<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Cennet Türkiye</title>
	<atom:link href="http://www.cennetturkiye.org/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.cennetturkiye.org</link>
	<description>Cennet Türkiyemiz Hakkında Herşey!! Resimler, Tanıtım Videoları, Yapılabilecek Aktiviteler, Sağlık Turizmi Kamp Turizmi vs.</description>
	<lastBuildDate>Thu, 11 Mar 2010 20:49:15 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.9.2</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>ANTİK KENTLER (geniş anlatim)</title>
		<link>http://www.cennetturkiye.org/antik-kentler-genis-anlatim/</link>
		<comments>http://www.cennetturkiye.org/antik-kentler-genis-anlatim/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 11 Mar 2010 20:49:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator>falone</dc:creator>
				<category><![CDATA[Tanıtım Filmleri]]></category>
		<category><![CDATA[Tarihi-Turistik-Seçkin Mekanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Tavsiyeler]]></category>
		<category><![CDATA[antik kentler]]></category>
		<category><![CDATA[resimleri]]></category>
		<category><![CDATA[tanıtımı]]></category>
		<category><![CDATA[yerleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cennetturkiye.org/?p=305</guid>
		<description><![CDATA[Belkıs / Zeugma Antik Kenti Kurtarma Çalışmaları 
Zeugma&#8217;nın Yeri
Gaziantep İli, Nizip İlçesi&#8217;nin 10 km. doğusundaki Belkıs Köyü&#8217;nde, Fırat Irmağı kıyısında, Zeugma Antik Kenti bulunmaktadır. Tarih öncesi çağlardan beri kesintisiz iskan gösteren bu yerleşimin önemi, Fırat Irmağı&#8217;nın en kolay geçit verdiği iki noktadan birisinde olmasıdır. Zaten &#8220;Zeugma&#8221; adı da &#8220;köprübaşı&#8221; veya &#8220;geçit yeri&#8221; gibi bir anlam [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Belkıs / Zeugma Antik Kenti Kurtarma Çalışmaları </strong></p>
<p><strong>Zeugma&#8217;nın Yeri</strong></p>
<p>Gaziantep İli, Nizip İlçesi&#8217;nin 10 km. doğusundaki Belkıs Köyü&#8217;nde, Fırat Irmağı kıyısında, Zeugma Antik Kenti bulunmaktadır. Tarih öncesi çağlardan beri kesintisiz iskan gösteren bu yerleşimin önemi, Fırat Irmağı&#8217;nın en kolay geçit verdiği iki noktadan birisinde olmasıdır. Zaten &#8220;Zeugma&#8221; adı da &#8220;köprübaşı&#8221; veya &#8220;geçit yeri&#8221; gibi bir anlam taşımaktadır. Günümüzde, üzerinde fıstık ağaçlı yetişmiş bulunan, 3-4 metre kalınlığında toprak tabakasıyla örtülüdür. Yaklaşık 20 bin dönümlük bir arazi üzerine kurulmuş olan bu antik kentin 1/3&#8242;ü, su tutulması Ekim 2000&#8242;de tamamlanacak olan Birecik Barajı göl alanı altında kalacaktır.</p>
<p><strong>Tarihi</strong></p>
<p>Kent, Hellenistik Dönem&#8217;in önemli bir ticaret merkezidir. Bölgenin Roma İmparatorluğu egemenliğine girmesinden sonra, burada &#8220;IV. Lejyon&#8221; olarak adlandırılan askeri garnizonun yerleşmesi ile kentin önemi artmıştır. Zeugma&#8217;da ticaretin ilerlemesiyle sanatsal etkinlikler artmış ve kültürel bir gelişme sağlanmıştır. Antakya&#8217;dan Çin&#8217;e uzanan ipek yolunun Zeugma&#8217;dan geçmesi, Samsat&#8217;dan ırmak yoluyla ticaret yapılması, IV. Garnizon&#8217;nun burada konuşlandırılması sonucunda, tüccarların kente yerleştiği ve Fırat manzaralı teraslara villalarını yapmış oldukları anlaşılmaktadır. Kentte, gelişmiş bir sınır ticareti ve buna bağlı olarak büyük bir gümrük olmalıdır. İskeleüstü olarak adlandırılan tepede, bir arşiv odasında 65.000 adet mühür baskısının ele geçmiş olması, bu kanıyı güçlendirmektedir. Papirus, parşömen, para torbaları ve gümrük balyalarını mühürlemede kullanılan bu mühür baskıları, Zeugma&#8217;da, hem güçlü bir haberleşme ağının, hem de gelişmiş bir ticaretin varlığını göstermektedir.</p>
<p>Büyük İskender&#8217;in generallerinden Seleukeia Nikator I İ.Ö. 300&#8242;de Belkıs/Zeugma&#8217;nın ilk yerleşimi olan &#8220;Seleukeia Euphrates&#8221; kentini kurar. Antik çağın önemli gezgin/tarihçilerinden biri olan Amasyalı Strabon, burasının Kommagene&#8217;nin dört önemli kentinden biri olduğunu ve burada ticaretin yapıldığını bildirmektedir. Kent, İ.Ö. 64&#8242;de Roma İmparatorluğu&#8217;nun topraklarına katılır ve adı &#8220;geçit&#8221;, &#8220;köprü&#8221; anlamına gelen ZEUGMA biçiminde değiştirilir. İ.S. 256&#8242;da Sasani kralı Şapur, Belkıs/Zeugma&#8217;yı ele geçirir, kentte önemli tahribat olur. Bu tarihten itibaren Zeugma bir daha kendini toparlayamaz, Roma dönemindeki görkemine ulaşamaz. Bölge ile birlikte kentte, İ.S. 4. yüzyılda, Geç Roma, İ.S. 5-6 yüzyıllarda ise Erken Bizans egemenliği görülür. 7. yüzyıldaki Arap akınları sonucunda Belkıs/Zeugma terk edilir. 10-12. yüzyıllar arasında küçük bir Abbasi yerleşimi görülür. 17. yüzyılda Belkıs Köyü kurulur.<span id="more-305"></span></p>
<p><strong>Arkeolojik Kazılar</strong></p>
<p>Kazılara 1987 yılında Gaziantep Müze Müdürlüğü tarafından Belkıs Tepesi&#8217;nin güneyinde başlanmıştır. Ana kayaya oyulmuş oda mezar ve önünde yapılan bu kazıda, kaçakçılardan arta kalan çok sayıda heykel bulunarak Gaziantep Müzesi&#8217;ne taşınmıştır. Mezar sahiplerine ait kireç taşından yapılmış olan bu heykeller, şimdi Gaziantep Müzesi&#8217;nin Belkıs Salonu&#8217;nda sergilenmektedir.</p>
<p>1992-1997 yılları arasındaki kazılarda, Dionysos ve Ariadne&#8217;nin düğünü sahneli taban mozaiği ortaya çıkarılmıştır. Kazılarda bir villa tamamen, diğer bir villa ise kısmen açığa çıkarılmıştır. Villanın merkezinde, iç avlu içinde, tabanı geometrik desenli mozaik döşenmiş, sütunlu bir havuz vardır. Zemin kat odaları bu avluya açılmaktadır. Bu havuzun güneyindeki dikdörtgen planlı salonun tabanı Dionysos ve Ariadne&#8217;nin düğününün resmedildiği bir mozaik ile döşeliydi. Bu mozaiğin 2/3&#8242;lük parçası, 1998 yılında yerinden sökülerek çalınmıştır.</p>
<p>1993-1994 yıllarında Birecik Barajı&#8217;nın yapımı nedeniyle, yukarı terastaki Roma Villası&#8217;nı genişletme çalışmaları dışında, Şelte Deresi&#8217;nde, daha önceki yıllarda açılmış bir kaya mezarı önündeki terasta dizili olan kartal ve yün sepeti kabartmalı mezar stelleri, Çimlitepe Mevkii&#8217;nde, tonozlu bir mezarın önünde yer alan başı kesilmiş heykel ve Ayvaz Tepesi&#8217;nin kuzeybatısında, mevsim tanrıçalı resimli taban mozaiği, kaldırarak Gaziantep Müzesi&#8217;ne taşınmıştır. Gaziantep Müzesi&#8217;nin yaptığı kurtarma kazılarına 1993 yılında Batı Avustralya Üniversitesi&#8217;nden Prof. Dr. David Kennedy de katılmıştır. Bu kazıda Kelekağzı Mevkii&#8217;nin doğusundaki tepede, ulaşılan ilk Roma Villası&#8217;nın taban mozaik döşemesinin, kaçakçılar tarafından sökülmüş olduğu görülmüştür. Arta kalan harflerden, buradan sökülen resimlerin ölümsüz iki aşık Metiox ve Partenope&#8217;ye ait olduğu, yapılan araştırmada ise bunların ABD/Huston&#8217;daki özel Menil Koleksiyonu&#8217;nda bulunduğu saptanmıştır. Bu Metiox-Partenope mozaiği, Kültür Bakanlığı&#8217;nın girişimleri sonucunda Haziran-2000&#8242;de Gaziantep Müzesi&#8217;ne iade edilmiştir.</p>
<p>1996 yılında Birecik Barajı gövde duvarının temel kazısı sırasında bazı mozaik parçalarına rastlanması üzerine, çalışma durdurulmuş ve bu alanda arkeolojik kazı yapılmıştır. Bu kazıyla Belkıs kent sınırının doğuda Belkıs Köyü&#8217;yle sınırlı olmadığı, köyün yaklaşık 1 km. doğusuna doğru uzandığı saptanmıştır. Burada yapılan Roma Hamamı kazısında bir külhan, üç Calidarium, üç Tepidarium odası ile iki havuz, iki Frigidarium ve iki Apoditerium odası, bir soğuk su havuzu ile bir Latrina&#8217;dan oluşan hamam yapısının temelleri bulunmuştur. Hipokaust sistemi, taban mozaikleri, su künkleri, su dağıtım deposunun kaidesi ortaya çıkarılmış ve planı alınmıştır. Duvarların hemen tamamı yok olmuş, temel üstünde, ancak 30-40 cm&#8217;lik bir kısmı kalmıştır. Hamamdan elde edilen 36 parça geometrik mozaik kaldırılarak Gaziantep Müzesi&#8217;ne taşınmıştır.</p>
<p>1996-1998 yıllarında ise Fransa/Nantes Üniversitesi&#8217;nden Dr. Catherine Abadi Reynal sorumluluğundaki bir ekibin katılımıyla, Gaziantep Müzesi tarafından kurtarma kazıları yapılmıştır. Bu kazıyla birlikte Zeugma, bütünüyle ele alınmıştır. Kelekağzı Mevkii&#8217;nde yerleşim katları ve kanalizasyon sistemi ortaya çıkarılmıştır. Halme Deresi&#8217;nde Roma, Bizans evleri ve blok kesme taşlarla örülmüş kanalizasyon, Bahçedere Mevkii&#8217;nde zeytinyağı atölyesi açığa çıkarılmış olup, Belkıs kentini güneydoğu, güney, batı ve kuzeydoğudan yarım ay biçiminde saran nekropolisdeki mezarların tespiti yapılmıştır.</p>
<p>1998-1999 yıllarında Kelekağzı Mevkii&#8217;nde yapılan kurtarma kazısında anıtsal bir yapının, yaklaşık 20&#215;15 m. boyutlarındaki bir salonunun resimli taban mozaik döşemesinin, önceki yıllarda parça parça sökülmüş olduğu saptanmıştır. Buradan Akratos, Mevsim tanrıçası, Satir ve çingene adı verilen bir kadın başı eski eser kaçakçılarından kurtarılmıştır.</p>
<p>Kelekağzıüstü Mevkii&#8217;ndeki I. yerleşim terasında yapılan kurtarma kazısında, bir binanın üç odası ve iki havuzu açığa çıkarılmıştır. İç avlu merkezindeki sütunlu havuzun taban mozaiğinde, ortada Okeanos ve Thetis&#8217;in büstleri, aralarında ise ırmak canavarı yer almaktadır. Üç köşesinde yunus balığı üstüne binmiş, birbirine sırtı dönük yerleştirilen Eros betimleri vardır. Sol üst köşede ise Pan, balık tutmaktadır. Kalker ana kaya olması sebebiyle Fırat Irmağı, 1. terasın yaklaşık yarısını eritmiştir.</p>
<p>Belkıs/Zeugma&#8217;nın ne kadar önemli ve hareketli bir şehir olduğunu ele geçen bu mozaiklerden başka, İskeleüstü Tepesi&#8217;nde bulunan Roma arşivi kanıtlamaktadır. Arşiv olduğu anlaşılan mekanda toplam 65.000 (altmışbeşbin) adet mühür baskısı ele geçmiştir. Bu sayı, diğer antik kentlerin tamamında bulunan mühür baskılarından (Bulla) daha çoktur. Üzerinde resimler olan mühür baskıları, papirüs, parşömen gibi dokümanların, değerli eşyaların konulduğu torbaların, yiyecek içecek kaplarının, gümrük balyalarının mühürlenmesinde kullanılmaktaydı. Bu mühürler posta gönderilerinin &#8220;alındı&#8221; veya malzemelerin &#8220;açıldı&#8221; kanıtı olarak arşiv odasında korunmaktaydı.</p>
<p>Ekim 1999 &#8211; 20 Haziran 2000 tarihleri arasında gerçekleştirilen çalışmaların ilk bölümünde, Mezarlıküstü Mevkii&#8217;nde, iki Roma villası tümüyle gün ışığına çıkarılmıştır. İ.S. 256&#8242;daki Sasanu saldırısı nedeniyle yangın katının altında kalan bu villalar, önce birinci katın eriyen kerpiç duvarları, daha sonra da yukarı teraslardan akıp gelen 3 m. kalınlığındaki erozyon toprağı ile örtülerek günümüze kadar korunmuştur. Bu sebeple oda içlerinde çok sayıda sikke, bronz şamdan, bronz ve pişmiş topraktan yapılmış kandil ve çömlek bulunmuştur. Ayrıca mozaikler ve freskler sapasağlam ele geçmiştir. Tonozlu kilerin ön kısmındaki iri erzak küplerinin arasında, bronz Mars heykeli sırt üstü yatık biçimde bulunmuştur.</p>
