmek çok zor geliyor.</p>
<p>Heybeli’den ayrılmak gerçekten zor ama geç saatlerde de vapurlar var. Heybeli’den Bostancı’ya son vapur gece saat ikiye çeyrek kala.</p>
<p><img src="http://img86.imageshack.us/img86/7458/014bz.jpg" alt="" border="0" /></p>
<p><img src="http://img88.imageshack.us/img88/2076/025yc.jpg" alt="" border="0" /></p>
<p><img src="http://img86.imageshack.us/img86/1433/034qc.jpg" alt="" border="0" /></p>
<p><img src="http://img91.imageshack.us/img91/8080/052wo.jpg" alt="" border="0" /></p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cennetturkiye.org/heybeli-ada-turizmi-resimli/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Büyükada</title>
		<link>http://www.cennetturkiye.org/buyukada/</link>
		<comments>http://www.cennetturkiye.org/buyukada/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 02 Jun 2011 05:00:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator>falone</dc:creator>
				<category><![CDATA[Haftasonu Gidilebilecek yerler]]></category>
		<category><![CDATA[İl İl Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[istanbul]]></category>
		<category><![CDATA[Tarihi-Turistik-Seçkin Mekanlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cennetturkiye.org/?p=975</guid>
		<description><![CDATA[İstanbul çevresindeki Marmara adalarına eskiden Prens Adaları denirdi. İmparator 2. Justinianus Kuropalatis MS. 569’da adada bir saray ve manastır yaptırdığı için bu adla anılmış. Daha sonra prenslerin sürgün yeri olmuş. Adaların bir diğer adı da Papadonissia, yani Papaz Adaları idi. Manastırların çokluğu ve keşişlerin inzivaya çekilmek üzere adalara gitmelerinden geliyor bu ad da. Günümüze daha [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img src="http://www.istanbul.gov.tr/Portals/Istanbul/newimg/heybeli.jpg" alt="" /></p>
<p><img src="http://www.mavi-yesil.com.tr/imageMagic.cfm?image=buyukada.jpg&amp;width=370&amp;height=270" alt="" /></p>
<p>İstanbul çevresindeki Marmara adalarına eskiden Prens Adaları denirdi. İmparator 2. Justinianus Kuropalatis MS. 569’da adada bir saray ve manastır yaptırdığı için bu adla anılmış. Daha sonra prenslerin sürgün yeri olmuş. Adaların bir diğer adı da Papadonissia, yani Papaz Adaları idi. Manastırların çokluğu ve keşişlerin inzivaya çekilmek üzere adalara gitmelerinden geliyor bu ad da. Günümüze daha yakın zamanlarda ise adalar azınlıkların yerleştiği yerler oldu. En yakın zamanlarda da Güneydoğu’dan gelen Süryaniler buralara yerleştiler.</p>
<p>Kartal ile Maltepe karşılarında sıralanan ve İstanbul’a uzaklıkları 2.3 km (Büyükada) ile 15.5 km (Yassıada) arasında değişen adaların tarih boyunca değişik biçimlerde de olsa hep bir sürgün yeri olması garip gelebilir insana. Ama dönemin ulaşım koşulları düşünüldüğünde bu anlaşılır bir şey olmalı. Buharlı vapurlar icadolup da 1846’da Adalara çalışmaya başlayıncaya kadar Adalar “denizaşırı” idi.</p>
<p>Anadolu’ya paralel sıralanan Kınalı, Burgaz, Kaşıkadası, Heybeli, Büyükada ve Sedefadası’ndan başka arka tarafta Tavşanadası, Yassıada ile Sivriada olmak üzere dokuz ada vardır. Bu güzel adaların prenslerin, tahttan indirilen imparatorların sürgün ve bazen de ölüm yeri olması talihsizliği Türklerin İstanbul’u almasıyla son bulmuştur. İdare-i Mahsusa vapurlarının Kadıköy-Adalar seferleri başladıktan sonra Adalar kalabalıklaşmaya, İstanbul’un sayfiyelerinden biri olmaya başladılar. Gene de günümüze kadar gelen bir özelliği var Adaların. Kınalı’yı Ermeniler, Burgaz’ı Rumlar, Büyükada’yı Yahudiler seçtiler daha çok. Heybeli’de ise Türkler çoğunluktaydılar. Çoğunluk meselesi bugün için biraz bulanıklaşsa da bu özellik esas olarak devam ediyor.</p>
<p>Büyükada adalardan oluşan ilçenin merkezidir. Kaymakamlık, belediye, ilçenin devlet daireleri ilçe merkezi olan Büyükada’dadır. Diğer adalar ise muhtarlıktır.</p>
<p>Büyükada<span id="more-975"></span></p>
<p>Büyükada köşkleri, kulüpleri ve oturanları ile diğer adalardan biraz farklıdır. Deyim yerindeyse Adaların metropolüdür. Burgaz ile Kınalı ise daha “mütevazi” adalardır. Büyükada’nın dört tepesinden en yüksek olanı adını Aya Yorgi Kilisesi’nden alıyor. Günümüzde Yüce Tepe denir oldu. Diğer tepe de adını üzerindeki Khristos Manastırı’ndan alıyor. Aya Yorgi 23 Nisan ve 24 Eylül günleri çok kalabalık olur. Her dinden insan toplanır ve dua edip dilekte bulunurlar. Yan taraftaki kafeteryada da Aya Yorgi’nin özel şarabı içilir.</p>
