Kırşehir’deki Yöresel İnanışlar

Etiketler :

Küçük çocuk sürekli ağlarsa babasının başını yiyeceği (babası öleceği) düşünülür ve dört yol ağzına götürülüp babasının ayakkabılarıyla çocuğun ağzına üç kez vurulur.
Ölünün eti kemiğinden rahat ayrılsın diye kazma güpürtüsü yemeği verilir.
Kişinin öldükten sonra ruhunun 1 hafta evinde dolaştığı söylenir. Kontrol amacıyla.
Ölü rüyaya fazla girerse soğan doğranıp dama atılır. Üç külfü bir elham okunur.
(Ölünün evine değil rüyayı gören kişinin evine atılır.)
Ayakkabı çıkartıldığında ters dönerse sahibinin öleceğine inanılır.
Rüyada ölü görmek, diri görmekle yorumlanır.
Resimin olduğu yerde namaz kılınmaz.
Ölünün elbiseleri abdestli, namazlı fakir birisine verilir.
İki mezar arasına yatılırsa cin çarpmaz. Rastgele atılırsa cin çarpar.
Mezara toprak atarken kürek günahı diğerine geçmesin diye elden ele verilmez.
Mezarın yanından geçerken üç külfü bir elham okunur ve imrenmeyin bizlere, bizde döneceğiz sizlere denir.
Aynanın kırılması uğursuzluk sayılır.
Aynaya erken bakıldığında geç evlenilir inancı vardır.
Ezan okunurken ayak ayak üstüne atılması günah olur.
Köpeğin uluması uğursuz sayılır. Köpek o evden uzaklaştırılır.
Ölü defnedilinceye kadar çamaşır yıkanmaz, temizlik yapılmaz
Cenaze kalkınca evdeki tüm sular dökülür.
Geri dönsün diye gurbete gidenin arkasından su dökülür.
Namaz kılınırken önünden geçenin namazı bozmaması için namaz kılanın önüne sütre konulur.
Evde yılan devamlı bulunursa evin acabı sayılır ve bu yılana dokunulmaz.
Eğer yılan tehlikeli ve gelip geçici ise “Çoluğum çocuğum senden korkuyor evi terk et” denir ve üç külfü bir elham okunur.
Eğer yılan yakılıp suya atılırsa yağmurun çok olacağına inanılır.
Kurtlar uluduğunda Allahın onlara bir kemik gönderip onların karnını doyurduğuna inanılır.
İnek ilk doğum yaptığında sütün yarısı çeşmeye, akan suya dökülür sütü bol olsun diye. Yarısı da pişirilip içilir.
İnek sağdırmazsa, huysuzluk yaparsa, göz değdiğine inanılır ve üç parça tuz alınır tuz çevrilir. (Üç külfü, bir elham okunur. Tuz ineğin ve sütün üstünde çevrilir.)
Bir kişinin önünden kedi geçerse uğursuzluk geleceğine inanılır ve üç gün beklenir.
Ötün bir baykuşun uğursuzluk getireceğine inanılır ve yanan odun arkasından atılır ve kovulur.
Birisinin önünden geçerken tavşan geçerse uğursuzluk sayılır.Tilki geçerse uğur sayılır. (Tavşan, çakal hayvan olarak addedilir.)
İmam nikahı kıyılırken birisi duyarda çakıyı kapatır veya ipi bağlarsa, damadın erkekliği bağlanmış olur.
İmam nikahı kıyılırken nikahta bulunanlardan birisi yüzüğünü çıkartıp takarsa nikahı bozulur.
İmam nikahı kıyılırken dolap kapakları açılıp kapanmak. Açılıp kapandığı takdirde erkekliğin bağlanacağına inanılır.
Eve karga konarsa iyi haber geleceğine inanılır.
Leylek öldürmek günah sayılır.
Leyleği ilk gören başı ağrımasın diye yanan ateşe besmele ile su dökülür.
Ateş yanan yerde ateşin etrafına şeytan, peri ve cinlerin toplandığına inanılır.
Ocak başına yatılıp uyunursa cin çarpacağına inanılır. Yatarken besmele çekilir.
Küçük çocuklar ateşe oynarsa altını ıslatılır.
Çörtenin altından geçersen cin çarpar.
Ateşi toprakla örtersen iyi olur.
Küllüğe yatılmaz.
Gece kucağında küçük çocukla küllükten veya çeşmenin ayağından geçilmez.
Geçilirse cin çarpacağına inanılır. Cin çarpmasın diye koynuna ekmek parçası konur ve üç külfü bir elham okunur.
Ulu ağaç olduğu için geceleri cevizin altından geçilmez. Geçilirse cin çarpacağına inanılır.
Tarlada cinsi münasebete girilmez. Girilirse bereketsiz olacağına inanılır.
Ağaçların altında ve pınarın başında yatılmız. Yatılırsa cin çarpacağına inanılır.
Ekin biçmeye gidenlerin abdestli ve besmele ile gitmesi bereketli olacağına inanılır.
Narı dökmeden yenilirse cennete gidileceğine inanılır.
Koyunun kuzulama ve ineğin buzağılama mevsiminde uğursuzluk oluir doiye dışarıya maya ve yün verilmez.
Hamile kadınların yedi evden bez parçası alınırsa elbise yapılırsa erkek çocuğu olacağına inanılır.
Su kabağının çok olduğu yerde ölümün çok olacağına inanılır.
Buğday, sebze çok çıkarsa “Birinin başını mı yiyecek?” diye söylenir.
Kız çocuğu dişediğinde yavru dişi olsun diye ineğin altına atılır.
Kolların kavuşturulması sıkıntıya düşeceğine işarettir.
Damağın takırdatılması fakirliğe işarettir.
Dilenciye öbür dünyada kapsız kalınmaması için kendi kabıyla hayır verilir. Sağ elle verilir.
Kıbleye doğru ayağını uzatarak yatılırsa günah olur.
Kulak ve göz yanarsa hakkında dedikodu yapıldığına inanılır.
Akşam tırnak kesilirse uğursuzluk olacağına inanılır.
Akşam sakız çiğnenirse ölü eti çiğnendiğine inanılır.