<p>Anılan villalarda yemek ve dinlenme odaları, sütunlu havuzlar, hazneli çeşmeler, kiler, mutfak ve ana kayaya oyulmuş sarnıçlar gün ışığına çıkarılmıştır. Villalarda dört adet sütunlu havuz ve hazneli çeşme ele geçmiştir. Çeşmelerin haznesinin biri mermerle kaplanmış, bir diğerine ise mermer görünümlü freskler yapılmıştır. Ayrıca çeşmelerin ikisinde, birbirinin benzeri, ağzında su akıtacağı boru tutan bronz aslan başı bulunmuştur. Çeşme haznesine dolan su, sığ havuza tahliye edilerek taban mozaiğine canlı bir görüntü vermiş olmalıdır. Korint mimarlık düzeni ağırlıklı sütun başlığına yumurta dizisi ve Ion kymationu yerleştirilmiş, Dor sütun başlıklarına ise kuşak ve yumurta dizisi yapılmıştır. Villaların temiz suyu, pişmiş topraktan yapılmış künklerle ve içi sıvalı, kapak taşlı kanallarla sağlanmıştır. Atık su ise kaba yontulu taşlarla örülmüş, 30&#215;60 cm. boyutlarında kanallara tahliye edilmiştir. Villaların zemin kat duvarları kesme taş bloklarıyla, 1. kat duvarları ise kerpiç ile örülmüştür. Sadece kiler, mutfak, depo gibi yerlerde köşe ve duvar ortalarında kesme taş, aralarda ise kaba yontulu taş ve çamur kullanılmıştır.</p>
<p>Bu villalarda altı sığ havuz, üç yemek odası, dört dinlenme odası, iki kiler ve üç soyunma odasında olmak üzere toplam on yedi taban mozaiği ele geçmiştir. Bunlardan dört adeti geometrik, diğerleri mitolojik konuludur. Sırasıyla Akhileus, Musalar, Eros, Priske, Fırat ırmak tanrıları, tanrıça Demeter, Dionysos-Telete-Skyrtos, Perseus-Andromeda, Satiros kılığındaki Zeus-Antiope, Galatia, Tanrı Poseidon-Okeanos-Tethis, Dionysos-Ariadne, Venüs&#8217;ün doğuşu ve Satiros-Anitope mozaiği, içinde bulundukları mekanın mimarisi, freskleri ve buluntularıyla birlikte kaydedilip, resimli çekilip, çizimi yapılarak belgelendikten sonra Gaziantep Müzesi&#8217;ne kaldırılmıştır.İyi durumdaki mozaiklerden birinde, Fırat Irmağı&#8217;nın tanrısı Euphrates, bir kline üzerine uzanmış, dirseğinin altındaki testiden Fırat akmakta ve sulanan topraktan yeşillikler fışkırmaktadır. Fırat&#8217;ın çevresine sunduğu bolluk ve bereket, diğer bir mozaiğe daha konu olmuş, üç bin ırmak tanrısının kralı Akheloos, yemişler ve meyveler saçan bereket boynuzuyla birlikte betimlenmiştir. Fırat çevresinde yetişen üzüm, armut, incir, nar, yenidünya, ayçiçeği vs. meyvelerin resimleri, bu bordürde bereket boynuzu ve dallarla çevrilerek resmedilmiştir.</p>
<p>Villaların oda duvarları zengin motifli fresklerle süslenmiştir. Bu fresklerde tanrıça, tanrı, erkek, kadın, tavuskuşu, ördek, yılan ve kelaynak kuşları betimlerinin yanı sıra, bitkisel, üçgen, baklava dilimi vs. gibi geometrik desenli resimler de bulunmaktadır. İç avluya bakan duvarlarda ve çeşmelerde ise mermer görünümünde fresk yapılmıştır.</p>
<p>2000 Projesi</p>
<p>Belkıs/Zeugma&#8217;da 1. Derece Arkeolojik Sit Alanı&#8217;nın &#8220;A&#8221; bölümünü oluşturan iki yerleşim terası (340-372 kotları), 20 Haziran 2000 tarihi itibariyle Birecik Barajı gölü altında kalmıştır. 04 Ekim 2000 tarihinde su altında kalacak olan &#8220;B&#8221; bölümünde ise (372-385 kotları), 15 Haziran 2000 tarihinden itibaren Kültür Bakanlığı yönetiminde, Başbakanlık Güneydoğu Anadolu Projesi Bölge Kalkınma İdaresi&#8217;nin (GAP-BKİ) koordinatörlüğünde, Packard Humanities Institute (PHI) ve Birecik Barajı ve Hidroelektrik Santralı Tesis ve İşletme A.Ş.&#8217;nin katılımıyla kurtarma çalışmaları yürütülmektedir. Zeugma Antik Kenti&#8217;nde ve GAP bölgesinde ivedi arkeolojik kurtarma çalışmalarını gerçekleştirmek üzere Gap İdaresi ile PHI arasında 07 Haziran 2000 tarihinde bir mutabakat zaptı imzalanmıştır. Bu mutabakata göre PHI çalışmaların finansmanı için 5 milyon dolara kadar yardımda bulunmayı taahhüt etmiştir.</p>
<p>Zeugma Antik Kenti&#8217;nin su altın da kalacak ve 1/3&#8242;nden daha az bir bölümü olan A ve B alanlarındaki arkeolojik kurtarma ve belgeleme çalışmaları Kültür Bakanlığı, Anıtlar ve Müzeler genel Müdürlüğü&#8217;ne bağlı Gaziantep Müzesi Müdürlüğü başkanlığında Türk, Fransız, Amerikan, Avustralya, Avusturya, İngiliz (Oxford Arkeolojik Ünitesi ) arkeologlarının katılımıyla oluşan geniş bir ekip tarafından sürdürülmektedir.</p>
<p>A ve B alanının toplamından daha büyük olan ve su altında kalmayacak olan &#8220;C&#8221; bölümünde yapılacak çalışmalarla ilgili olarak, Kültür Bakanlığı Anıtlar ve Müzeler Genel Müdürlüğü, GAP İdaresi ve PHI arasında ilke bazında anlaşmaya varılmış olup, ayrıntılı program üzerinde çalışılmaktadır. Bu alanda uzun vadede kazılar, taşınır ve taşınmaz eserlerin restorasyonu ve konservasyonu, açık bir arkeolojik park oluşturulması ile bir müze yapımı planlanmakta, ayrıca bunların gerçekleştirilebilmesi için kamulaştırma çalışmalarına da yer verilmesi öngörülmektedir.</p>
<p>Görüleceği gibi Zeugma Antik Kenti&#8217;nde uzun zamandan beri değişik alanlarda, özveriyle çeşitli çalışmalar gerçekleştirilmiştir. Buna rağmen kamuoyunda Zeugma&#8217;daki çalışmalara ilk kez 2000 yılında başlanılmış gibi yanlış bir izlenim oluşmuştur. Bakanlığımızca bu konuda kamuoyunun doğru bilgilendirilmesine çalışılmaktadır.</p>
<p><strong>PHOKAIA </strong></p>
<p>Bugünkü Eski Foça&#8217;nın yerinde olan Eski Phokaia yerleşiminin ilk yerlileri Yunanistan&#8217;daki Phokis çevresinden gelen göçmenler olarak bilinir. İki limanı olan Phokaia kısa zamanda büyümüş ve eski çağların önemli liman şehirlerinden biri olmuştur. Şehir, Batı Anadolu&#8217;daki Pers yönetimi sırasında gücünü kaybetmiş ve MÖ 500-494 &#8216; deki İyon ayaklanmasına yalnızca üç gemiyle katılabilmiştir. Daha sonraları şehir bağımsızlığını kazandıysa da Persler&#8217;in yol açtığı hasar o kadar büyük olmuştur ki Phokaia hiçbir zaman eski gücünü yeniden kazanamamıştır.</p>
<p><strong>KLAZOMENAI </strong></p>
<p>Ünlü düşünür Anaksagoras&#8217;ın anavatanı olarak bilinen ve Fonia konfederasyonunun 12 şehrinden biri olan Klazomenai&#8217;nin tarihi saptanamaz. Her ne kadar şehrin Kolophons tarafından bugünkü İskele&#8217;nin yerinde kurulduğu doğruysa da İyon Ayaklanması sırasında Persler&#8217;den kaçmak için yakındaki adaya (Karantina Adası) taşınmıştır. Tarihçiler Plinius ve Pausanians&#8217;a göre daha sonra Büyük Alexander adayı karaya bağlayan bir yol inşa etmiştir. Roma döneminde bağımsız bir şehir olan Klazomenai önemli bir ticaret merkezi olarak bilinirdi.</p>
<p><strong>Kolophon ve Notion (Değirmendere ve Ahmetbeyli)</strong></p>
<p>Kolophon 12 İyon şehrinden biridir. Güçlü bir donanmaya ve süvari birliğine sahip olmasına rağmen, bir çok savaştan zarar görmüş ve deniz korsanları zamanında bile Lidya, Pers ve Makedonya kuvvetleri tarafından yönetilmiştir. Kolophon MÖ 302&#8242;de Lysimakhos tarafından yıkılınca, onun komşu şehri olan Notion önem kazanmıştır. Homer vatandaşlığını talep eden şehir Klaros Tapınağı&#8217;yla ve nasihat merkezi olmasıyla da ünlüdür.</p>
<p><strong>EFES &#8211; SELÇUK </strong></p>
<p>Efesin Tarihçesi</p>
<p>İzmir İli Selçuk İlçesi sınırları içindeki antik Efes kenti&#8217;nin ilk kuruluşu M.Ö. 6000 yıllarına, Neolitik Dönem olarak adlandırılan Cilalı Taş Devri&#8217;ne kadar inmektedir. Son yıllarda yapılan araştırmalar ve kazılarda Efes çevresindeki höyükler (tarih öncesi tepe yerleşimleri) ve kalenin bulunduğu Ayasuluk Tepesi&#8217;nde Tunç çağları ve Hittitler&#8217;e ait yerleşimler saptanmıştır. Hititler Dönemi&#8217;nde kentin adı Apasas&#8217;tır. M.Ö. 1050 yıllarında Yunanistan&#8217;dan gelen göçmenlerin de yaşamaya başladığı liman kenti Efes, M.Ö. 560 yılında Artemis Tapınağı çevresine taşınmıştır. Bugün gezilen Efes ise, Büyük İskender&#8217;in generallerinden Lysimakhos tarafından M.Ö. 300 yıllarında kurulmuştur. Hellenistik ve Roma çağlarında en görkemli dönemlerini yaşayan Efes, Asya eyaletinin başkenti ve en büyük liman kenti olarak 200.000 kişilik nüfusa sahipti. Efes, Bizans Çağında tekrar yer değiştirmiş ve ilk kez kurulduğu Selçuk&#8217;taki Ayasuluk Tepesi&#8217;ne gelmiştir. 1330 yılında Türkler tarafından alınan ve Aydınoğulları&#8217;nın merkezi olan Ayasuluk, 16.Yüzyıl&#8217;dan itibaren giderek küçülmeye başlamış, 1923 yılında Cumhuriyetimizin kuruluşundan sonra Selçuk adını almış ve bugün 30.000 kişilik nüfusa sahip turistik bir yerdir.</p>
<p><strong>Efes</strong></p>
<p>Antik dünyanın en önemli merkezlerinden biri olan Efes, İ.Ö. 4.bine dek giden tarihi boyunca uygarlık, bilim, kültür ve sanat alanlarında her zaman önemli rol oynamıştır.</p>
<p>Doğu ile Batı (Asya ve Avrupa) arasında başlıca kapı durumunda olan Efes önemli bir liman kenti idi. Bu konumu Efes&#8217;in çağının en önemli politik ve ticaret merkezi olarak gelişmesini ve Roma Devrinde Asia eyaletinin başkenti olmasını sağlamıştır.</p>
<p>Ancak, Efes antik çağdaki önemini yalnızca büyük bir ticaret merkezi olarak gelişmesini ve başkent oluşuna borçlu değildir. Anadolu&#8217;nun eski anatanrıça (Kybele) geleneğine dayalı Artemis kültünün en büyük tapınağı da Efes&#8217;de yer alır. Bu tapınak dünyanın yedi harikasından biri olarak kabul edilir.</p>
<p>Efes tarihi boyunca birçok kez yer değiştirdiğinden kalıntıları geniş bir alana yayılır. Yaklaşık 8 km²lik bir alana yayılan bu kalıntılar içinde kazı-restorasyon ve düzenleme çalışmaları yapılmış, ziyarete açık olan bölümlerdir.</p>
<p>1- Ayasuluk Tepesi (İ.Ö. 3. bine tarihlenen en erken yerleşim ile Bizans Devrine ait, Hıristiyanlık dünyası için büyük önem taşıyan St. Jean Kilisesi),</p>
<p>2- Artemision (İ.Ö. 9-4. yüzyıllara ait önemli bir dini merkez; dünyanın yedi harikasından biri olan Artemis Tapınağı)</p>
<p>3- Efes (Arkaik-Klasik-Hellenistik-Roma ve Bizans Devri yerleşimi),</p>
<p>4- Selçuk (Selçuklu, Osmanlı Dönemi yerleşimi ve bu yerleşimi barındıran, bugün önemli bir turizm merkezi olan modern kent),</p>
<p>Antik Çağda önemli bir uygarlık merkezi olan Efes bugün de yılda ortalama 1,5 milyon kişinin ziyaret ettiği önemli bir turizm merkezidir.</p>
<p>Efes&#8217;teki ilk arkeolojik kazılar British Museum adına J.T. Wood tarafından 1869 yılında başlamıştır. Wood&#8217;un ünlü Artemis Tapınağını bulmaya yönelik bu çalışmalarına 1904 yılından sonra D.G. Hogarth devam etmiştir. Bugün de çalışmalarını sürdüren Avusturyalıların Efes&#8217;teki kazıları ilk olarak 1895 yılında Otto Benndorf tarafından başlatılmıştır. Avusturya Arkeoloji Enstitüsü&#8217;nün 1. ve 2. Dünya Savaşları sırasında kesintiye uğrayan çalışmaları 1954 yılından sonra aralıksız devam etmiştir.</p>
