Çırağan Sarayı’nın Bahçe Düzenlemesi

Etiketler :

Sarayın Bahçe Düzenlemesi

Çırağan Sarayı, yapılan çalışmalarla oldukça büyük ve düzenli bir bahçeye sahip olmuştu. Esasen kıyının hemen arkasında yer alan koruluk, burada tarih boyunca inşa edilen yapıların doğal bahçesi olma niteliğini de taşıyordu. Nitekim Sultan II. Mahmud devrinde yapılan Eski Çırağan Sarayı ile birlikte artık bu koruluğun resmen sarayın mabeyn bahçesi olarak kullanıldığını görüyoruz. Bu geniş bahçede büyük ve gölgeli yemiş ağaçları, orman, tarhlar, çiçekler, turfandalar, meyvelik bostan, suni derecik, kuşhaneler ve kameriyeler vardı. Sultan Abdülmecid bu koruluğun en üst tarafına annesi Bezmiâlem Valide Sultan için bir köşk yaptırmış ve İstanbul’u her yönden gördüğü için “Yıldız” adı verilmişti.Yeni Çırağan Sarayı yapılırken bu koruluk, Beşiktaş-Ortaköy arasında yer alan yol üzerine bir köprü yapılmak suretiyle saraya bağlanmıştır. Bu yıllarda koruluk içerisinde bir takım inşa faaliyetlerine de girişilir. Malta Köşkü yaptırılırken, Yıldız Kasrı onartılmış, yeni ahır binaları kurulmuş ve birçok sed ve yol çalışması yapılmıştır. Sarayın ana yapılarının yer aldığı alanda da Avrupa Sarayları’nda görülen bahçe düzenlemelerine gidilmiştir. Sultan Abdülmecid’in son dönemlerinde Eski Çırağan Sarayı’nın yıktırılıp yenisinin inşaası yolunda yapılan çalışmalar arasında bahçesine konulmak üzere İngiltere’de bir limonluk yaptırılması düşünülmüştü. Bu amaçla devrin Tophane Müşiri Ahmed Fethi Paşa vasıtasıyla İngiliz Tüccar Mr. Peill’e bir limonluk sipariş edilir. Ancak Fethi Paşa’nın vefatı ve ekonomik buhran nedeniyle bütün inşa çalışmalarının durdurulması sonucu limonluk İngiltere’de unutulur. Bu durum Tüccar Peill’in diğer konularda alacaklarından dolayı Osmanlı Devleti’ne başvurmasıyla ortaya çıkmış ve gerekli inceleme neticesinde Çırağan Sarayı için 32.015 Şilin değerinde bir limonluğun bedelinin ödendiği halde üç yıldan beri Londra’da imal edildiği fabrikada beklediği anlaşılmıştır. 1859 yılında Mr. Peill tarafından Londra’da Mösyö Vested Buyly ve ortaklarına yaptırılan bu limonluk Osmanlı Devleti’nin Londra konsolosunun girişimleriyle 13 Haziran 1864′te İstanbul’a getirilir. Limonluğun kurulabilmesi için Chelsea’den Mühendis John Meir ile anlaşılmıştı. Kendisine ayda 25 sterlin verilecekti. Mühendis John Meir’e limon Devamı…

Çırağan Sarayı’nın Kullanıma Başlanması

Etiketler :

Çırağan Sarayı’nın Kullanıma BaşlanmasıÇırağan Sarayı’nı arkadaki koruluğa bağlayan köprü
Çırağan Sarayı inşaatının 27 Eylül 1871′de tamamlanması üzerine, Sultan Abdülaziz gerekli hazırlıkların yapılmasından sonra 1872 yılı mayıs ayı başlarında yeni sarayına yerleşir. Saray inşaat alanında geriye kalan malzemelerin Ortaköy’de Fatma Sultan için yapılmakta olan binada kullanılmasına karar verilir (6 Ağustos 1872).