<p>Birlik Meydanı’nın biraz aşağısında 14. yy’da yapılan 1868’de yenilenen Aya Nikola Büyükada’nın bir diğer kilisesidir. Cami olarak mimari değeri olan Hamidiye camisi anılabilir.</p>
<p>Diğer adalarda olduğu gibi burada da motorlu taşıt yoktur. Sadece ambülans, arazöz gibi resmi taşıtlar bulunur. (Resmi taşıtların sayısı giderek artıyor ve bu işin tadı kaçmaya başlıyor ya neyse.) Ulaşım 230 faytonla sağlanır. Bir de bisikletler kullanılır. Yük de insanla çekilen elarabaları veya atlı araba ile taşınıyor. Adalarda toplam yüzbin bisiklet olduğu hesaplanıyor. Bisikletlerin plakalı olduğu tek yer de Adalar.</p>
<p>Gezi amacıyla faytonlar küçük ve büyük ada turları yaparlar. Küçük tur beş kilometre, Çankaya caddesi-Nizam yolundan Dil Burnu, Yörükali, Birlik Meydanı(Lunapark), Hagios Nikolaos Kilisesi ve Maden tarafına gidiyor. Lunapark’taki gazinoda mola veriliyor, birşeyler içmek için. Büyük tur ise 12 kilometre sürüyor. Büyük tur yolu üzerinde bulunan faytoncu barakaları geniş bir alanda hiç te iç açıcı bir görüntü yaratıyorlar. Yıllardır süren ve bir türlü de çözümlenmeyen sorun olarak duruyor, bu çevre kirliliği ve sağlıksız koşullarda yaşayan faytoncu ailelerinin çilesi.</p>
<p>Adanın en ünlü plajı Yörük Ali’dir. Deniz son yıllarda kirlendi ama hala İstanbul’da Karadeniz kıyıları ve Boğaz’ın kimi yerleri dışında denize girilebilen tek yer Adalar. Hele bir de tekneyle dolaşıp kuytu bir koy bulursanız.</p>
<p>Büyükadada faytonla büyük ve küçük tura katılmak adada ikamet edenlerin değil de adaya günübirlik gelenlerin tercihidir. Büyükadayı yaz veya yaz- kış mesken tutanların en büyük tutkusu ise yürümektir. Özellikle sabah saatlerinde çam ve iyot kokusunun sindiği o ferahlatıcı atmosferde yürümenin keyfine doyulmaz. Çankaya Caddesi boyunca sıralanan bakımlı bahçeli evler ve tarihi konakları seyirle başlayan, tepelere çıktıkça güzelleşen, Heybeli ve İstanbul’u içine alan nefis bir panoramayı ayaklar altına seren, Aşıklar Yolu’na girip çam ormanı içindeki toprak yürüyüş yolunda devam eden, Lunapark ya da Rum Yetimhanesi çevresinde soluklanıp Aya Yorgi’ye yönelen bir yürüyüş güzergahı her şeye, ama her şeye değer.</p>
<p>Büyükada’da dokuz Rum Ortodoks, bir Ermeni, bir Latin kilisesi ile bir Musevi Sinagogu vardır. Adanın en yüksek tepesi olan Aya Yorgi Tepesi’ndeki Aya Yorgi manastırı ve Kilisesi, ikinci yüksek tepe üzerindeki Hristos Kİlisesi ve manastırı, küçük tur yolu üzerinde ve Maden semtinde Aya Nİkola Kilisesi, KUmsal semtinde Aya Dimitri Kİlisesi, iskeleye yakın San Pasifiko Latin Katolik Kilisesi, Anadolu Kulüp’ün biraz üstündeki Ermeni Katolik Kilisesi başlıcalarıdır. Aya Yorgi Kilisesi bugünkü haliyle 1905 yılında yapılmış. Ancak çan kulesi 1870’lere tarihleniyor. Ancak bazı kaynaklarda, buradaki ilk kilise ve manastırın yapımının Bizans dönemine, 6. yüzyıla kadar gittiği yazılıyor.</p>
<p>Aya Yorgi yolu Luna Park’tan sonra dik ve parke taşlı. Yürüyerek ya da Luna Park meydanından kiralanabilen eşeklerle çıkılabiliyor. 23 Nisan günü Aya Yorgi’ye çıkanların yolboyu makiliklere ve ağaçlara bağladıkları çaputlar ilginç bir görüntü oluşturuyor.</p>
<p>Aşıklar Yolu üzerinde olan, Luna Park’a bir asfalt yolla bağlanan ve adanın iskele meydanı dışında hemen her tarafından görülebilen Rum Yetimhanesi, Avrupa’nın monoblok en büyük ahşap yapısı sayılıyor. 1898-1899 yıllarında Fransızlar tarafından otel yapılmak üzere inşa edilen ancak yönetimden izin alınamadığı için işletilemeyen 235 odalı bina, Eleni Zafiri adlı bir Rum kadın tarafından satın alınır ve o tarihe kadar Yedikule balıklı Rum Hasatanesi’nde bulunan yetimhane buraya taşınır. Yetimhane 1960’dan bu yana boş duruyor. Geçen yıllarda otel olarak kullanılmak üzere restorasyon projesi hazırlandı ama bu proje çeşitli güçlüklerle karşılaşıp rafa kaldırıldı.</p>
<p>Son yıllarda yaşanan yoğun yapılaşmaya, kalabalıklaşmaya rağmen, Büyükada’nın tarihi dokusu ve doğası büyük ölçüde korunmuştur. Bir yandan zengin azınlığın, öte yandan Cumhuriyet dönemi aydınlarının, yazarlarının, üst düzey yönetici ve siyaset adamlarının ilgi gösterdiği Büyükada, 19. yüzyıl sonlarından bugüne son derece canlı ve renkli bir sosyal yaşama sahne olmuştur. Ahşap binalar korumaya alınmış, ada tümüyle SİT alanı ilan edilmiştir.</p>