<p>Efes&#8217;te Avusturya Arkeoloji Enstitüsü&#8217;nün çalışmalarının yanı sıra 1954 yılından itibaren Efes Müzesi de T.C. Kültür Bakanlığı adına kazı, restorasyon ve düzenleme çalışmalarını sürdürmektedir.</p>
<p>100 yıldan fazla bir süredir devam eden bu çalışmalar ile bir yandan Efes tarihine ve Anadolu arkeolojisine yeni boyutlar kazandıran bilimsel sonuçlar elde edilmekte, diğer yandan kazılar sonucu açığa çıkarılan önemli yapı ve anıtlar restore edilerek ayağa kaldırmakta ve çevreleri ile birlikte düzenlenmektedir.</p>
<p>Efes Müzesi tarafından son yıllarda yapılan kazılar:</p>
<p>1- Çukuriçi Höyüğü: Magnesia kapısının güneybatısında bulunmaktadır. Elde edilen buluntulara göre İ.Ö. 4. bine dek giden prehistorik yerleşim ortaya çıkarılmıştır.</p>
<p>2- Ayasuluk Tepesi Kazıları: Kalenin güneydoğu yamaçlarında sürdürülmektedir. Elde edilen buluntular ışında İ.Ö. 3500 yıllarına inmektedir.</p>
<p><strong>Efes Müzesi</strong></p>
<p>T.C. Kültür Bakanlığı adına Efes&#8217;teki arkeolojik araştırmalardan, düzenleme, kontrol ve koruma çalışmalarından sorumlu olan Efes Müzesi, Efes ve yakın çevresinde bulunan Miken, Arkaik, Klasik, Hellenistik, Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı devirlerine ait önemli eserlerin yanı sıra kültürel faaliyetleri ve ziyaretçi kapasitesi ile de Türkiye&#8217;nin en önemli müzelerinden biridir.</p>
<p>Efes&#8217;teki ilk arkeolojik kazılardan sonra 1929 yılında depo işlevinde kurulmuş, 1964 yılında yeni bölümün inşası ile genişleyen Efes Müzesi sonraki yıllarda sergi değişiklikleri ve yeni ekler ile sürekli gelişmiştir.</p>
<p>Efes Müzesi&#8217;nin ağırlıklı olarak bir antik kentin eserlerini sergileyen müze olması nedeniyle kronolojik ve tipolojik bir sergileme yerine eserlerin buluntu yerlerine göre sergilenmeleri tercih edilmiştir. Buna göre salonlar Yamaç Evler ve Ev Buluntuları Salonu, Sikke ve Hazine Bölümü, Mezar Buluntuları Salonu, Efes Artemisi Salonu, İmparator Kültleri Salonu olarak düzenlenmiştir. Bu salonların yanı sıra müze iç ve orta bahçelerinde çeşitli mimari ve heykeltraşlık eserleri bahçe dekoru içinde ve uyumlu olarak sergilenmektedir. İki büyük Artemis heykeli, Eros başı, Yunuslu Eros heykelciği, Sokrates başı, Efes Müzesi&#8217;nin dünyaca tanınmış ünlü eserlerinden bazılarıdır.</p>
<p>Efes Müzesi koleksiyonlarında halen yaklaşık 50.000 eser bulunmaktadır. Bu sayı her yıl sürdürülen arkeolojik kazılar sonucu ortaya çıkarılan veya çevre halkının bağış yoluyla getirdiği eserler ile artmakta, müze koleksiyonları zenginleşmektedir. Bu eserlerin kısa süre içinde bilim dünyasının ve insanlığın hizmetine sunulması düşüncesiyle Efes Müzesi&#8217;nde &#8220;Yeni Buluntular Salonu&#8221; oluşturulmuştur. Ancak, bu salon her zaman yeterli gelmemekte, diğer salonlardaki sergilemelerin de yeni buluntular ışığında ve çağdaş müzecilik anlayışına uygun olarak yenilenmesi gerekmektedir.</p>
<p>Bu anlayışa uygun olarak Yamaç Evler ve Ev Buluntuları Salonunda yapılan yeni düzenlemede buluntu gruplarını birarada sergileyerek konu bütünlüğü oluşturulması amaçlanmıştır. Salonda günlük yaşam konusu içinde her çağdaki insan için vazgeçilmez gereksinimler olan tıp ve kozmetik aletleri, takıları, ağırlıklar, aydınlanma araçları, müzik ve eğlence buluntuları ve dokuma araçlarından örnekler; ev kültü ve dekorasyonunda kullanılan heykelcikler, imparator ve tanrı heykelleri, büstleri ve mobilyalar sergilenmektedir. Salonun bir bölümünde Efes Yamaç Evler&#8217;den &#8220;Sokrates Odası&#8221; olarak bilinen bir oda fresk, mozaik ve çeşitli mobilyalardan oluşan dekoru içinde foto-mankenler ile düzenlenmiştir.</p>
<p>Efes Müzesi&#8217;nin müze, Efes ve Selçuk içinde yeni düzenlemeler sonucu ziyarete açılan yeni bölümleri;</p>
<p>1- Arasta ve Hamam Bölümü: Müzenin orta bahçesine bitişik, müze ile bütünlük oluşturan bölümde eski Türk kasabalarında ticaret hayatı ve kaybolmaya yüz tutan çeşitli el sanatları canlı olarak sergilenmektedir. Tarıma bağlı yöresel yaşamda önemli yer tutan tahıl öğütme sistemi (değirmenler) gelişimi ve farklı tipleri ile; bakırcılık ve gözboncuğu yapımı; Türk çadırlarının sergilendiği bölüm içinde eski Türk yapısı ve 16. yüzyıla ait Osmanlı hamamı da restore edilerek sergi alanında değerlendirilmiştir.</p>
<p>2- Ayasuluk Kitaplığı: Efes Müzesi&#8217;nin arka sokağı içindeki eski bir Türk yapısı (14. yüzyıl) müze tarafından restore edilmiş ve semt halkının günlük gazete veya kitap okuyabileceği küçük bir kitaplık işlevi kazandırılmıştır.</p>
<p>3- Görme Engelliler Müzesi: Efes aşağı Agoradaki antik dükkânlardan biri restorasyonu yapılarak görme engelilerin gezebileceği bir müzeye dönüştürülmüştür. İki bölümden oluşan bu müzede kopya ve orijinal eserler sergilenmektedir.</p>
<p><strong>Kültür ve Eğitim Faaliyetleri</strong></p>
<p>Efes Müzesi olağan müzecilik faaliyetlerine paralel olarak ilçe halkına ve arkeoloji çevresine yönelik kültür ve eğitim faaliyetleri de düzenlenmektedir. Bu faaliyetler;</p>
<p><strong>Konferanslar: </strong>Ağırlıklı olarak Efes ve çevre arkeolojisi konularının tartışıldığı sürekli konferanslar düzenlenmektedir.<br />
<strong>Sergiler:</strong> Efes Müzesi içindeki sanat galerisinde resim heykel ve çeşitli el sanatlarından oluşan çağdaş sanat eserleri sürekli olarak sergilenmekte, bu şekilde antik ve çağdaş sanat eserleri arasında bağlantı sağlanmakta ve 21. yüzyıla aktarılabilecek bir çağdaş sanat eserleri koleksiyonu oluşturulmaktadır.<br />
<strong>Seminerler:</strong> Efes Müzesi tarafından her yıl eski eserlerin korunması, özellikle çocukların Efes ve eski uygarlıklar konularında eğitimine yönelik seminerler; zaman zaman Kültür Bakanlığı&#8217;nca düzenlenen Türkiye müzelerindeki tüm müze uzmanları için eğitim kursları ve kazı sonuçları toplantıları düzenlenmektedir.</p>
<p>Ayrıca Efes örenyerinde sürekli sergiler bulunmaktadır.</p>
<p>Kuretler Caddesi&#8217;nde &#8220;Baharatçı Dükkanı&#8221; sergisi</p>
<p>Aşağı agorada &#8220;Antik Kentler Nasıl Kuruldu&#8221; sergisi bulunmaktadır.<br />
<strong> İsabey Camii</strong><br />
1375 yılında Aydınoğullarından İsa Bey tarafından Şamlı Mimar Ali&#8217;ye inşa ettirilmiş olan cami, Türk sanat tarihinde önemli bir yere sahiptir.</p>
<p><strong>St. Jean Kilisesi</strong><br />
Bizans İmparatoru Büyük Iustinianus tarafından inşa ettirilmiştir. Dönemin en büyük yapılarından bir olan, altı kubbeli kilisenin merkezi kısmında, altta, Hz. İsa&#8217;nın en sevdiği havarisi St. Jean&#8217;ın mezarı bulunmuştur. Kuzeyinde hazine binası ve vaftizhane vardır.</p>
<p><strong>Kale</strong><br />
Ziyarete kapalı olan kale içinde cam ve su sarnıçları vardır.</p>
<p><strong>Artemis Tapınağı</strong><br />
Dünyanın yedi harikasından biridir. Antik dünyanın mermerden inşa edilmiş ilk tapınağıdır. Büyüklüğü, 105 x 50 m. ve ön cephesi diğer Artemis (Ana Tanrıça) tapınakları gibi batıya dönüktür.</p>
<p><strong>Yedi Uyuyanlar</strong><br />
Bizans Döneminde mezar kilisesi haline getirilmiş olan bu yer, Geç Roma imparatorlarından Decius zamanında putperestlerin zulmünden kaçan yedi Hıristiyan gencin Panayır Dağı eteklerinde sığındıkları mağaradır.</p>
<p><strong>Meryemana</strong></p>
<p>İsa&#8217;nın annesi Meryemana, İsa öldükten sonra St. Jean ile birlikte Efes&#8217;e gelmiş ve hayatının son yıllarını burada yaşamıştır.</p>
<p><strong>Magnesia Kapısı ve Doğu Gymnasionu</strong><br />
Efesin çevresindeki sur duvarlarının doğu kapısıdır. Yanında bulunan gymnasion, Roma Çağının okuludur.</p>
<p><strong>Yukarı Agora ve Bazilika</strong><br />
İmparator Augustus tarafından inşa ettirilmiş, resmi toplantıların ve borsa işlemlerinin yapıldığı yerdir.</p>
<p><strong>Odeion</strong><br />
Zamanında üzeri kapalı olan yapıda Kent Meclisi toplantıları yapılmış ve konserler verilmiştir. 1.400 kişilik kapasiteye sahiptir.</p>
<p><strong>Prytaneion</strong><br />
Kentin ölümsüzlüğünü simgeleyen kent ateşinin hiç durmadan yandığı yerdir. Salonun çevresinde tanrı ve imparator heykelleri sıralanmıştı. Müzedeki Artemis heykelleri burada bulunmuş ve daha sonra müzeye getirilmiştir. Yanındaki yapılar kentin resmi misafirlerine ayrılmıştı.</p>
<p><strong>Domitianus Meydanı</strong><br />
Meydanın güneyinde, teras üzerinde İmparator Domitianus adına Efesliler tarafından yaptırılmış büyük bir tapınak ve altında Efes yazıtlar galerisi vardır. Doğuda Pollio Çeşmesi ve olasılıkla hastane yapısı, kuzeyinde cadde üzerinde Memnius Anıtı yer alır.</p>
<p><strong>Herakles Kapısı</strong><br />
Roma Çağı sonlarında yaptırılmış olan bu kapı Kuretler Caddesi&#8217;ni yaya yolu haline getirmiştir. Ön cephesinde Kuvvet Tanrısı Herakles kabartmaları dolayısıyla bu ismi almıştır.</p>
<p><strong>Traianus Çeşmesi</strong><br />
Cadde üzerindeki iki katlı anıtlardan biridir. Ortada duran İmparator Trainus&#8217;un heykelinin ayağı altında görülen küre dünyayı simgeler.</p>
<p><strong>Yamaç Evler</strong><br />
Teraslar üzerine inşa edilmiş olan çok katlı evlerde kentin zenginleri oturuyordu. Evlerin tabanlarında mozaikler, duvarlarında mermer kaplama ve freskler vardır.</p>
<p><strong>Hamam ve Umumi Tuvalet</strong><br />
Romalıların en önemli sosyal yapılarındandır. Soğuk, ılık ve sıcak kısımlar vardır. Bizans Çağında tamir görmüştür. Ortasında havuz olan umumi tuvalet yapısı, aynı zamanda toplanma yeri olarak da kullanılmıştır.</p>
<p><strong>Hadrianus Tapınağı</strong><br />
İmparator Hadrianus adına, anıt tapınak olarak inşa ettirilmiştir. Korinth düzenlidir ve frizlerinde Efes&#8217;in kuruluş efsanesi işlenmiştir.</p>
<p><strong>Oktogon</strong><br />
Kleopatra&#8217;nın kız kardeşine ait anıtsal bir mezardır.</p>
<p><strong>Heroon</strong><br />
Efes&#8217;in efsanevi kurucusu Androklos adına yaptırılmış bir çeşme yapısıdır. Ön kısmı Bizans Döneminde değiştirilmiştir.</p>
<p><strong>Celcus Kütüphanesi</strong><br />
Hem kütüphane, hem de mezar anıtı görevini üstlenmiştir. Kitap ruloları, yapı içerisinde, duvarlardaki nişlerde saklanıyordu. Cephesi 1970-1980 yılları arasında restore edilmiştir.</p>
<p><strong>Agora Güney Kapısı</strong><br />
Kütüphaneden önce, İmparator Augustus zamanında inşa edilmiştir.</p>
<p><strong>Mermer Cadde</strong><br />
Kütüphane meydanından tiyatroya kadar uzanan caddedir.</p>
<p><strong>Agora</strong><br />
110 x 110 m. boyutlarında ortası açık, çevresi portikler ve dükkanlarla çevrilidir. Kentin ticari ve kültürel merkeziydi.</p>
<p><strong>Büyük Tiyatro</strong><br />