Sultan Abdülaziz, yapımında hiçbir fedakârlıktan kaçınılmayan ve hazineye oldukça pahalıya mal olan Çırağan Sarayı’nda çok uzun süre oturmadı. Sarayı ilk ziyaretinde üst kat salonunda parkeden ayağı kayıp düşmesi, halk arasında, mevlevihanenin yıktırılarak saray arasına katılmasının padişaha uğursuzluk getirdiği gibi dedikoduların çıkmasına yol açmıştı. Sarayın bir türlü ısıtılamaması da Sultan’ın yeniden Dolmabahçe Sarayı’na dönmesine sebep oldu. Ancak Harem’in bir kısmı sarayda oturmaya devam etmişti. Sultan Abdülaziz son kez 1876 yılının 11 Mart’ında buraya gelerek bir süre ikâmet etti. 30 Mayıs 1876′da tahttan indirilen Sultan Abdülaziz Dolmabahçe Sarayı’ndan, Topkapı Sarayı’na gönderildi. Burada kendisine amcası III. Selim’in dairesinin ayrılmış olduğunu görünce oldukça üzüldü. Üstelik dairede oturacak yer de yoktu. Kendisinin ve çocuklarının o sırada yağan yağmurdan sırılsıklam olmuş bir halde ortada kalması eski hükümdarı büsbütün incitmişti. Bir müddet sonra hazırlanan odaya geçince de Sultan V. Murad’a bir mektup yazarak kendi isteğiyle Çırağan Sarayı’nın üst tarafında , karakolhaneye bitişik fer’iyye dairelerinden birine yerleştirildi (1 Haziran 1876). Fakat 4 Haziran 1876 günü odasında bilek damarları kesilmiş halde bulundu. Sultan Abdülaziz’in naaşı, yan tarafta bulunan karakolhanenin kahve ocağına taşında ve bir ot yatağının üzerine yatırılıp üzerine bir perde örtüldü. İstanbul’da bulunan elçilik hekimlerinin de katıldığı ondokuz kişiden kurulu doktorlar heyetinin Sultan Abdülaziz’i muayene ederek bir rapor hazırlaması kararlaştırıldı. Ancak Marko Paşa başta olmak üzere bazı doktorlar, eski hükümdarın naaşının karakolda bulunduğu durumdan üzüntü duyarak, muayeneye fiilen katılmadılar. Yüzeysel bir muayeneden sonra Sultan Aziz’in bir makasla intihar ettiğine karar verildi. Raporun hazırlanmasından sonra, Sultan Abdülaziz’in naaşı Topkapı Sarayı’na nakledilerek burada yıkandı ve babası II. Mahmud’un Divanyolu’ndaki türbesine defnedildi. Sultan II. Abdülhamid’in saltanatı döneminde, Sultan Abdülaziz’in öldürüldüğüne dair bazı söylentilerin ortaya çıkması üzerine bir mahkeme heyeti oluşturuldu (30 Mayıs 1881). Onun hal’inde ve hal’inden önce hizmetinde bulunanlar ve dönemin devlet adamları teker teker sorguya çekildiler. Sonuçta Sultan Abdülaziz’in öldürüldüğüne karar verildi. Mahkeme kararına göre Pehlivan Mustafa, Hacı Mehmed ve Cezayirli Mustafa ile Mabeynci Fahri Bey bilfiil taammüden öldürme olayına katıldıklarından dolayı; Midhat, Mahmud, Nuri Paşalar’la, Binbaşı Necib ve Binbaşı Namık Paşazade Ali Beyler de suç ortağı sayıldıklarından idama mahkum oldular. Daha sonra idam cezaları ömür boyu hapse çevrildi. Mahkumların cezalarını Taif’te çekmelerine karar verildi. Sultan Abdülaziz’in hal’inden sonra tahta çıkan Sultan V. Murad’ın (30 Mayıs 1876) saltanatı uzun sürmedi ve