<p>Splendid Palas Oteli, Anadolu Klübü, belediyenin bulunduğu konak, kaymakamlığın bulunduğu Hacapoulos Köşkü, uzunca bir süre ilkokul olarak kullanılan İskenderiye Patriği Sofranios’un köşkü, İzzet Paşa köşkü İskeleden çıkınca hemen karşınızdaki yeni restore edilen Saydam Planet oteli adanın gözalıcı yüzlerce yapısından yalnızca birkaçıdır.</p>
<p>Sovyet Devrimi’nin liderlerinden Troçki sürgün yaşamının ilk dört yılını adanın Heybeli’ye bakan bölümündeki bir yalıda geçirmişti. Halikarnas Balıkçısı Cevat Şakir de Şakir Paşa köşkünde doğup büyüdü.Reşat Nuri Güntekin eserlerini, Maden semtindeki konutunda kaleme aldı.</p>
<p>Büyükada’ya Sirkeci, Kadıköy ve Kartal’dan vapur, Kabataş ve Bostancı’dan hem vapur, hem de deniz otobüsü ile gidebilirsiniz. Yazın haftasonları büyük motorlar da Kartal ve Bostancı’dan dolmuş yaparlar.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cennetturkiye.org/buyukada/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yeni Çırağan Sarayı</title>
		<link>http://www.cennetturkiye.org/yeni-ciragan-sarayi/</link>
		<comments>http://www.cennetturkiye.org/yeni-ciragan-sarayi/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 01 Jun 2011 05:00:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator>falone</dc:creator>
				<category><![CDATA[Haftasonu Gidilebilecek yerler]]></category>
		<category><![CDATA[istanbul]]></category>
		<category><![CDATA[Tarihi-Turistik-Seçkin Mekanlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cennetturkiye.org/?p=1257</guid>
		<description><![CDATA[Sarayın İnşaasıyla İlgili Yapılan ÇalışmalarYeni Çırağan’ın deniz cephesinde bulunan kapılarından biri Sultan Abdülaziz 1861′de tahta çıktığında Çırağan Sarayı inşaatı kendisini beklemekteydi. Yeni Padişah saltanatının ilk yıllarında uyguladığı tasarruf tedbirlerini kısa süre sonra bir yana bırakarak 20 Ocak 1863 günü sarayın yapımını başlatır. Sarayın mimarı Nikoğos Balyan’dır. Sultan Abdülmecid döneminde binanın yeniden inşaasıyla ile ilgili olarak [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-family: Times New Roman;"><strong>Sarayın İnşaasıyla İlgili Yapılan Çalışmalar</strong></span><span style="font-family: Times New Roman;">Yeni Çırağan’ın deniz cephesinde bulunan kapılarından biri<br />
Sultan Abdülaziz 1861′de tahta çıktığında Çırağan Sarayı inşaatı kendisini beklemekteydi. Yeni Padişah saltanatının ilk yıllarında uyguladığı tasarruf tedbirlerini kısa süre sonra bir yana bırakarak 20 Ocak 1863 günü sarayın yapımını başlatır. </span><span style="font-family: Times New Roman;">Sarayın mimarı Nikoğos Balyan’dır. Sultan Abdülmecid döneminde binanın yeniden inşaasıyla ile ilgili olarak yapılan çalışmalar esnasında kendisine bu görev verilmiş, O da Yeni Çırağan Sarayı’nın planlarını hazırlamıştır. Fakat hem devletin içinde bulunduğu maddi darboğaz, hem de kendisinin 1858′de ölümü üzerine hazırladığı planlar uygulanma fırsatı bulamaz. Ölümünden beş yıl sonra bu planları kardeşi Serkis Balyan kullanacaktır. </span><span style="font-family: Times New Roman;">Yeni Çırağan Sarayı’nın mimarı olarak birçok kaynakta Serkis Balyan’ın ismi geçmesine rağmen, saray ile ilgili olarak incelenen hiçbir belgede bu bilgiyi doğrulayacak açık bir kayda rastlanılmamıştır. Saray inşaatında görevli kalfalardan biri olarak görülen Serkis Bey, Kardeşi Agop Balyan ile birlikte sarayın müteahhitliğini de yapmıştır. Ancak Serkis Balyan’a saray inşaat alanında bir “resim odası” oluşturulmuştu. Bu oda için alınan malzemelerden anlaşıldığına göre (İngiliz ve Fransız kağıtları, resim kağıdı, metrelik kağıt, boya takımı, resim fırçası, kurşun kalem, cetvel tahtası ve gönye tahtası) burası Balyan’ın bazı detay plan çizimlerini yaptığı bir merkezdi. Ayrıca yine bu bölümde Osmanlı Mimarisi’nde bir gelenek olarak uygulanan, yapılacak olan binanın bir maketinin hazırlanması işi de Serkiz Bey tarafından gerçekleştirilmiş ve Çırağan Sarayı’nın maketi hazırlanarak Sultan Abdülaziz’in beğenisine sunulmuştur. </span><span style="font-family: Times New Roman;">İnşaat alanı içerisinde yer alan Beşiktaş Mevlevihanesi Fındıklı’daki Karacehennem İbrahim Paşa Konağı’na nakledilir. Mevlevihane buradan da önce Maçka’ya ve daha sonra da Bahariye’ye taşınır. </span><span style="font-family: Times New Roman;">Sarayın yapımı için