24.000 kişilik kapasiteyle antik dünyanın en büyük tiyatrosudur. Çok süslü ve üç katlı sahne binası tamamen yıkılmıştır. Oturma basamakları üç bölümlüdür.</p>
<p><strong>Liman Caddesi</strong><br />
Efes kentinin limana bağlantısını sağlıyordu. 600 m. uzunluktaki cadde üzerine kentin Hıristiyanlık Döneminde anıtlar yapılmıştır.</p>
<p><strong>Tiyatro Gymnasionu</strong><br />
Hem okul ve hem de hamam işlevine sahip büyük yapının avlu kısmı açıktadır. Burada tiyatroya ait mermer parçalar restorasyon amacıyla sıralanmıştır.</p>
<p><strong>Liman Hamamı</strong><br />
Liman Caddesinin sonundaki büyük yapılar grubudur. Bir bölümü kazılmıştır.</p>
<p><strong>Meryem Kilisesi</strong><br />
Hz. Meryem adına inşa edilmiş ilk kilisedir.</p>
<p>Saray Yapısı, Stadyum Caddesi, Stadyum ve Gymnasion<br />
Otoparkın doğu kısmında yer alan Bizans sarayı ve caddenin bir bölümü restore edilmiştir. Stadyum, antik devirde sportif oyunların ve yarışmaların yapıldığı yerdir. Geç Roma Çağında gladyatör oyunları da yapılmıştır. Stadyumun yanındaki gymnasion ise hamam-okul kompleksidir.</p>
<p><strong>PRİENE (Güllübahçe &#8211; Söke) </strong></p>
<p>Priene: Aydın ili Güllübahçe beldesi yakınındadır. Priene’de Alman Arkeoloji Enstitüsü tarafından kazı ve araştırma çalışmaları yürütülmektedir. Varlığı M.Ö. 2. bin yılına kadar uzanan şehrin ilk kuruluşu hakkındaki bilgilerimiz hâlen varsayımlara dayanmaktadır. Helenistik dönem boyunca şehir Ptolemaic ve Seleucid Krallıklarının ve Pergamum Krallığı’nın yönetimi altına girdi. M.Ö. 133’de Pergamum Kralı II. Attalus’un ölümünden sonra toprakları kendi isteğiyle Roma’ya eklendi ve böylelikle Priene Roma egemenliğine altına girdi. Bizans döneminde şehir piskoposluktu. Bulgular İmparatorluğun çöküşüne kadar yerleşimin devam ettiğini kanıtlamaktadır. Bu dönemin sonunda ise, Priene tamamen terk edilmiştir.</p>
<p>Priene eski şehir plânlamacılığının en güzel örneğidir. Şehir, Miletli mimar Hippodamus tarafından geliştirilen “grid sistemi” ile inşa edilmiştir. Genellikle 3,5 metre genişlikte olan şehrin yan sokakları arazinin eğimli olması sebebiyle merdivenlidir. Resmi ve halka açık diğer binalar çoğunlukla bir bloğun tamamını kapsamaktadır ve şehir merkezinde yer alır. Bunlar arasında oldukça korunmuş olarak günümüze kadar gelen Athena Tapınağı (M.Ö. 4. yüzyıl), Tiyatro, Agora, Zeus Olympos Tapınağı, Bouleuterion (M.Ö. 150), 2 Gymnasion ve Demeter kutsal alanı bulunmaktadır. Şehrin, biri batıda diğer ikisi doğuda olmak üzere üç kapısı vardır. Priene’nin ana giriş kapısı olan “Doğu Kapısı”, taşlı kaldırımdan yapılmış uzun bir yokuş yoldan sonra ulaşılabilen Tiyatro sokağının kuzey doğusunda yer alır.</p>
<p><strong>Myus </strong><br />
Bafa Gölü kıyısında, Miletos&#8217;un 15 km. doğusunda, Avşar Köyü yakınlarında bulunmaktadır. Strabon Myus&#8217;un Atina kralı Kodros&#8217;un oğlu Kydrelos tarafından kurulduğunu bildirilmektedir. Yine Strabon&#8217;un anlattığına göre Panionion birliğine dahil kentlerden birisidir. Herodotos, İ.Ö. 499&#8242;da Pers donanmasının Myus kenti açıklarına demirlediğini bildirmektedir. Ancak Herodotos Myus&#8217;un İ.Ö. 494&#8242;teki Lade Deniz Savaşına sadece üç gemi ile katıldığını bildirmektedir. Yapılan kazılarda antik kaynaklarda adı geçen ve beyaz mermerden yapıldığı bilinen Dionysos tapınağı ortaya çıkarılmıştır. Kent üzerinde bugün Dionysos tapınağına ait parçalar, Arkaik Döneme ait sur duvarları ve Bizans kalesi kalıntıları görülmektedir.</p>
<p><strong>MİLETUS </strong></p>
<p>Miletus (Milet): Milet, Aydın ili, Söke ilçesi sınırları içerisinde Söke’ye 30 km. uzaklıkta ve Akköy yakınlarındadır.</p>
<p>Milet’te ilk kazılar 1899’da Th. Wiegand tarafından başlatılmış ve 1938’e kadar devam etmiştir. İkinci Dünya Savaşından sonra tekrar başlatılan çalışmalar hâlen kazı ve onarımlarlarla Alman uzmanlar tarafından sürdürülmektedir.</p>
<p>M.Ö. 38’de şehir, Roma imparatorlarının özel ilgisiyle özerkliğini elde etti. Böylece Milet İyon şehirleri arasında metropol düzeyine ulaştı. M.S. 3. yüzyıldan başlayarak, bu parlak dönem yavaş yavaş kötüye gitmeye başladı. Şehir, limanlar alüvyonla doldukça, etrafı bataklığa döndükçe ve sıtma tehlikeli boyutlara ulaştıkça terk edilmeye başlandı. Bizans döneminde, şehrin sınırları oldukça daralmıştı ve binalar tiyatronun çevresinde toplanmıştı. Duvarlar yeniden inşa edildi ve bazı binalar restore edildi. M.S. 6. yüzyılda ilerlemek için yapılan çabalar ise uzun sürmedi.</p>
<p>Milet kuruluşunda bir liman kenti olmakla beraber, Büyük Menderes nehrinin getirdiği alüvyonlarla liman doldurulduğu için bugün denizden içeride bulunmaktadır. Kentte ızgara plân uygulanmış ve yapılar bu plânın öngördüğü biçimde konumlanmışlardır. Kentte bulunan yapılar arasında 15.000 kişilik kapasitesi olan ve son yıllarda onarılmaya başlanan Roma çağı yapısı Tiyatro, M.S. 1. yüzyılda inşa edilmiş Roma Hamamları, ana dini merkez olan Delphinion, Kuzey Agora, M.S. 1. yüzyıla ait Ionik Stoa, Capito hamamları, Gymnasium, 2. yüzyılda inşa edilen Bouleterion, 164&#215;196 m. boyutlarındaki Güney Agora, M.S. 2. yüzyılda yapılan Faustina Hamamı önem kazanır.</p>
<p><strong>DİDYMA (Didim)</strong></p>
<p>Didyma (Didim): Aydın ilinin Söke ilçesi, Yeni Hisar köyü sınırları içerisinde yeralan Didyma, Apollon Tapınağı ile ünlüdür.</p>
<p>Didyma’daki ilk kazılar 1858’de İngilizler tarafından Newton’un başkanlığında yapılmış. 1905’te Th. Weigand yönetiminde başlatılan kazılar sistemli temellere dayandırılarak 1937’ye kadar sürdürülmüştür. Bu dönemde tapınağın büyük bir kısmı ortaya çıkmıştır. Kazı ve araştırma çalışmaları Alman uzmanlar tarafından hâlen sürdürülmektedir.</p>
<p>Didymaion, Miletus’a bağlı bir kâhinin ikamet yeri ve mabet olarak bilinir. Son kazılardan Didyma’nın sadece bir kâhinin ikametgâhı değil, aynı zamanda yoğun bir yerleşim yeri olduğu da anlaşılmıştır. Arkaik tapınağın yapımına M.Ö. 6. yüzyılın ortalarında başlanıldığına ve yapımının aynı yüzyılın sonlarında tamamlanıldığına inanılır. Helenistik tapınağın yapımına, Büyük İskender’in Perslere karşı elde ettiği zaferden sonra başlanılmıştır. Ancak, kalıntılardan bu Helenistik tapınağın yapımının tamamlanmadığı anlaşılmaktadır.</p>
<p><strong>Sardis Antik Kenti </strong></p>
<p>Lydia Krallığı&#8217;nın başkenti olan Sardes kenti, M.Ö. 6.yüzyılda Perslerin Lydia Krallığı&#8217;na son vermelerinden sonra bir Pers satraplık merkezi haline gelmiştir. Hellenistik ve Roma Döneminde de önemini koruyan, Bizans Döneminde önemli bir piskoposluk merkezi haline gelen kent, Salihli yakınındaki Sart kasabası ile adını günümüzde de yaşatmaktadır.</p>
<p>Birinci Dünya Savaşı öncesinde başlatılan Sardes kazıları, 1958 yılından bu yana Harvard ve Cornell üniversiteleri ile Amerikan Doğu Bilimleri Araştırma Enstitüsü&#8217;nün ortak kalıtımları ile aralıksız devam etmektedir. Söz konusu kazılarda, kentin değişik dönemlerine ait önemli bilgiler veren buluntular ele geçirilmiştir.</p>
<p>Lydia Krallığı&#8217;nın zenginliğinin kaynaklarından biri olarak gösterilen altın madeninin, Sart Çayı (Paktolos) kumlarından çıkarılıp arıtılarak işlendiği &#8220;Lydia Dönemi altın arıtma ve işleme atölyeleri&#8221;, 1968 yılında Kuzey Paktolos bölgesinde ortaya çıkarılmıştır.</p>
<p>Lydia kral mezarlarının bulunduğu &#8220;Bintepe&#8221; bölgesi, büyüklü küçüklü onlarca tümülüsün bulunduğu alanlardır. Herodotos&#8217;un Mısır piramitleri ile mukayese ettiği bu tümülüsler, antik dönemde de ünlüydü.</p>
<p>Kentin akropolü, yüksek ve dik yamaçlı bir tepe görünümündedir. Burada M.Ö. 6.yüzyıla tarihlenen ve Lydia taş işçiliğinin özelliklerini yansıtan sur duvarlarının yanı sıra, Bizans Dönemine ait bir kale kalıntısına da rastlanmıştır. Bu buluntular, akropolün savunma amacıyla uzun süre kullanılmış olduğunu göstermektedir.</p>
<p><strong>TRİPOLİS </strong></p>
<p>Denizli İl merkezinin 40 km. kuzeyindedir. Buldan İlçesi Yenicekent Kasabası&#8217;nın doğusunda, Büyük Menderes Nehri ile kasaba arasındaki yamaçlar üzerinde kurulmuştur. Batıya açılan Büyük Menderes ovası ile hem Ege kıyılarına hem de İç Anadolu ve Akdeniz&#8217;e bağlanmaktadır.</p>
<p>Kent güneyindeki Çürüksu Vadisi&#8217;nde kurulmuş olan çağdaşı Laodikeia&#8217;ya 30 km., Hierapolis&#8217;e ise 20 km. uzaklıktadır.</p>
<p>Tripolis, Lidya bölgesi içinde, Karya ve Frigya bölgelerine ulaşımı sağlayan, sınır, ticaret ve tarım merkezlerinden birisidir. Kuruluş biçimi ve şehircilik anlayışı ile yörenin, en zengin kentlerindendir. Tripolis&#8217;in, Lidyalılar zamanında kurulduğu tahmin edilmektedir. Lidya, Pers ve Hellenistik dönemlere ait tarihi bilgiler henüz yoktur. Bu devirlerle ilgili kalıntılara da rastlanmamaktadır. Kentin kalıntıları üslup yönünden Roma ve Bizans Dönemi karakteri taşımaktadır. Anıtsal yapıların en iyi örnekleri İ.S. 1., 2. ve 3. yüzyıllarda yapılmıştır. Plinius&#8217;a göre, şehrin bir diğer adı Apollonia&#8217;dır. Sikkelerinde tanrıça Leto&#8217;nun, Letoia Phthia oyunlarının ve Menderes Nehri&#8217;nin isimleri vardır. Tripolis ve çevresi tarih içinde birçok deprem ve savaşlara sahne olmuştur. İ.S. 325 yılında Nikea meclisinde hazır bulunan Lidya piskoposları listesinde Tripolis&#8217;in adının geçmesi piskoposluk düzeyinde bir şehir olduğunu göstermektedir.</p>
<p><strong>Tripolis&#8217;in Yapıları</strong></p>
<p><strong>Tiyatro</strong></p>
<p>Kent merkezindedir. Grek tiyatrosu gibi araziye uygun olarak Roma tarzında yapılmıştır. Tüm bölümleri harap durumdadır. Yaklaşık 10.000 kişi alabilecek kapasitededir.</p>
<p><strong>Hamam</strong></p>
<p>Tiyatronun yaklaşık 200 m. batısında yer almaktadır. Sur duvarları dışında bulunmaktadır. Dış duvarları kısmen ayaktadır. Tonoz ve kemerli iç kısımlar yıkılmıştır. Bölümleri ise tespit edilebilmektedir. Kalın duvarlarında büyük nişler mevcuttur.</p>
<p><strong>Şehir Binası</strong></p>
<p>Hamamın yaklaşık 150 m. güneyindedir. Sadece temelleri kalmıştır.</p>
<p><strong>Kale ve Surlar</strong></p>
<p>Tripolis Geç Roma ve Bizans Döneminde sur ve kale ile çevrilmiştir. Eğimli arazide kurulan kentin surları yer yer burçlarla, gözetleme kuleleri ve kalın duvarlarla desteklenmiştir. Tiyatroya bitişik devam eden sur, kentin kuzeyindeki en yüksek tepede kule ile birleşir.</p>
<p>Kule, hem savunmaya hem de gelecek düşman tehlikesini gözetlemeye yöneliktir.</p>
<p><strong>Nekropol</strong></p>
<p>Surun, doğu ve güney yamaçlarındadır. Burada kaya mezarları, podyumlu mezarlar ve lahitler görülmektedir.</p>
<p><strong>Alabanda </strong></p>