akli dengesinin yerinde olmadığı gerekçesiyle 31 Ağustos 1876′da tahttan indirilerek Çırağan Sarayı’na gönderilir. Artık Sultan V. Murad için Çırağan’da yirmi sekiz yıllık bir hapis hayatı başlıyordu. Sultan II. Abdülhamid tahta çıktığında kısa bir süre Dolmabahçe Sarayı’nda oturdu. Bu süre zarfında Çırağan Sarayı’nda bulunan bir kısım eşya Dolmabahçe Sarayı’na nakledildi (25 Ekim 1876). Ancak II.Abdülhamid kendisinin de Sultan V. Murad gibi saltanattan uzaklaştırılabileceği endişesiyle Dolmabahçe Sarayı’ndan ayrılarak daha güvenli olan Yıldız Sarayı’nı kullanmağa başladı. 20 Mayıs 1878′de Sultan V. Murad’ı tekrar tahta çıkarmak amacıyla Ali Suavi ve etrafına topladığı yüzü aşkın Rumeli göçmeni tarafından Çırağan Sarayı’na bir baskın düzenlendi. Ali Suavi ve arkadaşları sarayın muhafızlarını etkisiz hale getirdikten sonra ikinci kattaki Sultan V. Murad’ın dairesine girdiler. Daha önceden haberli olduğu için giyinmiş vaziyette bekleyen V. Murad’ı saraydan çıkarmaya çalışırlarken olayı haber alan Beşiktaş Karakolu muhafızı Hasan Ağa (Yedi sekiz Hasan Paşa) bir grup askerle sarayı kuşattı. Çıkan çarpışmada Ali Suavi ve yirmi üç adamı ölmüş, bir kısmı yakalanmış, gerisi de kaçmayı başarmışlardı. Sultan V. Murad bu olay Devamı…

Çırağan Sarayı’nın Yanışı ve Sonrası

Etiketler :

Sarayın Meclis-i Meb’usan Binasına Çevrilişi ve Yanışı


Sultan II. Abdülhamid’in saltanatı sonlarına doğru 23 Temmuz 1908′de anayasa tekrar yürürlüğe girerek II. Meşrutiyet ilan edilmişti. Yapılan seçimler sonucu 17 Aralık 1908 günü Sultanahmed’de eski Evkaf Dairesi’nde Meclis-i Meb’usan’ın açılışı yapılır. 31 Mart 1909 olaylarından sonra gelişen hadiseler neticesinde, Meclis-i Meb’usan’da yapılan oylama sonucu II. Abdülhamid’in hal’ine karar verilir (27 Nisan 1909). Tahttan indikten sonra Sultan II. Abdülhamid’in Çırağan Sarayı’ında oturma isteği kabul olunmayarak Selanik’e gönderilir ve Sultan V. Mehmed Reşad Osmanlı Tahtı’na çıkarılır. Meclis-i Meb’usan Reisi görevinde bulunan Ahmed Rıza Bey, meclis binasının yetersizliğinden yakınmaktaydı. Bu nedenle V. Murad’ın vefatından beri kullanılmayan Çırağan Sarayı’nı ideal meclis binası olarak görmekteydi. Mekteb-i Harbiye’de yapılan bir toplantıda bu fikirini Sadrazam Hüseyin Hilmi Paşa’ya açmış ve olumlu karşılanmıştı. Ancak Şeyhülislam Sâhib Bey bu fikre şiddetle karşı çıksa da Ahmed Rıza Bey’in bu isteğinin önüne geçememişti. Ahmed Rıza Bey Çırağan Sarayı’nın meclise verilmesi için padişaha başvurmuş, Sultan V. Mehmed Reşad da buna pek razı olmamakla birlikte birden bire red cevabı veriyor olmamak için Ahmed Rıza Bey’e; “Hele lazım gelenlerle bu hususta bir konuşayım, alacağım kararı size sonra bildiririm ” gibilerden biraz baştan savma sözlerle geçiştirmek istemişti. Ancak Ahmed Rıza Bey işi bir oldu bittiye getirmek için ertesi gün gazetelere bir demeç vermiş, padişah