Rüyada çorap giyersen, ip alırsan yola gitmek olarak yorumlanır.
Kesilen saç yere atılırsa başın ağrıyacağına inanılır.
Saç yıkandığında ölen çocuğun burnuna kokar diye yalanmaz.
Bayanlarda saçın uzun olması sevap sayılır.
Hamile kadın aşerdiği sırada kime bakarsa ona benzer.
Kan taşının kanı keseceğine inanılır.
Çocuğa nazar değdiğinde uyutmadan zağ çevrilirse kurtulacağına inanılır. (Zağ çevrildiğinde çocuğun göğsü yıkanır. Birazda içirilir. Kalan suda köpeğe dökülür.
Köpek titrerse hastalığın köpeğe geçtiğine inanılır.)
Sağ gözün seğirmesi iyi sayılmaz.
Yıldız kaydığında birisinin öleceğine inanılır.
İkindi ile akşam arasında yemek yiyenin nasibinin kıt olacağına inanılır.
Kırklı kadın gece evinden dışarıya çıkmaz.
Kırklı bebeğin yastığının altına kuran konulur.
Kırklı kadına al basmasın diye al yağlık bağlanır.
Kırkı çıkmadan cinsel münasebette bulunmak günah sayılır.
Gece gündüz loğusa yalnız bırakılmaz. Bırakılırsa al basacağına inanılır.
Çocuğun kırkı çıkana kadar yanına pek insan almazlar.
Çocuğu ölüp de ziyarete gelen kadınları ziyarete almazlar.
Çocuğu hiç olmayanlar ziyarete alınır.
Eğer ziyaretçi kadın eteğini çırparsa doğuracağı, çocuğun ölmeyeceğine inanılır.
Loğusa bayanlar birbirleriyle karşılaşırlarsa birbirlerine iğne verirler. İğne yoksa karşılaşmamaya çalışırlar.
Loğusa kadının yanına kedi köpek alınmaz.
Kırklı çocuk yalnız bırakılacağında yanına cin çarpmasın diye kuran veya ekmek konur.
Loğusanın evinin önünden çocuk ölür diye gelin alayı geçirilmez.
Küçük çocuklar hastalanmasın diye cenaze giderken kapıya çıkartılır.
Kırkı çıkartılmamış kadının yanına un, et getirilmez.
Kırkı çıkmamış kadının başına ışık yakılır.
Cenazesi olan arife gününden başlamak suretiyle bayram çıkıncaya kadar evde dikiş dikmez.
Arife ve bayram günü gün ağarmadan çeşmeden su getirilir. Zemzem suyu olduğuna inanılır. Onunla banyo yapılır, abdest alınır. Eve serpilir.
Çeşmeden o suyun üç gün aktığına inanılır. Bayramlaşmaya gelen kişilere o sudan ikram edilir.
Kurban bayramında saç, sakal tıraşı olmak günah sayılır.
Kurban bayramında hiçbir canlı öldürülmez.
Geceleyin kaynar su dökülmez. Cin çarpacağına inanılır. Dökülse de besmele ile dökülür.
Gece cin çarpar diye çeşmeye gidilmez.
Gece komşudan soğan ve sarımsak alınıp, verilmez. Ölüm olacağına inanılır.
Dilenciye evin tadı kaçar diye şeker hayır olarak verilmez.
Gece evde ıslık çalmak günah sayılır.
Gece evden tuz verilmez.
Akşam kapı süpürülmez evin bereketi gider diye.
Kapı eşiğinde oturmanın uğursuzluk getireceğine inanılır.
Hamile kadın evin eşiğine oturursa doğacak çocuğunun boğazına eş dolanacağına inanılır.
Süpürgenin üstüne oturulursa dedikodu olacağına inanılır.
Sacda ilk pişen ekmek yenilmez. Köpeğe atılır. Yenilirse eşi öleceğine inanılır.
Ekmek kırıntılarının çöpe atılması günah sayılır.
Gurbete giden kişiye dürüm ısırtılır ve kalanı sandığı konur. Gelinceye kadar bekletilir.
Kişinin üzerinde dikiş dikilmez. Aklı dikileceğine inanılır. Ağzına çöp verilir.
Ekmek nasip kesilir diye bıçakla kesilmez.
Yemek yerken besmele çekilir. Çekilmediği takdirde karın doymaz. Yenilenin şeytan tarafından yenildiğine inanılır.
Evin temeli sağlam olsun diye kurban kesilir.
Gelin olacak kızın yatağına bahtı kara olur diye siyah yün konulmaz.
Evin içerisi temiz olmazsa şeytanların geleceğine inanılır.
Duvar dibinde şeytan olur diye duvar dibinde yatılmaz.
Dolunun kesilmesi için ilk çocuk tarafından ben ananın ilkiyim diyerek bıçak atılır.
Hayvan kafatası yazılarak suya atılırsa yağmur yağacağına inanılır.
Nisan yağmurunun bereketli ve iyi olduğuna inanılır.
Gökkuşağının altından erkek geçerse kadın olur. Kadın geçerse erkek olacağına inanılır.
Gök gürlediğinde kelime-i şahadet getirilir.
Salı günü ilk defa yapılacak işler yapılmaz.
Cuma günü çamaşır yıkanmaz.
Cuma günü uzun süreli komşu gezmesine gidilmez. Dilenci beklenir.
Kadının erkeğin önünden geçmesi uğursuzluk sayılır.
Ava giden erkeğin tüfeği kadın eline alırsa tüfeğin vurmayacağına inanılır.
Çocukların saçı aklı başında birine kestirilir ve bahşiş verilir.
Küçük erkek çocuğu gelinin yatağında yuvarlanır. Gelinin erkek çocuğu olsun diye.
Köpek yuvarlanırsa, tavuklar kendi aralarında konuşursa misafir geleceğine inanılır.
Yürüyen çocuk emeklerse eve misafir geleceğine inanılır.
Avcı av yapamadan (avlanamadan) eve gelirse teneke çalınır. (oh olsun anlamında)
Rüyada bit öldürürsen evdeki malın ölür.
Kepçeyle yemek yersen nişanın bozulur.
Yemek yerken kazan dibi yalanırsa kar yağacağına inanılır.
Kız çocuk çok olup da erkek çocuğu olmayanlar ilk erkek çocuğuna eski elbise giydirir. Nazar değmesin diye.