<p>Aydın İli&#8217;nin Çine İlçesi&#8217;ne 7 km. uzaklıktaki Araphisar Köyü üzerinde kurulu Karia kentlerinden biridir. Byzantion&#8217;lu Stephanos&#8217;un bildirdiğine göre şehire bu ismi kral Kar, oğlu Alabandros&#8217;un at yarışı kazanması üzerine vermiştir. Alabandalıların büyük bir zenginliğe sahip olduğunu, lüks içinde yaşadıklarını ve şehirdeki bütün kızların harp çaldıklarını Strabon&#8217;dan öğreniyoruz. Halil Ethem Bey&#8217;in yaptığı kazılarda iki tapınağın temelleri ortaya çıkarılmıştır. Kenteki önemli yapılardan biri bouleuteriondur. Bunun dışında doğuda yoğun şekilde görülen lahitler nekropolün burada yer aldığını göstermektedir. Bunun dışında su kemeri ve tiyatro görülebilen yapılardandır.</p>
<p><strong>Alinda </strong></p>
<p>Aydın İli&#8217;ne bağlı, Çine İlçesi, Karpuzlu Köyü üzerinde yer alan Alinda, önemli Karia kentlerinden biridir. Hekatomnos&#8217;un kızı olan Ada, kardeşi Pixodaros tarafından Halikarnassos&#8217;tan kovulunca İ.Ö. 340&#8242;ta Alinda&#8217;ya çekilmiş ve bu şehri kendisine başkent yapmıştır. Alinda&#8217;da bugün de ayakta kalan en önemli yapı agoradır. Akropolün güney-batı eteğinde tiyatro yer alır. Akropol&#8217;de yalnız planı belli olacak durumda iki adet tapınak temeli yer almaktadır. Karpuzlu&#8217;nun evleri arasında Karia tipi lahitler, Alinda nekropolünün şehrin güney eteğinde yoğunlaştığının belgesidir.</p>
<p><strong>Amyzon </strong></p>
<p>Aydın İli&#8217;ne bağlı Koçarlı İlçesi, Gaffarlar Köyü sınırları içindeki Amyzon, Karia kentlerindendir. Kent tarihi konusunda yalnızca yazıtlardan yararlanıyoruz. III. yüzyılda önce Ptolemaios, sonra Seleukos yandaşlığına geçen Amyzon, İ.Ö. II. yüzyılın sonlarına doğru, Latmos aşağısındaki Herakleia kenti ile bir ikili anlaşma gerçekleştirdi. III. Antiokhos, İ.Ö. 203&#8242;te Amyzon&#8217;a gönderdiği mesajda, kent ayrıcalıklarını onayladığını belirtmişti; Apollon ve Artemis tapınağına sığınanları koruma altına alma yetkisi de ayrıcalıklar arasındaydı. Kent surları bugün de ayaktadır ve İ.Ö. 300&#8242;lerde uygulanan izodomik yöntemle örülmüştür. Apollon ve Artemis tapınağı, surlar, tonozlu yer altı odaları ve Bizans yapısı, bugün ayakta olan yapılardandır.</p>
<p><strong>Gerga </strong></p>
<p>Aydın İli&#8217;ne bağlı, Çine İlçesi Deliktaş mevkiinde yer alan kent, Alabanda antik kentinin 13 km. kuzeybatısında bulunmaktadır. Kentin tarihinin Arkaik Döneme kadar gittiğini gösteren izler vardır. Halen kent içinde görülen kalıntılar Arkaik Dönem ve Roma Dönemine aittir. Gerga, Karia kültürünü yansıtan önemli bir merkezdir. Dağlar arasında kurulmuş bir kent olması nedeniyle Karia karakterini korumuş olan kentlerden biri olarak nitelendirilmektedir. Sur duvarları tipik Karia stilindedir.</p>
<p>Gerga adı kaynaklarda bir kent olarak belirtildiği gibi yerel bir tanrıya ait olabileceği de belirtilmektedir. En önemli yapı, halen ayakta olan ve tapınak olarak adlandırılabilecek özelliklere sahip yapıdır. Büyük kesme taşlardan yapılmış, yapının üçgen alınlığında yazı vardır. Yapının hemen altında yere düşmüş dev heykelin Kybele&#8217;ye ait olabileceği düşünülmektedir. Heykelin zamanımızdan 20-30 yıl önce ayakta olduğu kaynaklardan ve çevre halkından öğrenilmiştir.</p>
<p class="akst_link"><a href="http://www.cennetturkiye.org/?p=305&amp;akst_action=share-this"  title="Bu yazıyı arkadaşınızla paylaşın, del.icio.us gibi sosyal imleme sitelerine ekleyin." id="akst_link_305" class="akst_share_link" rel="nofollow">Bu Yazıyı Paylaşın</a>
</p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cennetturkiye.org/antik-kentler-genis-anlatim/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yalova Turizmi Geniş Bilgi</title>
		<link>http://www.cennetturkiye.org/yalova-turizmi-genis-bilgi/</link>
		<comments>http://www.cennetturkiye.org/yalova-turizmi-genis-bilgi/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 11 Mar 2010 20:45:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator>falone</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yalova]]></category>
		<category><![CDATA[İl İl Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[yalova resimleri]]></category>
		<category><![CDATA[yalova turizmi]]></category>
		<category><![CDATA[yolavaya nasıl gidilir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cennetturkiye.org/?p=741</guid>
		<description><![CDATA[Arkadaşlar ben Yalovalı değilim ama Yalovayı çok severim ve yazları genelde oraya bağlı olan bir beldede geçiririm..ilk turizm konumda buranın bilgilerini vermemin nedeni budur….yazılar ve resimler alıntıdır…kendi çektiği Yalovayla ilgili resimleri bulunan arkadaşlarda ekleme yaparak konuya katkı sağlayabilirler…..Kentin tarihi, turizm faaliyetleri ve kentlilerin uğraşlarıyla ilgili bilgilerin dışında ATATÜRK ile ilgili özel bir bölüm bulabilirsiniz….
DOĞA TARİH [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Arkadaşlar ben Yalovalı değilim ama Yalovayı çok severim ve yazları genelde oraya bağlı olan bir beldede geçiririm..ilk turizm konumda buranın bilgilerini vermemin nedeni budur….yazılar ve resimler alıntıdır…kendi çektiği Yalovayla ilgili resimleri bulunan arkadaşlarda ekleme yaparak konuya katkı sağlayabilirler…..Kentin tarihi, turizm faaliyetleri ve kentlilerin uğraşlarıyla ilgili bilgilerin dışında ATATÜRK ile ilgili özel bir bölüm bulabilirsiniz….</p>
<p><span style="color: red;"><strong><span style="font-size: x-small;">DOĞA TARİH SPOR TURİZM KENTİ YALOVA…..<span id="more-741"></span></span></strong></span></p>
<p><span style="font-size: x-small;"><span style="color: red;"><strong>Yalova Adının Kaynağı :</strong></span></span></p>
<p>Yerleşmenin Antik Çağ’daki adı tam olarak bilinmemekle birlikte Pylai (Bugünkü Hersek Köyü ) ve Termal kaplıcalarının o zamanki adı olan Pythia adları birleştirilerek havalinin ortak adı PYLOPYTHİA adını kullandığı sanılmaktadır. Daha sonraki kaynaklarda XENODOCHION adına rastlanmaktadır. 15. ve 16.yy. tarihçileri ise bu yöre için Yalakova adını kullanmışlardır. Bölgeye Yalakabad da denmiştir. 16.yy. tarihçilerinden bazıları, Yalakova adının İzmit ve Yalova’ya egemen olan ve İstanbul tekfuru ile ilişkisi bulunan Yalakonya adında bir kadının adıyla bağlantılı olduğu görüşündedirler. Evliya Çelebi Kara Yalvaçoğlu tarafından fethedilen havalinin Kara Yalovaç olarak adlandırıldığını yazmıştır. Yalıova olan bu adın zamanla ( -ı) harfinin düştüğü ve Yalova olarak söylendiği bilinmektedir. Atatürk’ün davranışı da , bu iddiayı doğrular görünümdedir. Atatürk , Türk Tarihi ile ilgili olarak Yalova’yaptığı bir çalışmanın altını imzalarken , 16 / 17 .8.1931 tarihini yazmış ve altına : ( YALİ OVA / YALOVA ) DİYE NOT DÜŞMÜŞTÜR.</p>
<p><span style="color: red;"><strong><span style="font-size: x-small;">Genel Tarihi :</span></strong></span></p>
<p><img src="http://img85.imageshack.us/img85/5599/114yv.jpg" alt="" width="800" height="600" /></p>
<p>Antik Çağ’da adı XENODOCHION olan yerleşme hakkında kesin bir bilgi bulunmamaktadır. Yalova’nın tek başına tarihini ortaya çıkarmak mümkün olmamıştır. Prehistorik çağda bu bölgede Anadolu kavimleri yaşamıştır. Buluntulardan edinilen varsayımlara göre Yalova Prehistorik çağda bir geçit yeridir. Bu bölgede M.Ö.1200 yılında Frigler, M.Ö. 700 yıllarında Bithynler egemen olmuştur. Bizanslılardan sonra bir süre Selçukluların yönetimine giren kasaba, Haçlı Seferleri Sırasında yakılıp yıkıldı. Osman Bey’in komutanlarından Yalvaçoğlunca ele geçirilen yöre Yalakabad adını aldı. 1867′de Hüdavendigar ( Bursa ) Vilayet Merkez Sancağı’na bağlı bir kaza iken, 1901′de bağımsız İzmit Sancağı’na bağlandı. Atatürk’ün isteği üzerine 1930′da İstanbul İlçeleri arasına katılan Yalova, 6 Haziran 1995′de İl merkezi olmuştur. Merkez İlçeye bağlı 12 köy bulunmaktadır. Altınova İlçesi: Kocaeli İli Karamürsel İlçesi’nin bir bucak merkezi olan Altınova 1987′de belediye teşkilatı olmuş, Haziran l995′de ise İlçe Merkezi olarak Yalova İli’ne bağlanmıştır. İlçeye bağlı 16 köy bulunmaktadır. Altınova’da bulunan Helenopolis ( H) Konstantin tarafından kurulan önemli bir yerleşme merkezidir. Konstantin, annesi Helena’nın adına buraya Helenopolis adını vermiştir. Justiniaus devrinde Roma İmparatorluğu’nun merkezi İstanbul’a taşındıktan sonra Helenopolis İstanbul- İznik yolu üzerinde bulunduğu için çok önem kazanmıştır</p>
<p><span style="color: red;"><strong><span style="font-size: x-small;">TURİZM</span></strong></span></p>
<p>Binlerce yıl öncesine uzanan tarihi, doğası, denizi, kaplıcaları, sıcak yüzlü insanları ve sayısız özelliği ile şehirlerin yüksek gürültüsünden, stresinden ve kirliliğinden uzaklaşmak isteyen yerli ve yabancı birçok turiste dört mevsim boyunca ev sahipliği yapmaktadır</p>
<p>Termal Turizmi ( Sağlık Turizmi ) :</p>
<p>Termal Kaplıcaları :</p>
<p>Özellikle gençlik aşısı yerine geçen Hayat İksiri kaplıca suları ile dört bin yıldan beri bilinen Termal ve yakın çevresi Roma ve Bizans dönemlerinden bu yana sağlık turizmine hizmet eden bir bölgedir. Termal tesislerinde sıcak su, maden suyu, hamamlar, kaplıcalar, bunları tamamlayan kür merkezleri ve bazı tıbbi malzemeler sağlık arayan misafirlerine hizmet vermektedir. Ayrıca Termal’de Türkiye’nin tek şifalı Göz suyu lunmaktadır.</p>
<p>Atatürk Termal kaplıcalarına hayrandı. Buranın dünyaca ünlü bir merkez olması için hemen teşebbüse geçer. Kaplıcaları çalıştıran kişiden devralmak için Yalova’nın ileri gelenlerinden bir komisyon kurulur. Komisyon vasıtasıyla fiyat belirlenir, fiyat belirlenirken eski işletmecinin mağdur olmamasına özen gösterilir, kaplıcaları çalıştıran kişiye gerekli ödeme yapılır. Termalin onarım ve ihyası için yetkili biri Seyr-i Sefain Genel Müdürü Sadullah Güney atanır. Kısa sürede orman yolları açılır. Kaplıcalara yeni sıcak ve soğuk su boruları döşenir. Yeni su depoları yapılır. Termal Yalova arası yol düzenlenerek yolun iki tarafına çınar ağaçları dikilir. Sular ve suların yararlı olabileceği hastalıklar araştırılırdı.</p>
<p>Atatürk sayesinde Termal Dünyanın en güzel SAĞLIK, ŞİFA, DOĞA VE DİNLENME köşelerinden biri haline gelmiştir. Bu merkezin her taşında ATATÜRK’ ün anısını görmek mümkündür.</p>
<p>Gençlik Turizmi :</p>
<p>Yalova İli , kıyı, orman, yayla olanakları ve uygunluğu ile gençlik turizmine uygun bir yöredir. Yurtiçi ve yurtdışından gelen gençler gruplar halinde kamp yapmaktadırlar. Bilhassa Delmece Yaylası ve Sudüşen Şelalesi tercih edilen merkezlerdendir.</p>
<p>Üçüncü Yaş Turizmi :</p>
<p>Ülkemizde orta yaş gruplarının çoğunun tercih ettiği turizm türü Termalizm’dir. Bu bakımdan Yalova İli çok şanslı konumdadır. Özellikle kaplıca olanakları 3. yaş turizminin sürekliliğini sağlamaktadır.</p>
<p>Günübirlik ve Haftasonu Turizmi :</p>