hazretlerinin Çırağan Sarayı’nı Meclis-i Meb’usan’a ihsan buyurduğunu ilan etmişti. Bu durum karşısında yapacak bir şey bulamayan Sultan Reşad ister istemez bu oldu bittiye boyun eğmişti. Bütün bu olayların sonucunda Çırağan Sarayı meclis binası olarak kabul edildi ve meclisin ikinci dönem oturumlarına hazır olacak şekilde bazı düzenlemelere tabi tutuldu. Sarayın üst katındaki çok süslü üç salondan Boğaziçi’ne bakan birincisi padişaha ayrıldı ve bir taht konuldu. Ortadaki salon Meclis-i Meb’usan’a ve İstanbul tarafındaki salon ise Meclis-i Ayan Daireleri’ne ayrılmış ve çeşitli odalar encümenlere tahsis edilmişti. Yıldız Sarayı Şale Köşkü’nde birçok eşya ve meşhur ressam Ayvazovski’nin eserleri getirilmişti. Sarayda yapılan bu çalışmalar için 20.000 lira harcama yapılmıştı. 14 Kasım 1909′da Meb’usan Meclisi’nin ikinci dönem açılışı parlak bir şekilde yapıldı. Alayla açılış törenine gelen Sultan V. Mehmed Reşad’ın yanında Veliahd Yusuf İzzeddin Efendi ile Şehzade Vahdeddin Efendi bulunuyordu. Program gereğince Çırağan’a gitmiş olan Şehzadelerle hükümet üyeleri, ayan ve meclis başkanı padişah hazretlerini taşlıkta karşıladılar. Saltanat kapısı önüne dizilen müslüman, rum, ermeni ve musevi okulları öğrencileri hürriyet ve vatan şarkıları söylediler ve dizi dizi padişahı alkışladılar. Sultan Mehmed Reşad törene resmi olarak çağrılmış bulunup da salonda yerlerini almış olan elçilerin her biri ile ayrı ayrı konuştu ve kendilerine münasib kelimelerle iltifatta bulundu. Açılış nutkunu padişah adına Sadrazam Hüseyin Hilmi paşa okudu. Bu sırada, özel locasında bulunan hükümdarın sağında şehzadeler ve saray mensupları, salonda da nâzırlar yer almışlardı. Sarayın Meclis-i Meb’usan olarak kullanılışı çok uzun sürmedi. 19 Ocak 1910′da sebebi anlaşılamayan bir kaza sonucunda Çırağan Sarayı Harem ve Ağalar Dairesi dışında tamamen yanar. Durumu öğrenince son derece üzüntü duyan Sultan Mehmed Reşad birçok saray görevlilerini yangın yerine gönderir. Veliahd Yusuf İzzeddin Efendi ile şehzadelerden pek çoğu birer birer olay yerine giderler.Yangın Meclis-i Meb’usan salonu üst katından ve muhasebe dairesi üstüne rastlayan, bahçeye bakan çatı arasındaki kalorifer bacasından çıkmıştı. Yangını ilk evvel üçüncü şubede bulunan meb’uslardan bazıları duman kokusunu duyarak hademeye bildirmişlerdi. Hademeler yukarı çıkıp kalorifer bacasının yan ve etrafındaki ince sacları koparmışlar ise de, altı tamamen yanmıştı. Getirilen bir iki kova su, hatta daha sonra yetişen itfaiye heyeti rüzgârın şiddetinden söndürememişlerdi. İtfaiye bahçedeki havuzdan su almak istemiş, fakat hortum 27 metre olduğu için yangına su yetiştirilememişti. Haliç’deki donanmadan Mesudiye Zırhlısı, Romorkör Kumpanyası’nın itfaiye vapuru , Amerika ve Rus Sefaretlerine ait birer yat sarayın önüne gelmişler, ancak lodosun şiddetli esmesi yüzünden