Kırşehir’in Yöresel Halk Bilgisi:)

Etiketler :

 

a- Halk Meteorolojisi
İç Anadolu Bölgesinin diğer illerinde olduğu gibi Kırşehir’de de tipik karasal iklim hüküm sürer.Halk arasında tecrübelere dayanan meteorolojik tahminler çevre iller ile benzerlik göstermesine rağmen Kırşehir halkı meteorolojik olayları, eğlenceye dönüştürmüşlerdir. Bazı hava olayları halk arasında bir takım inanışlara neden olmuştur.bu inanışlardan bazıları şunlardır:

Dolu fazla yağarsa ürünlere zarar vereceği düşünülerek bunu önlemek için ocakta ısıtılan bir demir parçası yere atılır, veya dolulardan birkaç tanesi bıçakla kesilirse yağışın duracağına inanılır.

Mevsim kurak gider yağış olmaz ise öldürülen bir yılan yakılır. Köyde uğursuzluk olduğuna inanılarak evlerin bacaları kırklanır, bu olay şöyle gerçekleşir: Bu işte ehil olan bir kimse eline bir ibrik su ve kevgir alarak tüm evlerin bacalarını tek tek dolaşır,dualar okuyarak elindeki suyu kevgirden bacalara dökerek kırklar.

Kuzeydeki ve güneydeki beyaz bulutlar gökyüzünde birleşirse buna kadı başı denir. Bu arada kuşlar toplu halde havada ötüşürse yağışın olacağına inanılır. Keçiler kuyruğunu dik tutarsa yağış olacağına işarettir. Kavaklar yaprağını tepeden döker, ayvalar çok ve iri olursa kışın şiddetli geçeceğine inanılır.

b- Halk Hekimliği
1-Ayağın İncinmesi:Ayağın incinmesi gibi durumlarda öncelikle bu işten anlayan eli uz birisine gösterilir. Bu Kişiye (seyikci) denir. Seyikci, kara üzümü ezer bir bez üzerine serer ve o bezide inciyen yere sarar. Sargı ayağın ağrısı geçinceye kadar durur. Eğer geçmez ise et ezilip, yine bir bez üzerinde ayağa sarılır. İki veya üç güne bir seyikci eli ile dışarıdan kontrol eder. Bu sargılar ayağın ağrısı geçinceye kadar durur. Ayrıca eğer inciyen ayakta şişme varsa önce unla şeker karıştırılır yine bir bez üzerine serilip şişen yere sarılır. Şiş ininceye kadar sargı bekletilir. Çünkü şeker ve un karışımı hamur şişi indirir.

2-Bel Ağrısı :Belde olan ağrıların dinmesi içinde kara sakızı iyice ezip bir bez üzerine serip, ateşte bez yanmayacak şekilde kara sakızı eritip ağrıyan yere sarılır. Kara sakız sarılan yerden kendini bırakıncaya kadar bekletilir.

Diğer bir tedavi şekilde “Ocak” denilen erkek veya kadına gidilir. 0 kişi ince ipe dua okuyarak o ipi beli ağrıyan kişinin beline bağlar. Bunun içinde “el benden, şifa Allah’tan” der. Bele bağlanan ipi kendiliğinden kopuncaya kadar belde bağlı durur. Ayrıca yel bağlama da denir.