<p><img src="http://img82.imageshack.us/img82/3489/1157qb.jpg" alt="" width="800" height="600" /></p>
<p>Yalova günübirlik Turizm olanakları zengin olan bir ildir. Ilde çok sayıda mesire yeri bulunmaktadır. Günübirlik turlar rekreasyon alanlarında ve doğal özelliklere sahip alanlarda yapılmaktadır. Hasanbaba piknik alanı mesire alanı ve hayvan koruma parkıdır.</p>
<p>Çınarcık-Hasan Baba-Esenköy :</p>
<p>Termal ve Çınarcık ilçeleri arasında ve Çınarcık sırtlarında bulunan Hasan Baba Piknik ve mesire yeri geniş bir alana yayılmış olup,meşe,kestane ve ıhlamur ağaçlarıyla kaplı, denize nazır, bir çok doğal güzellikler içermektedir. Ayrıca bu alanda doğal ortamda Geyik koruma alanı mevcuttur. Hasan Baba mesire yerinde, içme suyu ve yeme içme hizmeti sunan Restaurant bulunmaktadır. Çınarcık-Esenköy sahilleri , denize girmek için en çok tercih edilen sahil bandıdır. Çınarcık Esenköy arasında bulunan “Kumluk Plajı” kumsalı ve altyapısıyla en düzenli plaj durumunda olup, en yoğun olarak denize girilen plajdır. İlçede çok sayıda konaklama , yeme içme ve eğlence tesisi mevcuttur.</p>
<p>Yayla Turizmi :</p>
<p>Sudüşen Şelalesi:</p>
<p>Üvezpınar köyünden 8 km mesafede bulunan Şelale ve çevresi essiz doğal güzelliklere sahiptir.Şelaleye giden yol, mükemmel bir doğa yürüyüş Trekking parkuru olup, yaz aylarında yerli ve yabancı turistlerce yoğun olarak tercih edilmektedir. Şelale’ye çıkan yol güzergahın da essiz bir baraj gölü, deniz ve doğa manzarası mevcuttur ki, bu güzergah foto safari, doğa yürüyüşü ve piknik alanı olarak kullanılmaktadır.</p>
<p>Delmece Yaylası :</p>
<p>İlimizin önemli yaylaları; Kocadere ve Tesvikiye beldelerinin güneyinde yer alan Erikli ve Delmece yaylalarıdır. Delmece Yaylası içerisinde Yalova’nın tek doğal Göl’ü “Dipsiz Göl” adi ile bilinen krater göl’ü bulunmaktadır. Bu yaylalar büyük oranda çam, meşe, kestane ve ıhlamur ağaçlarından oluşan ormanlarla kaplıdır.</p>
<p>Kıyı Turizmi :</p>
<p><img src="http://img85.imageshack.us/img85/331/88vn.jpg" alt="" width="800" height="600" /></p>
<p>Yalova İlinin tüm İlçelerinin Marmara Denizi’ne kıyısı bulunmaktadır. Özellikle Çınarcık ve Armutlu arası sahilleri hala bakir özellik taşımakta olduğundan kıyı turizmine elverişlidir. Deniz suyu sıcaklığı yaz aylarında ( Haziran &#8211; Eylül ) ortalama 19.9 C0 &#8211; 22.9 C0 arasındadır. Hava sıcaklığı ise aynı aylar arasında ortalama 20 C0 &#8211; 23.2 C0 arasında değişmektedir. İl merkezi kıyı şeridinde kamplar bulunmaktadır. Spor Turizmi :</p>
<p><img src="http://img85.imageshack.us/img85/8208/96ed.jpg" alt="" width="800" height="600" /></p>
<p>Yalova İlinin özellikle iç kesimlerinde ormanlık alanları yürüyüş ( trekking ), kırda gezinti ( hikking ) ve dağ bisikleti ( biking ) olanakları açısından son derece önemlidir. Yalova Üvezpınardan Gemlik Haydariye ,Teşfikiyeden Erikli, Delmece, Gemlik Şahin tepesinden KurtKöy ideal dağ bisikleti ve Trekking alanlarıdır. Ayrıca Kılıçköy, Kabaklı, Denizçalı, İlyasköy, Çukurköy, Dereköy, Laledere, Gacık, Soğuksu, Kocadere, Valide köprü İznik Gölüne kadar ideal bisiklet parkur alanlaridir.</p>
<p>Amatör bisiklet turu yapilabilecek sahalar; Yalova- Samanli köyü, Akköy yol ile Akköy yolundan Yenimahalleye devamla Gökçe baraji çevresi ve ayni güzergahtan geri dönüs yaklasik 50 km.lik bir parkur olusturur. Profesyonel bisikletçiler için ; Yalova- Samanli köyü ,Akköy yol ayirimindan Termal Arap mahallesi , Ortaburun, Çinarcik üzerinden Yalova’ya dönüs güzergahi parkur alani olarak kullanilabilir bir sahadir. Ayrica Çiftlikköy Ilçesinden hareketle Sultaniye , Gacik, Elmalik, Kazimiye köyleri üzerinden Sultaniye ve Çiftlikköye dönüs yapilabilecek alan bisiklet parkur alani olarak kullanilabilir ve bu alanda 1998 yilinda amatör bisiklet yarismasi yapilmistir.</p>
<p>Yağlı Güreş :</p>
<p>Altinova Fevziye Köyünde yagli güres müsabakaları her yil 8 Haziranda yapilmaktadir.</p>
<p>Kamp Çadır Karavan Turizmi :</p>
<p>Yalova kamp ve karavan turizmine elverişlidir. Özellikle doğal güzelliklere sahip kıyılarda, gençlere yönelik dogal değerleri koruyarak kamp yapma olanağı vardır. Üvezpınar ve Kurtköy bölgesi. İl merkezi kıyı şeridinde kamplar bulunmaktadır.</p>
<p>Av Turizmi :</p>
<p>Yalova hem kara hemde su avciligi bakimindan önemli bir konumdadır. İl, doğal yapısı nedeniyle çeşitli hayvan türlerinin yaşamasına olanak vermektedir. Bu yüzden av turizm cazip bir hal almaktadır. Bıldırcın ve üveyik avı bol miktarda yapılmaktadır.</p>
<p>Deniz avcılığı :</p>
<p>Su avcılığı Çobankaya burnu, Bozburun, Çalıdere burnu, Humburnu, Deveboynu, Çiftlikköy, Eski Mağaza açıklarında yapılmaktadır. Üvezpınar Köyü’nün batısında bulunan Sudüşen Çağlayanında Alabalık avlanabilir.</p>
<p>Zıpkinla Dalma :</p>
<p>Armutlu çevresinde bulunan kayalık alanlar zıpkınla dalmaya ve su sporlarına uygun bölgelerimizdendir. Bu spor faliyeti Bozburun ve Ayıburnu açıklarında yapılmaktadır. Esenköy, Armutlu kıyı şeriti ile Çınarcık Deveboynu ve Senköy mevkii kıyı şeritinde Levrek, Karagöz vb. zıpkınla avlanabilecek balık türleri bol olarak bulunmaktadır. Balıklar için yaşama ortamı olabilecek nitelikte kayalık kıyı kenarı denize dik olarak inen bir yapıda olan bu alan, ülkemizin zıpkınla dalmaya en uygun sahalarından birisidir.</p>
<p>Kara avciligi :</p>
<p>Mecidiyeköy, Armutlu göleti, Delmece yaylası, Esenköy, Ortaburun, Hacımehmet köyü, Esadiye, Sugören, Elmalık, Kapaklı, Kılıçköy, Ahmediye civarlarında yapılmaktadır.</p>
<p>İnanç Turizmi :</p>
<p>Akköy Köyündeki Şehitlik:</p>
<p>Yunan askerleri ile bunların silahlandırdığı Rum ahali tarafından meydana getirilen fecaatın tetkiki için Gemlik,Orhangazi ve Yalova havalisine gelen İngiliz Generali Firenkisin başkanlığı altındaki çeşitli heyetlerin gösterdiği lüzum üzerine ve Hilali Ahmer delaleti ile başkente nakledilen ve muhacirin dairesince Davutpaşa kışlasında iskan edilen isimleri kayıtlı muhacirin ifade ve müşahedelerinde ve Babı-Ali’de mevcut 7 Haziran 337 tarih ve 242 numaralı mazbatada : Akköy Nisan 337 zarfında Yunan subay ve askerleri tarafından silahlandırılan Rum eşkıyası 550 nüfuslu Akköy’ ü basarak köyde bulunan zenginleri toplayıp bir bir kollarını bağladıktan sonra İsmail Çavuş oğlu Hakkı ve diğer küçük kardeşini süngülerle yaralayıp öldürmüşlerdir. Takiben yağma ve talan başlamıştır. Köy ahalisinden 60 kişiden fazlası süngü, kasatura ve kurşunla parça parça edilmek suretiyle sokak ortalarında öldürme ve köyü yağma ve tahrip etmişlerdir. Şehitlik’de, şadırvan, mescit anıt ve kitabe bulunmaktadır. 18 Temmuz’da Anma Törenleri Yapılmaktadır</p>
<p><span style="color: red;"><strong><span style="font-size: x-small;">Çiçekçilikdeki yeri…ve ziyaretçileri</span></strong></span></p>
<p>Çiçek Yalova’nın Simgesidir.</p>
<p>Türkiye’ da çiçek üretimi ilk kez Yalova’ da başlamıştır.</p>
<p>Türkiyenin çiçek üzeritimin halen % 85 inin ilimizde gerçekleşmektedir.</p>
<p>Süs Bitkileri İhtisas Organize Sanayi Bölgesi kurulma çalışmaları devam etmektedir.</p>
<p>Çiçek kenti Yalova, Flower Show 2003-Yalova Süs Bitkileri Fuarı ile gündeme geldi.</p>
<p>2003 yılında fuarın ilki düzenlendi.Bu ilk açılışta 64 üretici stand açarak dünyaya açılış yaptı.İlk Fuar Cumhuriyet alanında düzenlendi. 2004 yılında ise Fatih caddesi üzerinde bulunan arbaratum üzerinde daha geniş olarak yapıldı. Fuarın şehre uzak olması nedeni ile ziyaretçi sayısı 20 binde kaldı. 2005 yılında ise fuar alanı olarak yine Cumhuriyet alanı tespit edildi. Şehir merkezinde oluşu ziyaretçi sayısını arttırarak gezenlerin sayısı 35 bini buldu.2005 yılında yapılan fuarın tüm organizasyonu Yalova Ticaret ve Sanayi odası düzenledi. Önümüzdeki sene yurt dışından katılacak olan firmaların sayısının artacağı tahmin ediliyor. Bu yıl altı ülkeden çiçek üreticisi fuara katıldı.</p>
<p>2005 yılı fuarının açılışını yine Ticaret ve Sanayi Bakanı li Çoşkun yaptı.Çoşkun,” Yalova İlinin<br />
Marmara bölgesinde çiçekçilikte uzmanlaştığını söyleyerek bu yıl içinde Altınova ilçes inde Çiçekçilik Organize Saniyi Bölgesinin temellerinin atılacağını belirtti.</p>
<p>Üç seneden beri yapılmakta olan Fuar açılışında Yalova dışında iyi tanıtımın iyi yapılmadığı görüldü.Fuara katılan üreticileri fuar açılışından önce büyük şehirlerdeki bilboardlara afişler asılarak daha iyi tanıtım yapılmasını istediler.</p>
<p><span style="color: red;"><strong><span style="font-size: x-small;">DİĞER</span></strong></span><br />
Yalova doğal parkurları, şelaleleri, yaylaları, uçsuz bucaksız ormanları ile Trekking, Hikking ve Biking doğa sporcularının, büyük şehirlerdeki gençlik gruplarının dört mevsim akınına uğramaktadır.</p>
<p>Yalova Üvezpınardan Gemlik Haydariye, Teşfikiyeden Erikli, Delmece, Gemlik Şahin tepesinden KurtKöy ideal dağ bisikleti ve Trekking alanlarıdır.Ayrıca Kılıçköy, Kabaklı, Denizçalı, İlyasköy, Çukurköy, Dereköy, Laledere, Gacık, Soğuksu, Kocadere, Valide köprü İznik Gölüne kadar ideal bisiklet parkur alanlarıdır.</p>
<p><img src="http://img82.imageshack.us/img82/5204/63tb.jpg" alt="" width="800" height="600" /></p>
<p>Amatör bisiklet turu yapilabilecek sahalar<br />
Yalova- Samanli köyü, Akköy yol ile Akköy yolundan Yenimahalleye devamla Gökçe baraji çevresi ve ayni güzergahtan geri dönüs yaklasik 50 km.lik bir parkur olusturur. Profesyonel bisikletçiler için ; Yalova- Samanli köyü ,Akköy yol ayirimindan Termal Arap mahallesi , Ortaburun, Çinarcik üzerinden Yalova’ya dönüs güzergahi parkur alani olarak kullanilabilir bir sahadir. Ayrica Çiftlikköy Ilçesinden hareketle Sultaniye , Gacik, Elmalik, Kazimiye köyleri üzerinden Sultaniye ve Çiftlikköye dönüs yapilabilecek alan bisiklet parkur alani olarak kullanilabilir ve bu alanda 1998 yilinda amatör bisiklet yarismasi yapilmistir.</p>
<p>Erikli Yaylası (Çınarcık)</p>
<p>Erikli Yaylası Yalova &#8211; Çınarcık’ ta Teşvikiye Köyü’nün 6 km. yukarısında eskiden yaylacıların yaz aylarında kaldığı, denizden 600m. yükseklikte bir yayladır. Kestane, karaağaç, ıhlamur, göknar ve elma ağaçlarıyla dolu bu yürüyüş parkurunun en önemli özelliği, kenarından yürünen Erikli Deresi üzerinde pek çok şelale olmasıdır. Yürüyüş Erikli Yaylası’nın 4 km. aşağısından başlıyor. Yaylada kısa moladan sonra şelalelere doğru hareket ediliyor. Yayladan sonra dere kenarındaki patikadan 30 dakikalık bir yürüyüşle ağaçların arasına gizlenmiş şelalelere varılıyor. 10 m.lik şelalenin üzerine çıkıldığında sizi daha küçük bir şelale karşılıyor.</p>
<p class="akst_link"><a href="http://www.cennetturkiye.org/?p=741&amp;akst_action=share-this"  title="Bu yazıyı arkadaşınızla paylaşın, del.icio.us gibi sosyal imleme sitelerine ekleyin." id="akst_link_741" class="akst_share_link" rel="nofollow">Bu Yazıyı Paylaşın</a>