yapılan yardım neticesiz kalmıştı.Yangın esnasında can kaybı olmamıştı. Sarayın elektrik hademesinden Polpus Papa De Pulos yangın sırasında eşya kurtarmak amacıyla içerde kalmış, fakat geç kalınca alevlerin etrafı sarması sonucu pencereden atlayarak ayağını sakatlamıştı. Resmi evrak ve defterlerden bazıları kurtarılmış, yalnız gizli evrak odasının kapısı kilitli ve kırılamadığı için bir çok defter yanmıştı. Yangından iki gün evvel Meclis-i Meb’usan’a getirilen tablolardan çoğu kurtarılmış ise de Sultan V. Murad’ın kütüphanesi kurtarılamamıştı. Meclis-i Ayan ve Meclis-i Meb’usan encümenlerinin evrakları, padişahın dairesindeki kıymetli eşya ile gümüş takımları ve bilhassa Yıldız’dan getirilen iki metre uzunluğunda dört şamdandan üçü sağlam, biri de pencereden atıldığı için hurda halinde kurtarılabilmişti. Sarayın yanışından bir gün öncesine kadar, on iki gün boyunca Yıldız Sarayı’nın Şale Kasrı’ndan, Silahhane’den, Mabeyn-i Hümayıun’dan, Daire-i Hususiye’den getirilen eşyaları da ne yazık ki tamamiyle yanmıştı. 6 Ocak 1910′dan, 18 Ocak 1910′a kadar Yıldız Sarayı’ndan Çırağan Sarayı’na getirilen eşyalar şunlardı: Şale Kasrı’ndan alınanlar; iki adet çinkâri vazo, iki adet maden kulplu çinkâri vazo, İstanbul’un fethini tasvir eden tablo, üç adet elektrikli fener, balgâmi taşından mamül madeni dört kollu saksı, iki adet ayakları somaki taşından büyük vazo, iki adet madeni kulplu çinkâri maun ayaklı vazo. Silahhane’den alınanlar; Beş adet sedef işlemeli rahle ve dolap, üç adet hat levhası, bir adet dürbün. Mabeyn-i Hümayun’dan alınanlar; bir adet cilalı dört köşe sigara sehpası, bir adet hat levhası, iki çift gümüş şamdan, bir çift gümüş oturtma saat, sekiz adet yağlı boya tablo, iki adet on üçer kollu gümüş şamdan, iki adet yedişer kollu gümüş şamdan, iki adet beşer kollu gümüş şamdan, dört adet vazo, iki adet billur fener. Daire-i Hususiye’den alınanlar; altı adet lake dolap, bir adet maun üstü pirinç kaplama dolap, beş adet çinkâri dolap, dört adet kadife koltuk, bir adet orta masası ve yazı takımı, üç adet camlı dolap, iki adet pirinç kaplama dolap, üç adet asma saat, iki adet ipek seccade, bir adet camlı dolap, bir adet kitap dolu kütüphane, iki adet etajer, bir adet hareket eder kitaplık, on takım çay fincanı ve tabak, iki adet ayaklı elektrik şamdanı, bir adet büyük barometre, bir adet hilye-i saâdet. Sarayın Yanışından Sonraki GelişmelerSarayın restorasyon sonrası durumu


Çırağan Sarayı’nın 19 Ocak 1910′da yanması üzerine büyük bir hızla yayılan haber bütün yurtta üzüntüyle karşılanmıştı. Olaya devrin basını da geniş yer ayırır. Sarayın yeniden inşa edilmesi için bazı kaza ve vilayetlerde yardım kampanyaları dahi açılır. Bunlardan Basra Vilayeti ve Düzce Belediyesi’nce gönderilen yardımlar, ilk anda böyle bir onarımın düşünülmemesi nedeniyle Donanma-i Osmani ianesine nakledilir.