3- Boğaz Ağrısı-Düşmesi:
Boğazı ağrıyan kişi yine ocak denilen kişiye gider. O da besmele çekip üç külfü ile bir elhamı okur boğazını ovar ve kadın ise eteninin ucu ile çenesinin altından başını yukarı doğru üç-dört defa çeker. Boğaz düşmeside yine aynı şekilde olur. Boğaz ağrısının geçmesi içinde ayrıca pekmezi ısıtıp içine acı biber atarak sıcak sıcak içilince boğaz ağrısını geçirir.Bu tedavi şekli çok öksüren kişide de uygulanır.

4-Büzmecik Hastalığı:
Bu hastalık genellikle yeni doğan bebeklerde görülür. Bebek yiyip içemez. Ağzından köpük gelir ve vücudunda titreme olur. Bu hastalığın tedavisi için de ocak veya hocaya okutturulur. Muska yazdırılır. Bu hastalık 7 gün sürer ve kurtulan olmaz.

5- Dabaz Hastalığı:
Bu hastalık ya üşütmeden yada alerjiden olur. Tedavisi içinde kırmızı aşı toprağı özenir, tülbentten süzülür vücutta kızaran yerlere sürülür. Ayrıca suyu da içilir.

6- Elin Kesilmesi-şişmesi:
Elin kesilmesi durumunda öncelikle kanın dinmesi için küçük çocuklara kesilen yer üzerine işettirilir. Daha sonra tuz ve yağ ile sarılır. Eldeki şişlikler içinde şimşir kaşığın sapı ateşte ısıtılıp şişen yerin üzerine bastırılır. Veya sabah kalktığından elini yüzünü yıkamadan önce dişin kiri eldeki şişin üzerine sürülmesi halinde şiş iner.

7- Gözde Çıkan Sivilce (İt Dirseği): Yörede buna it dirseği denir. Bunun tedavisi içinde bir kişi habersizce sırtından vurduğu zaman veya köpeğin karnını doyurduğu yal çanağının içinden alınan kir it dirseği çıkan yere sürülür .

8- Kulak Ağrısı (Sancısı): Kulak ağrısı ve sancısının geçmesi için yeni kız doğurmuş kadının sütü kulağa damlatılır ve kulak kapatılır.

9- Karın Ağrısı-(Sancısı): Karnın ağrıması veya sancı olması halinde arpa ile kabağın içi pişirilir, bezin üzerine serilir hafif soğuduktan sonra karına sarılır. Başka bir tedavi şeklide barutu suda özer tülbentte süzer onun suyunu içince ağrı ve sancı hemen kesilir.

10- Kırıkların Tedavisi : Kırıkların tedavisi yine yöremizde seyikci denilen kişi yapar. Kendiri iyice dider, sabunu iyice ufalar, bunları yumurta akı ile birlikte iyice karıştırır, macun haline getirir kırık kol veya bacaklarda ise kırık yerin altına ve üstüne ince tahta koyup yaptığı macunu bir beze döküp kırık yerin üzerine sarar..O macun kırık yeri birbirine kaynatır. Kırık tutana kadar bu tedavi uygulanır.

11-Kösnü Kesme : Başı belli almayan mosmar şişlikler genellikle kişinin yüzünde çıkar. Bunun tedavisini de kösnüyü (köstebeği) tutup eteğinin ucu ile boğan kadın yapar. Yeni çıkmış 7 kösnü toprağından birer avuç toprak alınır, ardına bakmadan eve gelinir. Toprak çamur haline getirilir ve topaç yapılarak şişlik üzerine konur. Bir iplikle o toprak çeşitli şekillerde kesilir. O toprağın çamurundan da şişlik yere sürülür. Kalan çamurlu toprak bir yerde şişlik ininceye kadar saklanır. Toprak kuruyunca da şişlik iner.

12-Sırt Ağrısı:Sırt ağrılarının giderilmesi için jiletin ucu ile ağrıyan bölge çizilir. Çıkan kanın pis kan olduğuna inanılır. Buna çirtme denir. Daha sonra zeyrek ateşte pişirilir. Bezin üzerine serilir ve az soğuduktan sonra da sıcak sıcak sırtta ağrıyan yere sarılır. Zeyrek lapası ağrıyı çeker. Diğer bir yöntemde küçük küçük bez parçaları kesilir içine tuz doldurulur ve ağzı büzülerek iple bağlanır. Bunlardan 4-5 tane yapılır. Bunların ucu gaz yağma batırılır uçları yakılır. Ağrıyan yerlere konarak üstüne çay bardağı ile kapatılırlar. Hava almayan bardaklar sırt etlerini içme çeker. Bir-iki dakika öylece durdurduktan sonra bardaklar alınır. Kişi de sırt ağrısından kurtulmuş olurdu. Buna şişe vurma denir.

13-Yaraların Tedavisi: Üstü açık yaraların biran evvel kuruması için ağaç çürüklerinin tozu atılır. Cerahatli yaralar için içindeki pislik çekilsin diye üzerine ezilmiş yarma sarılır.