gerekli olan malzeme alımı ve ödemeleri; usta, sanaatkâr ve işçilerin ücret ve yevmiyelerinin kayıt ve kontrollarının yapılması konusunda oldukça detaylı bir teşkilatlanmaya gidilmiştir. </span><span style="font-family: Times New Roman;">Saray inşaatında çalışan görevli memurların başında Ahmet Rıfat Efendi bulunmaktaydı. Onun denetimi altında Hafız Rıfat Efendi ve Samak Efendi olmak üzere iki kâtip, Kemal Ağa ve Esteban Efendi adında iki ambar memuru çalışmaktaydı. Ayrıca bütün malzeme alımlarını kontrol altında tutan Hasan Efendi, Samador ve Petrak Efendiler daimi olarak tetkikte bulunmaktaydılar. Geceleri saray inşaat alanını korumak üzere on yedi bekçi istihdam olunmuştu. Bütün harcamaları kayıt altına alan on sekiz kişilik mutemed kadrosu oluşturulmuştu. Çalışmalar sırasında meydana gelebilecek kaza ve yararlanmalara karşılık Cerrah Osman Ağa isminde bir doktor görevlendirilmişti. Perakende olarak yapılan malzeme alımlarını Pazarcı Hulusi Efendi ve ortağı Tevfik Efendi gerçekleştirmekteydiler. </span><span style="font-family: Times New Roman;">Başlangıçta gerçekleştirilen bu düzenleme, saray inşaatı ilerlediğinde yapılan her bir birim için ayrı kâtipler, mutemetler ve gece bekçileri şekline dönüşür. </span><span style="font-family: Times New Roman;">Yeni Çırağan Sarayı’nın yapımı ile ilgili bilgiler dörder haftalık icmaller halinde hazine defterlerine kaydedilmekteydi. Malzeme alımlarıyla ilgili ayrıca kontrat defterleri oluşturulmuştu. Kontrat defterlerinde alınacak malzemenin bütün özellikleri sırasıyla sayılmakta ve bir numune üzerinde gösterilmekteydi. Teslim edilen malın gösterilen numunesine uygun olmaması ve belirtilen özelliklerde bulunmaması durumunda hiçbir ücretin ödenmeyeceği vurgulanmaktaydı. Ülke içerisinde uzak bölgelerden temin edilen kereste ve sair malzemenin hangi yollardan İstanbul’a taşınacağı ve gerekirse ulaşımda güçlük çekilen bölgelerde devlet tarafından acilen yol yapımı çalışmalarının başlatılacağı teminat altına alınmaktaydı. Ödemelerin ne şekilde yapılacağı, karşılıklı gecikme durumlarında uygulanacak faizin miktarı da yine aynı kontrat maddeleri arasında yer almaktaydı. </span><span style="font-family: Times New Roman;">Ancak bu düzenlemelere rağmen, bazı kayıtların âdi kağıtlara yapıldığı görülmüştü. Bunun üzerine 19 Nisan 1865 tarihi bir duyuru ile bütün kayıtlarının özel olarak hazırlanmış evrak üzerinde tutulması ihtar edilerek alelâde kağıtlar üzerine yazılmış olan hesabın Hazine-i Hassa tarafından ödenmeyeceği ve bunu icra eden memurun cezaya uğrayarak, evraktaki miktarın iki katını ödemek zorunda kalacağı belirtiliyordu. </span><span style="font-family: Times New Roman;">Yeni Çırağan Sarayı inşaasıyla birlikte birçok köşk ve kasrın da yapım veya onarımına başlanmıştır. Malta Kasrı, Kalender Kasrı, Tarabya Kasrı, Yeniköy Kasrı, Dolmabahçe’de Gümüşsuyu yakınında Konaklar ve Küçük Çekmece’de iki kasrın inşaasına bu dönemde geçilir. Yıldız Kasrı ve Kâğıthane Kasrı’nın da onarımları yapılmaktaydı. Beylerbeyi Sarayı’nı yapımı da aynı anda sürdürülmekteydi. Bütün bu köşk ve kasırların inşaası için ve hatta Beylerbeyi Sarayı için Çırağan’a alınan malzemelerden kullanılıyordu. </span><span style="font-family: Times New Roman;">Sarayın yapım çalışmaları, devletin içinde bulunduğu mali sıkıntılara rağmen bir an önce bitirilebilmesi yolunda ayırdığı kaynaklara ve gösterilen gayretin aksine oldukça uzar. 7 Şubat 1870′de Harbiye Reisi Mahmud Paşa, sarayın kalfaları ve aynı zamanda müteahhitliğini yapmakta olan Serkiz ve Agop Balyan ile görüşerek gecikmeden dolayı devletin duyduğu sıkıntıyı ve zararı dile getirir ve kendilerine sarayın noksansız olarak bitirilmesi için aynı yılın Kasım ayına kadar süre tanınır. Ayrıca iki kardeşe 240.000 liralık son bir ödeme yapılarak, bundan başka herhangi bir para talebinde bulunmaması istenir. Alınan bu tedbirlere rağmen inşaat, öngörülen tarihten yaklaşık on ay sonra, 27 Eylül 1871′de tamamlanabilmiştir. </span><span style="font-family: Times New Roman;"><strong>Sarayın Yapımında Kullanılan Malzemelerin Temini ve Orijinleri</strong></span><span style="font-family: Times New Roman;">Çırağan Sarayı yapımında kullanılan malzemeler oldukça değişik merkezlerden ve yörelerden temin edilmişti. Başlıca inşaat malzemeleri olan; taş, demir, kereste, tuğla, kireç