Sarayın yanışı sonrasında, yeniden onarılması gibi bir düşüncenin olmamasının yanında, bir müddet enkazıyla ilgili olarak hiçbir faaliyette de bulunulmamıştı. Koca saray dolandırıcıların ve hırsızların insafına bırakılır. Birçok değerli eşyanın yanmasıyla birlikte, altın gümüş gibi madenlerin büyük çoğunluğu erimiş halde enkaz içerisinde bulunmaktaydı. Hiçbir koruma önlemi alınmayan sarayın, geceleri içine girilip değerli madenleri çalınmaktaydı. Bu durum sarayın yanışından ancak dört ay sonra farkedilir ve Dahiliye Nezareti’nin uyarısıyla Emniyet-i Umumiye Müdüriyeti tarafından, deniz ve kara yönlerine birer nöbetçi konmak suretiyle korumaya alınır (22 Mayıs 1910). Bu olaylardan bir müddet sonra, sarayın yeniden meclis binası haline getirilip getirilemeyeceği konusunda araştırma yapmak üzere bir komisyon kurulmasına karar verildi (26 Temmuz 1910). Oluşturulan komisyonda, Nafia Müdürü Franklia Efendi, Şehremaneti mühendislerinden Terziyan Efendi, Emanet-i Müşarunileyha Mühendisi Mösyö Orbek, Mösyö Valuri ve Mimar Kemal Bey yer alıyordu. Heyetten, sarayın duvarlarının sağlamlığı ve yeniden yapılabilmesi için ne kadar masrafa ihtiyaç duyulacağı hakkında bir rapor isteniyordu. Çırağan Sarayı’nın onarımı için komisyon oluşturulduğu gün ayrıca, Kumkapı’da gümüş arayıcısı esnafından Yusuf Ziya ve ortaklarıyla da bir anlaşma yapılmıştı (26 Temmuz 1910). Yusuf Ziya ve ortakları, Çırağan Sarayı enkazında altın, gümüş, bakır, kurşun vs. araması yapacaklar ve çıkardıkları malın % 20′den %24′e kadar olan miktarı kendilerine verilecekti. Ayrıca arama işlemini de tayin olunacak bir memurun denetimi altında yapacaklardı. Keşif komisyonunun çalışması sonucu oluşturulan raporda, sarayın yeniden yapımı için 400.000 liraya ihtiyaç olduğu, yalnız duvarlarının tamiriyle yapının koruma altına alınabilmesi için de 1.050 lira gerektiği belirtiliyordu (24 Kasım 1910). Keşif bedelinin yüksek oluşu nedeniyle, saray içerisinde Yusuf Ziya ve ortaklarının işleri bitinceye kadar beklenip daha sonra duvarları tamir edilerek binanın üzerinin kapatılıp korunmasına karar verilir. Çırağan Sarayı inşa edilirken, Sultan Abdülaziz tarafından İtalya’da Carrara’dan getirtilen mermerlerle yaptırılan ve sarayın bahçesine konan iki arslan heykeli, sarayın yanışından sonra yakınında bulunan Jandarma müfrezesi tarafından koruma altına alınmıştı. Heykeller 17 Temmuz 1911′de alınan bir kararla Dolmabahçe Sarayı bahçesine gönderilir. Bu arslan heykelleri halen Dolmabahçe Sarayı’nda bulunmaktadırlar. Çırağan Sarayı’nın muhafazasıyla görevli olan Beşiktaş Jandarma karakolunun mevcudunun azalması üzerine sarayın korunmasında sorunlar çıkmaya başlar. 