Bunların dışında;
- Ateşli ve baş ağrısı yapan hastalıklarda patates veya turp dilimlenerek alın kısmına konulur»Kimi zamanda yosun sarılır.
-Yanık için yumurta sarısı bir tavada kuru kuruya yakılır,bu yanmadan elde edilen yağ yanık üzerine sürülür,böylece yanık çabuk iyileştiği gibi izde kalmaz.Elma suyu da anı görevi yapabilir.
- Kabakulak için serçe kuşunun tüyleri yolunarak eti ezilip şiş kısımlara sarılır.
- Ellerdeki siğilleri iyileştirmek için sığır kuyruğu otunun çiçeği ezilerek siğil üzerine sürülür.Kuru yılan kabuğu yedirilir.
- Derma gibi cilt rahatsızlıkları için yoğurt kaymağı toprağa gömülerek bir kaç gün bekletildikten sonra derma üzerine sürülür.
-Yeni doğan çocuğun bıngıldağının çabuk sertleşmesi için başına taze tavuk pisliği sürülür.
- Çocuğun ağzında pamukçuk denen yara çıkarsa tavşan kuyruğu ile ağzı silinir veya anne sütü ile silinir.
- Çocukta pişik olursa çamaşır kili kavrularak pişik üzerine serpilir.
- Korkan çocuklara ekmek yakılarak suyla içirilir.Böylece korkusunun geçeceğine inanılır.
- İştahsızlık, tiksinme gibi hallerde peri yavşanı denen bir ot kaynatılarak hem içilir hem banyo yapılır.
- Bir hayvanın gözü rahatsız olursa deniz suyu içmiş biri hayvanın gözüne tükürürse iyileşir.
- Halk arasında nazar değmesi de bir çeşit hastalık olarak kabul edilir ve bunun için de önlemler alınır.
- Nazar değmemesi için mavi boncuk,yontulmuş iğde dalı parçası ve kaplumbağa yavrusunun kabuğu çocuğun üzerine takılır.Yine ev halkına nazar değmemesi için üzerlik otunun tohumları ipe dizilip örülerek evin girişine asılır.

Gelenek ve Görenekler(kırşehir)

Etiketler :

 

a- Doğum
Ailede, başta erkek çocuk olmak üzere çok çocuk istendiğinden, gebelik döneminde erkek çocuk için hazırlık yapılır. Erkek doğuran gelin, saygınlık kazanır. Sancılar başlayınca gebeye şerbet içirilir. Yıkanan bebek kundağa sarılır ve “al basmasın” diye başucuna Kuran asılır. Al kurdele bağlanır. Köylerde çocuğun kundağına höllük (elenmiş toprak) konulur, lohusaya da kuymak (undan yapılmış bir türlü tatlı) yedirilir. Çocuğun adı evin yaşlıları tarafından konulur. Kırkı çıkmadan gezmeye götürülmez. Sünnet düğünlerinde kirve vardır. Sünnet olacak çocuk taksi ile çarşıda gezdirilir. Çocuk bir yaşına gelmeden saçı kesilmez. Saçı kesilirse ömrü kısa olur inancıyla bir yaşına kadar beklenir. Ayrıca, diş çıkaran çocuk için diş hediği kaynatılır.

b- Sünnet Geleneği
Sünnet sözcüğü Arapça kökenlidir,”işlek yol” demektir. Daha geniş tanımıyla insanların yaptıkları iyi yada kötü davranışları anlatır. “İslam Ansiklopedisi c 113 İstanbul 1968 s. 254-256” Dilimizde iyi ahlak anlamıyla da kullanılmıştır. “Devellioğlu Ferid, Osmanlıda-Türkçe Ansiklopedik lügat Ankara 1997 s 971” İnsan davranışıyla ilgili bu sözcüğün yaygın bir tanımı da “HZ. Muhammed’in sözleri işleri ve tasvipleri” olarak yapılmaktadır . <-a.g.e.>Gelenek yaşamında bu sözcük “erkeklik organının ucundaki derinin çepe çevre kesilmesi” olarak anlatılır.(Türkçe sözlük T.D.K Ankara 19O7 s 1155)

Türk kültüründe çocukla ilgili geleneklerin en katısı sünnet geleneğidir.Bu gelenek islamlığın kabulünden sonra her dönem ve her toplumda hiç ihmal edilmeden varlığını sürdürmüştür. Bu gelenek o kadar çok yayılmıştır ki hiç bir zaman tartışma konusu olmaz. Her anne – baba bir an önce çocuğunun sünnet olmasını ister.

Kırşehir,yerli halkının yanısıra değişik illerden gelip buraya yerleşen insanımızın memleket edindiği, Anadolu’nun ortasında kültürün çok canlı yaşandığı bir ilimizdir.Kırşehir’e dışarıdan gelenlerin şehrin geleneğine katkısı tartışılamaz. Ülkemizdeki sünnet etkinlikleriyle ilkbaharın sonları yazboyu veya sonbahar başlarında yapılır. Bunun nedeni okul çağındaki çocukların eğitimlerinin aksamasını önlemektir. Sünnet düğününün hafta sonu yapılmasının nedenide resmi ve özel kuruluşlarda çalışanların mesai dışındaki bu vakitlerde düğünlere katılımını sağlamaktır.