ve sütunların gerek yurtiçinden ve gerekse yurtdışından yapılan alımlarında oldukça titiz ve dikkatli bir seçim sözkonusuydu. Alınan malzemelerle ilgili olarak, önce istenilen malın cinsini, ebatını ve özelliklerini taşıyan bir numune üzerinde açıklamalarda bulunulup, teslim edilecek bütün malların gösterilen numuneye harfiyyen uyması istenmekteydi. </span><span style="font-family: Times New Roman;">Sarayın ana gövdesinde kullanılan taşların büyük çoğunluğu Şile’de açılan küfeki ocaklarından sağlanmaktaydı. Şile’den çıkarılan küfeki taşlarından başka en fazla kullanılan taş cinsleri Malta ve Triyeste taşları idi. Sarayın önünde yer alan rıhtımda tamamiyle Malta taşı kullanılmıştır. Saray içerisinde bulunan salonlarda ve bahçeye konulan arslan heykellerinin yapımında İtalyan Carrara mermerleri <span id="more-1257"></span>kullanılır. </span><span style="font-family: Times New Roman;">Taş alımında inşaatın ilk dönemlerinde sarayın taşçı ustalarından Hoca Nişan görevlendirilmişti. Hoca Nişan, 13 Ocak 1864′te, Şile’de bulunan küfeki ocaklarından, Tüccar İsak aracılığı ile zira 40 kuruşa almak üzere 60.000 zira taş alımı yapmıştı. Tüccar İsak ile yapılan mukaveleye göre; 1864 Nisan ayından itibaren her ay 1.000 zira taş vererek altı ay zarfında bütün malı teslim edecekti. Nakliye masrafları hazineye ait olacak olan taşların numunesine uygun olmaması durumunda kabul olunmayacağı belirtilmekteydi. </span><span style="font-family: Times New Roman;">Aynı yıl içerisinde, 7 Nisan 1864′te Lio Calarie adlı bir tüccar ile yapılan anlaşmayla, Kasapçayırı’nda bulunan ocaklardan çıkarılan küfeki taşından; uzunluğu 1 zira’dan 3 zira’a, genişliği 18 parmaktan 1,5 zira’a ve kalınlığı 12 parmaktan 24 parmağa kadar ziraı 100 kuruşa taş alımı yapıldı. Yapılan anlaşmaya göre Nisan ayından itibaren her ay 500 zira’dan az olmamak şartıyla teslimata başlanacaktı. </span><span style="font-family: Times New Roman;">23 Mayıs 1864′te yapılan bir başka mukaveleyle aynı tüccarın Şile’de açılan ocaklarından çıkarmakta olduğu küfeki taşından 1864 Haziran ayından başlamak üzere her ay 1500 zira taş alımı yapılmıştı. Alınan taşın zira 75 kuruştan olup, belirtilen miktarda taş her ay verilmez ise fiyatında yüzde beş indirim uygulanacaktı. </span><span style="font-family: Times New Roman;">Lio Calarie ile yapılan bir mukavele de triyeste taşı ile ilgilidir. 11 Haziran 1864 tarihli anlaşmayla zira 175 kuruştan 4.000 zira triyeste taşı İstanbul’a getirilmiştir. </span><span style="font-family: Times New Roman;">Sarayın içini süsleyecek olan yeşil somaki sütunlar, Ege’de bulunan Paros Adası’ndan çıkarılmıştır. Sütunların alımı için Yunanlı tüccar Zigel ile iki kontrat yapılır. 21 Temmuz 1864 tarihli ilk mukavelenin hükmüne göre 10 ay zarfında 32 adet sütun teslim edilmesi gerekirken yalnızca iki adet sütun tesliminin gerçekleşmesi üzerine yapılan kontrat feshedilir. Ancak 1 Temmuz 1866′da ikinci bir kontratla tanesi 1300 frank olmak üzere 10 adet yeşil somaki sütun satın alınıyordu. Sütunların boyu 5 arşın 6 parmak, alt başının kalınlığı 14.5 parmak ve üst başının kalınlığı 12 parmak olacaktı. Sütunlar gayet cilalı ve parçasız olacak, eğer cilası uygunsuz ve parçalı olur ise kabul olunmayacaktı. Bütün sütunlar 45 gün içerisinde teslim edilecek, bununla beraber sütunların teslim tarihinden itibaren on gün içerisinde ücretleri ödenemez ise aylık yüzde bir buçuk faiz uygulanacaktı. Daha sonraki tarihlerde de sarayda kullanılan bütün sütunlar aynı tüccardan temin edilir.</span><span style="font-family: Times New Roman;">İnşaatta kullanılan demirin büyük çoğunluğu İngiltere’den getirilir. Osmanlı Devleti’nin Londra Konsolosu bu işi üstlenmişti. Ayrıca İstanbul’da da Tüccar Rali’den gerektiği zamanlarda demir alımı yapılmaktaydı. </span><span style="font-family: Times New Roman;">Sarayda kullanılan keresteler, bina memuru Ahmed Rıfat Efendi tarafından Bolu, Sinop ve Viranşehir Sancakları’ndan temin ediliyordu. Yurtdışından da 15 Ağustos 1863′te Avusturyalı Tüccar Kuntder ile Rus Tüccar Şariyov’dan, Avusturya malı kereste alımı yapılmıştır. </span><span style="font-family: Times New Roman;">Tuğla olarak, Çırağan Sarayı müteahhitlerinden Kirkor Ağa vasıtasıyla alınan Marsilya tuğlası kullanılmaktaydı. Ancak saray için özel olarak tuğla üretimi yapan ocaklar da vardı. Bunlar Hasköy’de Kara Mehmed Ağa ve Toros Efendi ocaklarıydı.