1912 yılı başlarında Çırağan Sarayı’nın hemen bitişiğinde bulunan Küçük Zabit İbtidai Mektebi öğrencilerinin sarayın kapılarını kırarak içeri girip eşyaları aldıkları ve bahçede bulunan ağaçlardan söküp götürdükleri tesbit edilmişti (16 Mart 1912). Jandarma Takım Komutanlığı’nın okul müdüriyetine yaptığı şikayet üzerine verilen cevapta; okul öğrencilerinin eğitim ve öğretimle meşgul oldukları belirtilerek, aksine bahsi geçen fiillerin sarayı muhafaza ile memur jandarmalar tarafından yapıldığı belirtiliyordu. Bu olanlar üzerine İstanbul Valiliği tarafından, Dahiliye Nezareti’ne yazılan bir raporla, Çırağan Sarayı’nın gerek jandarma ve gerekse orada bulunan Küçük Zabıt İbtidai Mektebi idarecilerince muhafaza edilemiyeceğinin anlaşıldığı belirtilmiş ve sarayın muhafazasının hangi kuruma ait olacağı konusunda bilgi istenmişti (11 Mayıs 1912). Bu başvuru üzerine konuyu ele alan Dahiliye Nezareti de sarayın, Hazine-i Hassa’ya mı, yoksa Maliye Nezareti’ne mi ait olduğu konusunda bir türlü karar verememişti (19 Mayıs 1912). Ancak, 9 Haziran 1912 tarihli bir bildiriyle saray içerisinde 24 Kasım 1910 tarihinden itibaren değerli madenlerin arayıcılığını yapmakta olan Yusuf Ziya ve ortaklarının işlerinin bitiminden sonra bir karara varılabileceği belirtiliyordu. 13 Nisan 1914′te Meclis-i Vükela kararıyla, sarayın enkaz ve arsasının Hazine-i Hassa’ya ait olduğu Maliye Nezareti’ne bildirilir. 1. Dünya Savaşı sonunda, İstanbul’un işgal altında bulunduğu dönem içerisinde, Çırağan Sarayı harabeleri “Bizo Kışlası” ismiyle bir Fransız istihkam kıtası tarafından kullanılır. Cumhuriyetin ilanından sonra 4 Mart 1924′te Halifeliğin kaldırılmasıyla, İstanbul’da Osmanlı Hanedanı’na ait köşk ve kasırlarda büyük bir yağma yaşanır. Hanedanın üç gün içerisinde boşalttığı bu köşk ve kasırların birçok eşyası tedbirsizlik yüzünden yağmalanmış ve meydanlarda haraç-mezat satılmışlardı. Çırağan Sarayı binaları da bu yağmadan nasibini alır. Çünkü Sarayın yalnızca Mabeyn Dairesi yandığı için Harem ve Ağavat Daireleri saltanat mensupları tarafından kullanılmaktaydı. 1930′larda sarayın bahçesi, Beşiktaş Futbol kulübü tarafından ulu ağaçları kesilerek futbol sahası haline getirilir. II. Dünya harbi sıralarında turistik bir otel yapılması etrafında Prof. Bonatz ve Sedat Hakkı Eldem tarafından tetkiklerde bulunulur. Daha sonraları da Çırağan’ın Deniz Müzesine tahsisi ve zemin katında tarihi kadırgalar ile saltanat kayıklarının teşhiri, birinci katının bir balkon haline getirilmesi, son katın da müze salonlarına ayrılması düşünülmüş fakat gerçekleştirilememiştir. 1946 yılında, sarayın bodrum katında bulunan mevlevi postnişinlerine ait mezarlar, bir istihkam yüzbaşısının altın aramak için yaptığı kazılarda tahrip edilir. Aynı yıl içerisinde saray, çıkarılan bir kanunla İstanbul Belediyesi’ne bırakılır. 1987 yılında, otel olarak kullanılmak amacıyla yabancı bir şirket tarafından restorasyonuna başlanır. Ayrıca sarayın bahçesine de modern bloklar oturtulur. 1992 yılında hizmete açılan saray , halen bu işlevine devam etmektedir. Devamı…