Ortalama sünnet olma yası 5-12 olsada aileler bir an önce çocuklarını sünnet ettirmek isterler. Çocuğun küçük yasta sünnet olması çocuğun bu olayı hatırlamasını önleyeceğinden psikolojik yarar sağlar. Ayrıca bu konuda çocuğun dede ve ninelerinin aceleci davranmaları yaşarken torununun sünnetini görmek istemeleri önemli bir etkendir.

Sünnet olcak çocuk ailesinden ve çevresindeki insanlardan güzel ve rahatlatıcı sözler duysada genelde şaka yollu korkutucu sözler. duyarlar.Örneğin: Sünnette balta kullanılacak sözü çoklukla kullanılır. Ama çocuğu korkutan sözlerin söylenmesi pek hoş görülmez.

Çocuğun ablası,yengesi gibi yakınları tarafından süslenen sünnet odası düğün öncesinde herşeyiyle tamamlanır.Odanın süslenmesinden işlemler renkli bezler, balonlar ve diğer süsüler kullanılır. Ayrıca çocuğun sevdiği oyuncaklarda verilir.

Sünnet düğünün mevlit mi okutularak yoksa çalgılı mı olacağı ailenin kararına bağlıdır. Düğün yeri ise ailenin sosyal ve ekonomik yapısıyla ilgilidir.Apartmanda oturanlar ve ev durumu uygun olmayanlara pastane ve lokantayla anlaşabilecekleri gibi genellikle düğün salonuna taşır. Düğün davetiyeleri orjinal ve klasik cümlelerle bastırılabilir.

Çocuk sünnet olmadan önce sevdiği arkadaşları ailesinin bir kısmım ve diğer davetlilerden oluşan konvoyda süslenen sünnet arabasıyla en önde olarak gezdirilir. Mevlit okutarak yapılan düğünlerde çocuk Cacabey Camisine götürülür.

Takılar davetlinin ekonomik durumuna bağlıdır.Altın,para,giysi t.akılabileceği gibi çocuğa uygun oyuncaklarda takılabilir. Ancak kirveden değerli bir takı beklenir.
Çocuğu sünnet olurken tutan kişiye kirve denir. Çocuğun ileriki yıllarında kirvesine saygılı olması gerektiğinden “ben senin kirvendim” sözü çocuk için ayrı bir anlam taşıyacaktı.

Son zamanlarda daha da gelişen tıbbın imkanları kullanılarak da hastanede veya evde sünnet ettirebilir.Ancak çocuğun evde sünnet olması daha çok istenmektedir.Bunun nedeni çocuğun sağlıklı olarak bu dönemin atlatmasını istenmesidir.

Buraya kadar anlatılan sünnet geleneğinde farklı uygulamalarla var olan sünnet geleneklerini görelim; Resmi veya özel kuruluşlar sünnet şölenleri düzenlerler.Örneğin Kırşehir Belediye’si gelir düzeyi düşük ailelerin sünnet çağındaki çocuklarını ücretsiz sünnet ettirmiştir. Ayrıca bir özel kuruluşun patronu çalışanlarının sünnet çağındaki çocuklarını sünnet giderlerini üstlenerek jest yapabilir.

Kırşehir’e özgü bir gelenek vardır ki son anlarını yaşamaktadır. Genellikle kırsal kesimde gelir düzeyi düşük yerlerde “apt. al “adı verilen insanların davul zurna ile yerleşim yerlerine geldiklerinde yapılan sünnetlerdir. Bu “aptal sünnetçiler” cüzi miktarda ücret ile bum işi yaparlar.Sakin ve törensiz biçimde gelenek yaşamını sürdürmektedir.

Çocuk için erkekliğe ilk adım ve bir statü kabul edilen sünnet halkımızın çoğu tarafından Türklük-İslamlık simgesi olarak görülmektedir .Türk toplumunun geleneksel yaşamından cok katı ve değişmez biçimde var olan sünnet geleneğine ailelerin olanaklarını zorlayarak da olsa yapılan düğünlerle katılımı Türklerin buna verdiği önemi gösterir.

Bu araştırma kaynak kişilerden bilgi alma ve kat.ılımlı gözlem yöntemiyle yapılmıştır.Ayrıca araştırma amacı güdülmeden çekilmiş fotoğraf video kayıtları da değerlendirilmeye alınmıştır.

Kaynak Kişiler:
Sultan NURCAN KIRŞEHİR Evli İlkokul Ev Kadını
Rabia EPPEK KIRŞEHİR Evli İlkokul Ev Kadını
Osman ATEŞ KIRŞEHİR Evli İlkokul Emekli
Hanifi ULUCAN KIRŞEHİR Evli Okur-yazar Esnaf

c- Evlenme Gelenek ve Görenekleri:
Evlenme gelenek ve görenekleri bakımından Kırşehir’in her ilçesi ve bucağı birbirine tıpı tıpına benzemez. Bunun yanında yurt çapında birbirlerinin benzeri olan gelenek ve görenek uygulamaları da vardır.