</span><span style="font-family: Times New Roman;">İnşaatta kullanılan kireçler, İstanbul’da bulunan birçok kireç ocağından sağlanmaktaydı. Kireç ocaklarının daha çok Kuleli civarında yoğunlaştığı görülmektedir. Kuleli’de, Palabıyık Kirkor, Kocabaş Dimitri, Papasoğluyan, Hacı Hamparson, Anastasoğlu, Kasti, Hacı Simon ve Hristo adlı kişilerin kireç ocakları sarayın bu ihtiyacını karşılıyorlardı. Yine İstinye’de de Kostaki ocağı kireç alınan merkezlerden biriydi. </span><span style="font-family: Times New Roman;"><strong>Sarayın Yapımında Çalışan Sanatçı ve Ustalar</strong> </span><span style="font-family: Times New Roman;">Osmanlı Saray Mimarisi içerisinde özel bir yere sahip olan ve yapımına çok özen gösterilen bir sarayın ortaya çıkışında hiçbir şüphe yok ki devrin en önde gelen sanatçı ve ustaları çalışmıştı. Bu kişilerin seçiminde de oldukça titiz davranılmıştır. </span><span style="font-family: Times New Roman;">Çırağan Sarayı inşatında çalışan usta ve sanatçılar hakkında, Hazine-i Hassa defterlerinde, bazı belge ve kaynaklarda çok ayrıntılı olmasa da önemli bilgilere rastlamaktayız. </span><span style="font-family: Times New Roman;">Sarayın temel kazısı ve harfiyat işleri Lağımcı Osman Ağa’nın organizesinde gerçekleştirilmiştir. İnşaatta gerekli olan bütün demir işleri, Demirci Andranik ve ortağı Agop tarafından yapılmıştır. Çeşitli bölgelerden satın alınan ağaçların biçilip ahşap malzeme haline getirilerek kullanılmasını Bıçkıcı İbrahim Usta sağlıyordu. Sarayın deniz cephesinde yer alan 664 m. uzunluğundaki rıhtımın yapımı, Rıhtımcı Levon’a aitti. Temellerin sağlam bir şekilde araziye oturması ve aynı zamanda yapıların binlerce tonluk ağırlıklarıyla denize doğru kaymasını önleme amacıyla, sarayın hem kara tarafına hem de deniz tarafına meşe ağacından imal edilen kazıkların yere çakılması Bayburtlu Şaban ve ortakları Abdullah ile Evanis ustalar tarafından yapılmıştır. </span><span style="font-family: Times New Roman;">Yapının en göz alıcı unsurlarından olan taş işçiliği, Taşçıbaşı Mustafa Efendi’nin idaresi altında gerçekleştirilmiştir. Triyeste ve küfeki taşından imal edilen saçakları, kornişleri, pencere alınlıkları ve abidevi saltanat kapıları, Hoca Nişan, Kiğork, Eras ve Kirkor adlı ustaların ürünüydü. </span><span style="font-family: Times New Roman;">Çırağan Sarayı’nın içini süsleyen nakış ve resimleri, Resimcibaşı Hacı Mıgırdiç Kalfa, duvar ve tavan bezemelerini Sapon Bezirciyan ve aynı zamanda ünlü tiyatro sanatçısı olan Ohannes Acemyan ile Tavit Tıryants yapmışlardır. Mıgırdiç Civanyanda dekoratör ve müzehhib olarak çalışmışlardı. </span><span style="font-family: Times New Roman;">Sarayın ahşap bölümlerinin yapımı için Beşiktaş’ ta buhar ile çalışan bir atölye kurularak yönetimi Vortik Kemhaciyan Efendi’ye bırakılmıştı. Çırağan’ın paha biçilmez işlemeli, sedef kakmalı sanat mucizesi sayılan kapılarının bin altın değerinde olan her biri Kemhaciyan’ın elinden çıkmıştı. </span><span style="font-family: Times New Roman;">Vortik Kemhaciyan, sarayın Doğramacıbaşısı olarak uzun süre hizmet etmiş biriydi. Kendisine başarılarından dolayı da 25 Ekim 1864′te dördüncü rütbeden Mecidi Nişanı verilmiştir. </span><span style="font-family: Times New Roman;">Sultan II. Abdülhamid döneminde bu sedef kakma kapılardan birkaç tanesi sökülüp inşa edilen Şale Köşkü’nde kullanılmıştır. Alman İmparatoru II. Wilhelm, II. Abdülhamid’in konuğu olarak geldiği İstanbul’da Şale Köşkü’nde misafir edilmişti. İmparator, Şale’de gördüğü kapıları çok beğendiğinden kendisine bu kapılardan hediye edilir. O da bunları Almanya’ya götürerek Berlin Müzesi’ne yerleştirmiştir. </span><span style="font-family: Times New Roman;">Vortik Kemhacıyan, sarayın içerisinde kullanılacak olan masa, koltuk ve benzeri mobilyaları da aynı atölyede imal etmiştir.