</p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cennetturkiye.org/yalova-turizmi-genis-bilgi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Safranbolu Çamlıca Konağı</title>
		<link>http://www.cennetturkiye.org/safranbolu-camlica-konagi/</link>
		<comments>http://www.cennetturkiye.org/safranbolu-camlica-konagi/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 11 Mar 2010 20:43:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator>camlicakonagi</dc:creator>
				<category><![CDATA[Haftasonu Gidilebilecek yerler]]></category>
		<category><![CDATA[Karabük]]></category>
		<category><![CDATA[Keşfedilmemiş Cennetler]]></category>
		<category><![CDATA[Kış turizmi]]></category>
		<category><![CDATA[Otellerimiz]]></category>
		<category><![CDATA[adresi]]></category>
		<category><![CDATA[nasıl giderim]]></category>
		<category><![CDATA[nasıl gidilir]]></category>
		<category><![CDATA[nerde]]></category>
		<category><![CDATA[nerede]]></category>
		<category><![CDATA[safranbolu çamlıca konağı]]></category>
		<category><![CDATA[telefonu]]></category>
		<category><![CDATA[yeri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cennetturkiye.org/?p=1278</guid>
		<description><![CDATA[Safranbolu bütün mevsimleri tek tek yaşayabileceğiniz, kendi sessizliğinizi duyabileceğiniz, zamanın hızla akıp gitmesine seyirci kalmadan, yıpranmadan yaşayabileceğininz bir kent. Öyle bir kent ki tarihi korumacılık alanında ün yapmış evleriyle, hanı, hamamları çarşıları ve camileriyle hala yaşayan ve yaşatılan kültürüyle bizlere hep dimdik ayakta olmanın, olabilmenin gururunu yaşatmış ve bunu bütün dünyaya ispatlamıştır.Safranbolu, M.Ö 300 yıllarına [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Safranbolu bütün mevsimleri tek tek yaşayabileceğiniz, kendi sessizliğinizi duyabileceğiniz, zamanın hızla akıp gitmesine seyirci kalmadan, yıpranmadan yaşayabileceğininz bir kent. Öyle bir kent ki tarihi korumacılık alanında ün yapmış evleriyle, hanı, hamamları çarşıları ve camileriyle hala yaşayan ve yaşatılan kültürüyle bizlere hep dimdik ayakta olmanın, olabilmenin gururunu yaşatmış ve bunu bütün dünyaya ispatlamıştır.Safranbolu, M.Ö 300 yıllarına dayanan geçmişi ve hala yaşayan ve yaşatılan kültürüyle bir dünya kentidir. Bu tarihsel mirasın yanında Anadolu insanına özgü, misafirperverliği, zor gün dostluğu, komşu hakkı gibi gelenek ve göreneklerimizin bir parçası olan ve kaybedilmeye yüz tutmuş insana ait değerlerin yaşadığı ve yaşatıldığı bir kenttir. <span id="more-1278"></span>Bu evlerden bir tanesi de Safranbolu’nun Bağlar bölgesinde bulunan Mencilis Mağarası yakınında, Çam Ormanının içerisindeki Çamlıca Konağıdır. Çamlıca Konağı, kışın lapa lapa yağan bozulmamış bir karda yürüyüş yapmak için, yazın terasta rüzgarın sesini dinlemek için, ilkbaharda ise kekik toplamak için ideal bir konumdadır. büyük şehirlerin gürültüsünden ve stresinden uzaklaşıp birkaç gün de olsa tarihle, doğayla ve kendinizle baş başa kalmak için sizi bekliyoruz.</p>
<p>Huzurlu mekanlar kenti Safranbolu, her daim dibekte dövülmüş bir fincan kahvesi, yanında güllü lokum, veya bir bardak çay ile yanında baklava yada suböreği ile misafirlerine “ hoş geldiniz sefalar getirdiniz” diyerek karşılayan, giderken de biraz buruk bir yürekle, “güle güle yolunuz açık olsun yine gelin” diyerek uğurlayan ev sahipleriyle sizleri hoş bir sohbete ve koyu bir dostluğa beklemektedir.</p>
<p>Bütün bunlarla birlikte yaklaşmakta olan Kurban bayramında 2 kişi oda+kahvaltı fiyatımız 60.00 ytldir.</p>
<p>Rezervasyon için 0 370 712 19 84  <a href="http://www.safranbolucamlica.com/">www.safranbolucamlica.com</a></p>
<p>Özlem özen</p>
<p class="akst_link"><a href="http://www.cennetturkiye.org/?p=1278&amp;akst_action=share-this"  title="Bu yazıyı arkadaşınızla paylaşın, del.icio.us gibi sosyal imleme sitelerine ekleyin." id="akst_link_1278" class="akst_share_link" rel="nofollow">Bu Yazıyı Paylaşın</a>
</p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cennetturkiye.org/safranbolu-camlica-konagi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Çeşme için Önemli Telefon ve Adresler..</title>
		<link>http://www.cennetturkiye.org/cesme-icin-onemli-telefon-ve-adresler/</link>
		<comments>http://www.cennetturkiye.org/cesme-icin-onemli-telefon-ve-adresler/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 11 Mar 2010 20:40:54 +0000</pubDate>
		<dc:creator>falone</dc:creator>
				<category><![CDATA[izmir]]></category>
		<category><![CDATA[Çeşme]]></category>
		<category><![CDATA[İl İl Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[çeşme adresi]]></category>
		<category><![CDATA[çeşme telefon numarası]]></category>
		<category><![CDATA[çeşme telefonları]]></category>
		<category><![CDATA[önemli adresler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cennetturkiye.org/?p=619</guid>
		<description><![CDATA[Kaymakamlık : (+90-232)712 66 15 &#8211; 712 68 41
Turizm Danışma Müdürlüğü : (+90-232) 712 66 53
Belediye : (+90-232) 712 71 58
Polis : (+90-232) 723 02 34
Hastane : (+90-232) 712 07 77
Bu Yazıyı Paylaşın
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Kaymakamlık : (+90-232)712 66 15 &#8211; 712 68 41</p>
<p>Turizm Danışma Müdürlüğü : (+90-232) 712 66 53</p>
<p>Belediye : (+90-232) 712 71 58</p>
<p>Polis : (+90-232) 723 02 34</p>
<p>Hastane : (+90-232) 712 07 77</p>
<p class="akst_link"><a href="http://www.cennetturkiye.org/?p=619&amp;akst_action=share-this"  title="Bu yazıyı arkadaşınızla paylaşın, del.icio.us gibi sosyal imleme sitelerine ekleyin." id="akst_link_619" class="akst_share_link" rel="nofollow">Bu Yazıyı Paylaşın</a>
</p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cennetturkiye.org/cesme-icin-onemli-telefon-ve-adresler/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Beş Kapılar Kalesi (FOÇA)</title>
		<link>http://www.cennetturkiye.org/bes-kapilar-kalesi-foca/</link>
		<comments>http://www.cennetturkiye.org/bes-kapilar-kalesi-foca/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 08 Mar 2010 23:22:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator>falone</dc:creator>
				<category><![CDATA[Foça]]></category>
		<category><![CDATA[]]></category>
		<category><![CDATA[1920 yılından eski izmir fotoğrafları]]></category>
		<category><![CDATA[beş kapılar]]></category>
		<category><![CDATA[beş kapılar kalesi]]></category>
		<category><![CDATA[cennet türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[foca beş kapılar]]></category>
		<category><![CDATA[il il türkiye tanıtımı]]></category>
		<category><![CDATA[ıllerın meşhur resımlerı harıtada]]></category>
		<category><![CDATA[istanbul tanitim resimleri]]></category>
		<category><![CDATA[izmir]]></category>
		<category><![CDATA[Kale]]></category>
		<category><![CDATA[köpeköy]]></category>
		<category><![CDATA[kucuk ada istanbul]]></category>
		<category><![CDATA[küçük türkiye resimleri]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye resimleri]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye tanıtım]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye tanıtımı]]></category>
		<category><![CDATA[turkiyenin turistik resimleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cennetturkiye.org/?p=639</guid>
		<description><![CDATA[Bu antik Kale Michel Paleoloc tarafından 1275 yılında Cenevizli Manuel Zacharna’ya verilmiş ve zaman içerisinde Cenevizliler tarafından surları onarılmıştır. Phokaia’nın 1455 yılında Osmanlı topraklarına katılmasından sonra surlar onarılarak bugün dokuz tanesini ayırt edebileceğimiz kulelerle donatılmıştır. Beş Kapılar’ da bugün Açıkhava Tiyatrosu olarak kullanılan bölüm ise ‘kayıkhane’ idi. Giriş kapısının üzerinde yer alan yazıta göre, bu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bu antik Kale Michel Paleoloc tarafından 1275 yılında Cenevizli Manuel Zacharna’ya verilmiş ve zaman içerisinde Cenevizliler tarafından surları onarılmıştır. Phokaia’nın 1455 yılında Osmanlı topraklarına katılmasından sonra surlar onarılarak bugün dokuz tanesini ayırt edebileceğimiz kulelerle donatılmıştır. Beş Kapılar’ da bugün Açıkhava Tiyatrosu olarak kullanılan bölüm ise ‘kayıkhane’ idi. Giriş kapısının üzerinde yer alan yazıta göre, bu onarımı Kanuni Sultan Süleyman’ın 1533-1541 yılları arasında Saruhan Sancak Beyliği yapan oğlu Sultan Mustafa Han’ın oduncusu Silahtar İskender Ağa 1538-1539 yıllarında yaptırmıştır.<span id="more-639"></span></p>
<p><img src="http://www.focafoca.com/image/gezi/gezi003.jpg" alt="" width="473" height="354" /></p>
<p class="akst_link"><a href="http://www.cennetturkiye.org/?p=639&amp;akst_action=share-this"  title="Bu yazıyı arkadaşınızla paylaşın, del.icio.us gibi sosyal imleme sitelerine ekleyin." id="akst_link_639" class="akst_share_link" rel="nofollow">Bu Yazıyı Paylaşın</a>
</p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cennetturkiye.org/bes-kapilar-kalesi-foca/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bozcaada</title>
		<link>http://www.cennetturkiye.org/bozcaada/</link>
		<comments>http://www.cennetturkiye.org/bozcaada/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 08 Mar 2010 23:18:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator>falone</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bölgelerimiz]]></category>
		<category><![CDATA[istanbul]]></category>
		<category><![CDATA[İl İl Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[bozcaada]]></category>
		<category><![CDATA[bozcaada tanıtım video]]></category>
		<category><![CDATA[giderim]]></category>
		<category><![CDATA[güneydoğu anadolu bölgesi tanıtım slayt]]></category>
		<category><![CDATA[kalınır]]></category>
		<category><![CDATA[kuzey ege]]></category>
		<category><![CDATA[nasıl]]></category>
		<category><![CDATA[nerede]]></category>
		<category><![CDATA[tarihi bölgelerimiz isimleri]]></category>
		<category><![CDATA[turizim bölgelerimizden önemli bölgelerin resimleri]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye haritasının 7 bölgesinin adının ingilizce yazımı resmi]]></category>
		<category><![CDATA[türkiyedeki bölgelerimiz]]></category>
		<category><![CDATA[türkiyedeki keşfedilmemiş adalar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cennetturkiye.org/?p=353</guid>
		<description><![CDATA[Bozcaada, Kuzey Ege’deki adalarımızdan biri. Tertemiz denizi, çeşidi bol balık lokantaları, eski kalesi, daracık sokakları, katmerli eski Rum evleri, geleneklerin birçoğunu koruyan günlük yaşamı ile çoğumuzun hayalindeki bir yerleşim merkezi. Nüfusu sadece 2030 kişi.