Örneğin Yurdumuzun her yerinde (Allah’ın emri Peygamberin kavli ile) diye başlayan kız isteme yolu ve yöntemi birbirinin benzeridir. Yurdumuzun bir çok yerinde olduğu gibi kızın ve evlenmek isteyen delikanlının özelliklerinin öğrenilmesi güç bir şey değildir. Artık böyle bir işe girişileceği zaman geneldedir araştırma soruşturma yapılır. Bilinen yaygın kurallar içinde kız tarafından kız istenildiğinde olumlu bir şeyler hazırlanır. Yenilir, içilir erkek tarafından kıza bir terlik ve baş örtüsü giydirilir. Böylece küçük şerbet, yani söz kesilmiş olur. Sonraki görüşmelerde nişan günü kararlaştırılır. Nişan günü, kararlaştırılan günden önce İlin büyük bölümünde olan ve şu anda kaldırılan başlık parası kesimi yapılır. Bu adet şimdi kaldırılmıştır. Düğün giderleri ve kurulan yuvanın eşyaları oğlan ve kız tarafından ortak karşılanır.

Nişan günü iki tarafın anlaşmasıyla kararlaştırıldıktan sonra (okuntu) denilen davetiyelerle eş, dost ve tanıdıklar nişan törenine katılırlar. Nişanda oğlan evi, kız evi ve yakınları geline takacakları altın yüzük, bilezik gibi takıları açıktan ve bağırarak takarlar. Şerbet dağıtılır. Kız evinden oğlan evine şerbet gönderilir. Kız ve oğlanın birlikte katıldıkları nişana günümüzde asri nişan denilmektedir.

Düğün:
Düğünden on – onbeş gün önce iki aile birlikte kararlaştırdıkları biçimde çeyiz keserler, bir yandan da medeni kanuna uygun evlenme işleminin yapılması için hazırlık yapılır. Düğün hazırlığı yapanlara damat çerez yedirerek onların istekli çalışmasını sağlar. Kaman köylerinde düğünden önce danışık (Meşveret) yemeği verilir. Bu yemekte köyün ileri gelenleri toplanarak düğünün nasıl yapılacağı kimlere ne gibi sorumluluk verileceği kararlaştırılır. Düğün, kent içinde davetiye, köylerde okuntu denilen şeker dağıtılarak eş dost çağrılır. Düğün çoğu kez Cuma günü başlayıp Pazar günü sabahı gelin alma töreni ile biter. Düğün evinin damına bayrak dikilir. Bayrak direğinin uç noktasına ya bir elma yada horoz başı takılır. Bu törene “Bayrak kaldırma” denir. Düğünde davul zurna köçek üçlüsü gösteriler yapar. Düğün yemeğinin 12 çeşit olmasına dikkat edilir. Cumartesi günü akşamı gelin alayı kurulur. Geline gidecek armağanlar bir siniye konarak öksüz bir çocuğa verilir. Bu sinide gelinin giyeceği giysilerin bir kısmı bulunur. Davul zurna eşliğinde eğlenceli bir biçimde oğlan evine dönülür. Kız evinde kadınlar kına gecesi eğlencesine başlarlar. Genç kız ve kadınlar kına tabağına mumlar yakarak donatırlar. Gelin etrafında oynayarak dönerler. Bu sırada gelin kendisi için hazırlanan sandalyeye hemen oturmaz. Küçük kız kardeşi varsa o oturtulur. Oğlan tarafından verilen armağanı aldıktan sonra yerini gelin ablasına bırakır. Bu arada gelinin eline para verip kapatırlar. Görümce yada eltilerden biri kapanan bu eli armağan vererek açarlar. Gelinin eline kına yakılmadan önce gelini ağlatmak için ağıt yakarlar. Buna “Kına övmesi” denir. Bu sırada gelinin ağabeyi ya da kardeşi oğlan evine arkadaşları ile birlikte misafir edilir. Buna “Kayın gitme” denir. Oğlan tarafı da bu konukların tüm isteklerini yerine getirirler. Bu ağırlama ertesi günü gelin alma sırasında çıkarılacak güçlükleri önlemek için yapılır. Erkekler oğlan evinde sabaha kadar yer içer eğlenirler. Sabaha karşı “Tan Pilavı” yenilir. Tekrar eğlenceye geçilir.

Sabahleyin gelin alayı hazırlanarak topluca kız evine gelin almağa giderler. Hazırlanan çeyiz arabası yüklenirken gelinin kardeşi geline kırmızı kuşak bağlar. Gelin bir odaya -kitlenir. Oğlanın babası duruma göre 100.000 TL.ye kadar kardeş yolu vererek gelinin kitli odadan çıkmasını sağlar. Gelin yakınları ile helalleştikten sonra yakınlarının yardımı ile gelin arabasına biner.

Gelin alayı değişik yollardan gelini oğlan evine getirirler. Bu arada bir mezarlığın çevresinde gelin alayı tur atar. Gelin oğlan evine geldiğinde armağan almadan arabadan inmez. Gelin kapıdan içeri girmeden daha ilk günden başlayarak saygılı, becerikli, uğurlu ve eve bağlı olmasını sağlayacak gelenekler uygulanır.
Örneğin; su dolu bir testinin kırılması, kapı eşiğine çivi çakılması, kapı üstüne konan Kuran’ın altından geçirilmesi, kollarını açan kaynananın kollarının altından geçirilmesi gibi.