</span><span style="font-family: Times New Roman;">İtalyan dekoratör Marlo padişahın isteği ile sarayın tavanını süsleyen birçok resim yapmıştır. </span><span style="font-family: Times New Roman;"><strong>Sarayın İç Döşemesi İçin Alınan Eşyalar</strong> </span><span style="font-family: Times New Roman;">Çırağan Sarayı’nın iç döşemesi için yapılan çalışmalar, daha sayın inşa faaliyetleri devam ederken başlar. Sarayın tasarımını yapanlar genel bir bütünlük içerisinde yapının dizaynına uygunluk sağlayacak iç dekorasyon malzemelerini, o malzemelerin en kaliteli üretildiği merkezlere, düşünülen tarzlarda siparişler vererek imal ettirme yoluna giderler. Bu uygunluğu sağlayabilmek kaygısıyla &#8211; kullanılacak mobilyalarda olduğu gibi &#8211; gerektiğinde sırf Çırağan Sarayı için faaliyette bulunacak özel atölyeler dahi kurulmuştur. </span><span style="font-family: Times New Roman;">Sarayda kullanılacak halıların Gördes’te dokutturulmasına karar verilir. Bu amaçla 25 Ocak 1868′de Uşaklı Ali Zâde Ahmed Bey ile bir mukavele yapılmış ve toplam 26593 arşın “kaliçe” sipariş edilmiştir. Sarayın üst katı için Gördes kaliçelerinin en alâsından olmak üzere 8901 arşın, orta kat için yine birinci sınıf kırmızı boyalı olarak 9036 arşın ve bodrum kat için de aynı özelliklerde 5500 arşın halının imaline karar verilmiştir. Ayrıca sarayın diğer köşk ve merdivenleri için de 3125 arşın kaliçe dokunacaktı. </span><span style="font-family: Times New Roman;">Mukavelesi yapılan 26593 arşın kaliçenin toplam fiyatı 1.261.766 kuruş olup, bu paranın ödenmesine 1968 yılı Ocak ayından başlanıp Aralık ayına kadar tamamlanacaktı. Ocak ayından Kasım ayına kadar on bir ay 105.000 kuruş ve Aralık ayında da 106.766 kuruş verileceği belirtiliyordu. </span><span style="font-family: Times New Roman;">Üretilen kaliçeler 1868 Kasım ayına kadar teslim olunacak ve eğer bu tarihten yirmi beş gün sonrasına kadar yetiştirilemez ise fiyatında % 20 indirim yapılacaktı. Taşıma ve nakliye ücretleri tüccara ait olup, sadece gümrük vergisini hazine ödeyecekti.</span><span style="font-family: Times New Roman;">Kaliçeler dokunurken içlerine pamuk karıştırılmayıp, has ve temiz yapağıdan üretilecek ve kök boya kullanılacaktı. Halıların üzerinde “şeş-per” adı verilen altıgen madalyon motifleri kullanılacaktı. Küçük odalar için üretilecek olanlar odanın büyüklüğünde yekpâre olarak dokunacaktı. </span><span style="font-family: Times New Roman;">Geçimlerini ürettikleri halılardan sağlayan Gördes halkı, Çırağan Sarayı’nda kullanılacak halıların kendi memleketlerinde dokutturulmasından dolayı son derece mutluluk duymuşlardır. Çünkü uzun süreden beri batılı büyük şirketlerin ve bazı yerli azınlık tüccarların ucuz ve kalitesiz malları piyasaya sürmelerinden dolayı kendi dokumalarına rağbet azalmış, bunun sonucunda da tezgahları birer birer susmuştur. Böylesine büyük bir ihalenin elde edilmesinden dolayı âtıl durumda olan tezgahlar yeniden çalışmağa başlar. Üretimin gününde teslim edilebilmesi için yetmişinin üzerinde bulunan insanlar dahi halıların dokunmasına yardımcı olurlar.</span><span style="font-family: Times New Roman;">İzmir ve İstanbul’da bulunan halı tüccarları bu durumdan pek hoşnut olmazlar. Elde edemedikleri yüzbinlerce kuruş nedeniyle, Gördes’lilerin çürük yapağı ve kalp boya kullandıkları şeklinde asılsız iddialarla devletin bu ihaleden vazgeçmesini sağlamağa çalışırlar. Bu durumdan haberdar olan Gördes halkı Sultan Abdülaziz’e bir teşekkürname yazarak, padişahın yeni sarayında kullanılacak halıların üretim işinde kendilerinin seçilmesinden dolayı mutluluklarını dile getirmişler ve ortaya atılan iddiaların gerçeği yansıtmadığını vurgulamışlardı. </span><span style="font-family: Times New Roman;">Çırağan Sarayı’nın tavanlarını süsleyen billur avizeler ve salonlarında kullanılacak şamdanların alımları Hazine-i Hassa Nazırı Rüştü Paşa tarafından yapılmıştır. Rüştü Paşa’nın İngiliz Tüccar Wefrie ve oğlu ile yapmış olduğu kontrat bize bu malzeme hakkında önemli bilgiler vermektedir. </span><span style="font-family: Times New Roman;">Tüccar Wefrie ve oğlu tarafından hazırlanan kataloglar üzerinde saraya en uygun seçimler yapılmıştı. 17 Şubat 1870 tarihli mukavele ile çapı 8 kadem (300 cm.) ve uzunluğu 14 kadem (525 cm.) büyüklüğünde 80 mumlu bir avize ve yine aynı ebatlarda 60 mumlu bir diğer avize alınmıştı. Şamdanlardan da, yüksekliği 10 kadem (375 cm.), üst çapı 4 kadem (150 cm.) ve alt çapı 3 kadem (112,5 cm.) büyüklüğünde 46 mumlu dört adet ve yine aynı ölçülerde 36 mumlu dört adet olmak üzere sekiz şamdan alımı yapılmıştı. Şamdanlar parkeye vidalanacak şekilde yapılacaktı. </span><span style="font-family: Times New Roman;">Alınan eşyaların bedeli 5.000 Sterlin olup, bu meblağ ya aynen Sterlin olarak ödenecek veya 110 Osmanlı lirası 100 Sterlin kabul edilip , Osmanlı lirası üzerinden yapılacaktı. Bu miktarda üç taksite bölünüp üçte biri kontratın imzasında diğer üçte biri bu tarihten üç ay sonra ve kalan kısmı da eşyanın kusursuz ve eksiksiz olarak tesliminden sonra yapılacaktı. Belirtilen eşyalar kontratın imzasından itibaren dokuz aylık bir süre içerisinde teslim edilecek ve aynı zamanda şamdanları ve avizeleri yerlerine monte etmek üzere Londra’dan bir uzman gönderilecekti. </span><span style="font-family: Times New Roman;">Mösyö Wefrie ve oğlundan alınan avizelerden başka 1870 ve 1871′li yıllarda İngiltere’den çok sayıda başka avizeler de getirtilmiştir. 10 Aralık 1870′de elli sandık, 5 Ocak 1871′de on üç sandık ve 26 Mart 1871′de üç sandık içerisinde avize takımları ve yine 30 Temmuz 1871′de üç avize Çırağan Sarayı için alınmıştır.</span><span style="font-family: Times New Roman;">Serkiz Balyan tarafından, Avrupa’dan on sekiz adet mermer saksı alımı yapılır. Bu saksıların her biri 15 altın değerinde olup toplam 270 altına malolur. </span><span style="font-family: Times New Roman;">Sarayın mefruşatı için beyaz zeminli, göğez çiçekli 392 arşın ve beyaz zeminli, yeşil çiçekli 436 arşın “Üsküdar Çatması” kullanılmıştır. </span><span style="font-family: Times New Roman;">Çırağan Sarayı için, Dolmabahçe Sarayı’nda olduğu gibi yurtdışından mobilya alımı yapılmamıştır. Çırağan’ın bütün mobilyaları daha önce de belirtildiği üzere sarayın Doğramacıbaşısı Vortik Kemhacıyan tarafından yapılır. Abanoz ve ceviz ağacından sedef-bağa işçiliğindeki bu mobilyalar toplam 9.890.860 kuruş masrafla vücuda gelmiştir. </span><span style="font-family: Times New Roman;">Sultan II. Abdülhamid’in tahta çıkışından bir süre sonra Dolmabahçe Sarayı’nda kullanılmak üzere, Çırağan Sarayı’ndan götürülen eşyaların listesi oldukça ilgi çekicidir. </span><span style="font-family: Times New Roman;">25 Ekim 1876′da İkinci Mabeynci Osman Efendi tarafından Dolmabahçe Sarayı Mâbeyn-i Hümayunu’na taşınan eşyalar, Çırağan Sarayı Haremi’nde oluşturulan bir komisyon tarafından tespit edilmiştir. İki yüz elli bir parça mücevherli, incili, gümüşlü kapkaçak ve porselen eşya, on beş adet yatak çarşafı, on dört adet yatak puşidesi (örtüsü), yüz otuz altı adet yüz yastığı, elli dört adet yorgan ve çok sayıda değerli eşyanın nakli yapılmıştır. </span><span style="font-family: Times New Roman;">Bu eşyalardan bazılar şunlardı: Yedi adet gümüş ve yaldızlı kahve takımı, on dört adet gümüş ve yaldızlı tatlı takımı, beş adet ikişer mumlu ve dörder köşeli büyük gümüş fener, bir adet küre şeklinde dört ayaklı ve kapaklı mangal (mangalın üzerinde kuş resmi vardır), bir adet dört tarafı camlı ve mücevherlerle süslenmiş çekmece saati, bir adet ortası çiçekli ve etrafı oymalı büyük gümüş sini, bir adet altın üzerine mineli tepeliği pırlanta ve zümrüt ile süslenmiş kapaklı tabak ve tatlı hokkası, bir adet Çanakkale işi musluklu güğüm, on adet mavi çay takımı, on iki adet yaldızlı ve kapaklarının mineleri kuşlu saksunya yemek takımı, dört adet etrafı pirinç çemberli, ayaklı, musluklu ve kapaklı büyük billur su küpü, iki adet limonküfü üzerine güllü ve kapaklı hoşaf kasesi, dört adet çekmeceli küçük ayna, bir adet küçük ayaklı masa, bir adet kenarı sedefli ve oymalı el aynası, bir adet üzeri sedef oymalı yazı çekmecesi, on adet pirinçten üretilen dört köşeli, ikişer mumlu cam fener, dört adet Kaşgar işi ipekli ve yünlü güzel halı, bir adet billur sehpa. İki adet demir kasa, on dört adet Paris işi büyük ayak halısı (bunlardan dördü göbekli ve güllü, dördü ortaları resimli, ikisi kenarları saçaklı ve güllü ve dördü de parça halinde). </span><span style="font-family: Times New Roman;">Çırağan’da kullanılan halıların Gördes’te imal ettirilmesine karar verildiğinde yabancı şirket ve tüccarların bu işten pay alamamalarından dolayı telaşa kapılıp ihaleyi iptal ettirmek için asılsız iddialarla girişimlerde bulundukları belirtilmişti. Ancak yukarıda yer alan listeden anlaşıldığı üzere, bu gurupların baskısı sonucu, sarayda sadece Gördes mamulatı halılar kullanılmamış, yurtdışından da çeşitli cins ve ebatlarda halı alımı yapılmıştır. </span></span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cennetturkiye.org/yeni-ciragan-sarayi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