Askerliğe alınma:
Kırşehir’de askerliğe alınma dönemi kendine has bir özellik gösterir. Askerliğe alınmayla ilgili “sevk pusulası”nı alan genci önce akrabaları, daha sonra komşuları yemeğe çağırır. Günlerce süren bu yemeklerden sonra muhabbetler başlar, gence asker harçlığı verilir. Daha önce askere gidenler anılarını anlatır, gencin yapacağı işler söylenir. Eğer askere gideceklerin sayısı birden fazla ise hepsi birden yemeğe çağrılır.

Asker adayının uğurlanacağı gün evde bir telaş başlar. Anne ve diğer yakınları yolda yiyeceğini hazırlar ve elbiselerini gözden geçirir. Daha sonra arkadaşları gelir ve genci davul – zurna eşliğinde otobüs terminaline götürürler. Burada davul – zurna ritminde halay çekilir, gence moral verilmeye çalışılır. Anneye asker annesi olması nedeniyle espriler yapılır ve genç herkesle tek tek vedalaşır.

e- Cenaze Törenleri:
Kırşehir ve köylerinde herhangi bir sebeple meydana gelen ölüm olayında camiden, selah. okunarak ölen kişinin kim olduğu duyurulur» Köy ve şehir halkı hangi mevsim olursa olsun, hangi işi yapıyor olursa olsun işleri bırakır, cenaze evinin yakınında bulunan bir komşunun evinden toplanılır.Neler yapılacağı ve nasıl yapılacağı konuşulur. Cenaze sahibi bir köşeye çağrılıp parasal ihtiyacı olup. olmadığı sorulur.İhtiyacı varsa cenaze masrafını karşılayacak kadar para yardımı yapılır (geri ödemek şartıyla). Bu yapılacak işler şunlardır: Beş on kişilik gençlerden oluşan bir gurup ücretsiz olarak mezar kazmakla görevlendirilir. İki kişi çevre il ilçe ve köylere haber vermekle görevlendirilip cenazenin kaldırılacağı yer.tarih ve saati duyurulur. Cenaze sahibinin il dışında yada yurt dışında yakını varsa bu kişi yada kişilerin cenazeye çağrılıp çağrılmayacağı kararı bilir kişilerce kararlaştırılarak cenazenin kaldırılış zamanı ona göre belirlenir.

Bu çalışmalar yapılırken cenaze kadınsa kadınlar arasında, erkekse erkekler arasında hazırlığı yapılır. (Kefeni biçilir, boyuna ip tutulur buna boy ipi denir, ayakları bağlanır, gözleri kapatılır). Cenaze hasta , uzun süreli yatalak, trafik kazası yada benzeri şekilde meydana gelmiş ise özel önlemler alınıp cenazenin defnine kadar en iyi şekilde muhafaza edilmesi sağlanır.

Cenazenin en yakınları bu hazırlıkları yaparken, eğer köyde ise köy halkı akrabası olanda, olmayanda hiç ayrım yapmaksızın her evde köye gelecek misafirlere bir hazırlık yapılır. Kadınlar evlerde yemek hazırlıkları yaparken erkekler köy girişinde gelen misafirleri karşılayarak evlere götürülür.

Her gelen misafirler ayrı ayrı evlerde konuk edilir, yemekleri çayları verilir. Sonra cami hoparlöründen, cenazenin kaldırılacağı anonsu yapılır. Her ev sahibi misafiri ile beraber köy meydanında cenaze namazına katılır. Cenaze yıkanırken başlayıp, mezara defnedilene kadar ölen kişinin varsa çocukları eşi ve yakınları, tarafından ağıtlar yakılır. Cenaze namazı kılınacak yerin yakınına kadar kadınlar cenazeyi takip eder.

Cenaze namazı kılınıp mezara defnedildikten sonra, toplanan cemaat köy meydanında imama Kuran okutturup topluca Allah’tan rahmet dilerler. Çevreden gelen bütün misafirler belli aralıklarla misafir olduğu ev sahibi ile beraber cenaze sahiplerinin yanına varır orada hazır bulunan imama Kuran okutturarak başsağlığı dilerler ve köyden ayrılmak için müsaade isterler. Cenaze sahibi müsaade Allah’tan diyerek misafirleri uğurlamış olur. (gelen misafirler üç-beş dk. oturup kalkmaları gerekir, fazla kalabalık almamaları için).

Cenazenin defin işlemi tamamlandıktan sonra komşuların sorumluluğu bitmez. Yaklaşık üç gün cenaze sahiplerine evinde yemek yapılmaz. Yemek işleri komşular tarafından karşılanır. (buna halk arasında ölü evinde duman tütmez denir. Eskiden yemekler odunla pişirildiği için üç gün odun yakılmaz yemek yapılmaz.duman tüttürülmez adeti devam eder). 3-4 gün geçtikten sonra komşular gelip cenaze sahibine başsağlığı diler ve yapacağı özel işi için müsaade istemiş olur. Böylece köy halkı normal işine başlamış olur.

Bu gibi olaylar ve akrabalar, komşular arasında birlik beraberlik ve kaynaşmayı sağlar. Çevre köy il ve ilçelerden gelen eş dost ve misafirler arası görüşmeler tazelenip dostluk ve dayanışmayı güçlendirir. İnsana ölümünden sonra bile saygı gösterme alışkanlığı artar.