Kendisi bir ada olan Bozcaadanın çevresinde bir çok küçük ada da bulunuyor. Tavşan, Kaşık, Yılan, Sıçancık gibi ilginç adları olan bu adalara [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bozcaada, Kuzey Ege’deki adalarımızdan biri. Tertemiz denizi, çeşidi bol balık lokantaları, eski kalesi, daracık sokakları, katmerli eski Rum evleri, geleneklerin birçoğunu koruyan günlük yaşamı ile çoğumuzun hayalindeki bir yerleşim merkezi. Nüfusu sadece 2030 kişi.</p>
<p>Kendisi bir ada olan Bozcaadanın çevresinde bir çok küçük ada da bulunuyor. Tavşan, Kaşık, Yılan, Sıçancık gibi ilginç adları olan bu adalara yüzmek kendine güvenen yüzücüler için ayrı bir zevk. Adanın bu küçük adalarıyla birlikte yüzölçümü 42 kilometrekare. Oniki burun ve onbir koy aralıklarla adanın 14 millik çevresinde sıralanıyor.</p>
<p>Bağcılık ve tabii şarapçılık ile balıkçılık halkın başlıca işi. Deniz ürününün her türlüsünü bulabilirsiniz. Ağustos ayında üzümü ve sardalyası bol olan Bozcaada’da Eylül ayında da kalamar keyfi başlıyor. Balıkçılar adanın hemen karşısındaki küçük adacık çevresinde at-çek kalamar yakaladıklarını anlatıyorlor. Liman’daki aile işletmesi Korelinin Yeri’nde, Stafili, Zorba, Paşa, Murat, Kıyı gibi lokantalarda ada balıkçılarının ağlarına takılan balıkların en tazelerini ve Karasakız ile Vasilaki üzümlerinden yapılan yerli şaraplarını tadabilirsiniz. Balıkla şarap içmekten hoşlanmayanlar yemekte rakı içip, sofradan sonra deniz kenarında yaktıkları ateşin başında şarabın tadına bakabilirler.<span id="more-353"></span></p>
<p>Ada bağcılığı son yıllarda sarsıntı geçiriyor, on yıldır yağışların azalması nedeniyle toprağın tuzlanması bağcılığı öldürüyor. Buna bir de bağları satın alan yazlıkçıların korumak isteseler bile bilmediklerinden bakamamaları ekleniyor. Tarih boyunca bağları ve şarapları ile bilinen adanın bağsız kalabileceği düşüncesi bile adanın yaşlılarını korkutuyor. Öyle ya, kadim tarihteki paralarının üzerinde bile üzüm salkımı varmış Bozcaada’nın. ( Gene de ülkede üretilen şarabın %12’si Bozcaada’nın. )</p>
<p>Bozcaada’nın antik çağdaki adı Thenedos’du. Adaya adını veren Thenes ilk yabani asmayı Poyraz Limanı çevresinde bulmuş, ıslah ederek &#8220;Kuntra Asma&#8221; denilen şimdiki durumuna getirmiş. Ada bir çok egemenliği tanıdı, en son Lozan Antlaşması ile Türkiye topraklarına katıldı. Osmanlı dönemi eserlerinden Köprülü Mehmet Paşa ve Alaybey Camileri ( 17. yy. ) ile Venedik döneminden kalma kilise görülebilir. Kuzeydoğu Burnundaki kayalık üzerindeki kaleye Eski Kale deniyor. Ada’dan 10 metre genişliğindeki su hendeği ile ayrılan kale Venedik, Ceneviz ve Bizans dönemlerinde ve Osmanlı’da Fatih Mehmet, Kanuni, II. Mahmut dönemlerinde onarıldı ve genişletildi. Yeni Kale’nin kalıntıları da görülüyor.</p>
<p>Ada’nın yaz kış yakasını bırakmayan bir &#8220;belalısı&#8221; vardır: Rüzgar! Poyrazı, lodosu ve yaz günleri meltemi hiç durmadan eser dururlar nöbetleşe. Biri biterse öteki başlıyor demektir. Kış aylarında lodos bir çıktı mı bazen bir hafta sürdüğü oluyor ve adanın anakara ile bağlantısını kesiyor. Gemiler çalışmıyor, ada &#8220;ada&#8221; olduğunu asıl o zaman hissediyor. Çünkü &#8220;ada&#8221; ayrılmışlığı, kopukluğu, yalnızbaşınalığı ifade ediyor biraz da.</p>
<p>Çevrenin tarihine çıplak gözle tanıklık etmek için en yüksek yer olan Göztepe’ye çıkacaksınız. Anadolu’nun kıyılarında Troia, Homeros’un büyük destanı ile ölümsüzleşen savaşın geçtiği topraklar. Kuzey yönünde bir başka büyük savaşa tanıklık etmiş Çanakkale Boğazı ve kıyıları, açıktan geçip giden yalnız gemiler. Biraz ötede komşu ada İmroz. Öte yandan biraz bulanık görüntüsüyle Yunanistan’ın Limni, Midilli adaları. Edremit Körfezi ve Kaz Dağı’nın yüceleri. Müthiş bir panorama!</p>
<p>Adanın her yönünde güzel plajlar var. Rüzgar nereden eserse öte tarafında denize girilecek sakin ve güzel bir yer bulabiliyorsunuz. En büyük doğal plaj Ayazma, yanında Sulubahçe ve Habbeli koyları poyrazda; Tuzburnu, Çayır ve Ova kıyıları lodosta hizmetinize hazır.</p>
<p>12-13 Ağustos tarihlerinde yapılmaya başlanan Bağbozumu Festivali adada oturmaya devam edenler için çok anlamlı. Amerika’dan, Avustralya’dan bile kalkıp gelenler oluyor. Tabii yabancıların çoğu, Yunanistan’a göçen adanın eski yerlilerinden oluşuyor. Festivalde en iyi üzüm yetiştiricilerine ödül veriliyor.</p>
<p>Arabanızla giderseniz, adanın içlerine doğru yapacağınız gezide karşınıza çok şaşırtıcı görüntüler çıkacak. Bağların arasından geçen dar yollardan ilerlerken Rumlar tarafından terk edilmiş taş evler, bu evlerin bahçelerinde size eski günlerdeki yaşamı hayal ettirecek kalıntılarla karşılaşıyorsunuz. Örneğin, dev boyuttaki çam ağaçları arasında gizlenmiş çok büyük bir taş evin yıkıntıları orada zengin ve adadaki diğer eski evlerden farklı bir yaşamın geçtiğini düşündürüyor. Yolun hemen karşısındaki daha küçük bir evin bahçesinde ise atların dönerek su çektikleri bir sistemin konstrüksiyonunu görüyorsunuz.</p>
<p>Merkezdeki tek kilise, yaşamını hâlâ adada sürdüren az sayıdaki Rum’un Pazar ayinlerinde, vefat ya da vaftiz törenlerinin yapılacağı günlerde açılıyor. Adalıların anlattığına göre, bu kilisenin tarihi çan kulesini restore etmek için Anıtlar Kurulu’ndan izin alınamadığından, kule şimdi yıkılmak üzere. Kulenin çanı da bir tekneye yüklenerek Yunan adalarından birine götürülmüş.</p>
<p>Benim gibi mitoloji sevenler için ise ada ile ilgili bir hikaye var: &#8220;Denizlerin efendisi Poseidon’un çocuklarından biri Kyknos adında bir kralmış. Onun da Thenes adında bir oğlu varmış. Thenes’in annesi ölünce, babası yeniden evlenmiş&#8230; Fakat üvey ana bu ya; Thenes’e iftira etmiş&#8230; Kral da bu iftiraya kanmış ve oğlunu bir sandığa koyarak denize attırmış. Sandık, Çanakkale Boğazı’ndan geçerek Leukophrys adasının sahiline vurmuş. Thenes burada sandıktan çıkmış, adaya yerleşmiş. Adanın ismini de &#8220;Thenes’in Adası&#8221; anlamına gelen Thenedos’a çevirmiş. Eski adıyla Thenedos, bugünkü adıyla Bozcaada’nın ilk yerleşimi Heredot’a göre M.Ö. 2000 yıllarına rastlıyor.</p>
<p>Gelin ve karışın yaşama, BOZCAADA’ya&#8230;</p>
<p>İlker Ünsever</p>
<p>Bodrum’da sabaha kadar çılgınca dans eden arkadaşlarınıza, tatil köyünün açık büfesini anlata anlata bitiremeyenlere, Antalya’da aerobik seansları, su topu maçları ve Batı Yakası Hikayeli animasyonlarla zinde bir tatil yapanları uyarıyorum: aşağıda anlatacaklarım tatilinize alternatif değildir. Sakın ola denemeyin !</p>
<p>Anlatacaklarımda, kurgu, yazan katkısı, plan ve program gibi unsurlar yoktur.</p>
<p>Şişeden şarap içmemişlere, balıkçı muhabbeti kurmamışlara, bilmediği şarkıya bağıra çağıra katılmamışlara, ilk defa gördüğü 70 lik teyzeye hal hatır sormamışlara değil sözümüz&#8230;</p>
<p>Sözümüz; denizde balık, havada kuş olmaya özenenlere, yaşamı her nefeste koca bir gülümseme ile tatmak isteyenlere&#8230;</p>
<p>Gelin ve karışın yaşama, BOZCAADA’ya&#8230;</p>
<p>Obur ve Şişman biri için</p>
<p>BOZCAADA’DA BİR GÜN</p>
<p>Sabah kahvaltıda deniz kestanesi ve ada şarabı</p>
<p>Sabah güneş mi sizi, siz mi güneşi ya da Romantik Hüseyin mi hepinizi uyandırır, o bilinmez. Ama uyandığınızda gülümsüyordur mutlaka sizi uyandıran, ister güneş, ister bir gülümseme olsun. Haa, sizseniz ilk uyanan lütfen siz de gülümseyin uyandırdıklarınıza.</p>
<p>Uyandınız ya, mesele yok. Şimdi sıra kahvaltıda. Bunun için birazcık zahmet etmek gerekecek.</p>
<p>Romantik kahvaltı için tüm hazırlıkları yapmış: elinde uzun kamışlar, yanındaki Selim’de ise zeytinyağı şişesi, taze ekmek, bıçak, kaşık ve bir şişe de şarap.</p>
<p>Uyku mahmurluğu içinde ada merkezinden Mermer Burnu en çok yarım saat çeker. Kahvaltıdan önce sabah sporu olarak hiç de fena değil. Sahilden gitmek iyi. Önce Poyraz Limanı, sonra Doğu Feneri ve birbirinden farklı birbirinden başka renk ve seslerle bezeli koylar tek tek aşılıyor. Vardığınız yer, yeşil bir çayırın ortasından denize ejderha başı, (veya kuyruğu, siz ne derseniz o) gibi uzanan yekpare, rengahenk bir mermer kütlesi. Mermerden müteşekkil bir burunla karşı karşıyasınız. Her kıvrımının arasında havuzlar oluşturmuş, güneş yükseldikçe mermerin bordo, siyah ve yeşil tonları ortaya çıkan bu burun, sizin kahvaltınızı yapacağınız yer.</p>
<p>Selim gülümseyen yüzünde iştahlı bir sabırsızlık burnun küçük koycuklarından birine iniyor. Romantik elindeki kamışlardan birini sizin elinize tutuşturdu bile. Anlaşıldı, kahvaltımız self servis&#8230;</p>
<p>Kamışın ucu (hani bazı yerde kargı da denilen bir çeşit saz) bıçakla dört parça şeklinde yarılmalı ve bu dört uç birbirinden aralanmalı. Hani bir tenis topunu kavrayacak gibi. Bu kamışla tenis topu değil ama sudaki deniz kestanelerini toplayacaksınız. Su, yani deniz pırıl pırıl ve içindeki yaşamı hareketli, renkli kayalarda yaşayan hayvancıklarla sizin beğeninize sunuyor. İşte aşağıda aradığınız deniz kestanelerinden bol miktarda var. Tam ilk hamlenizi yapacakken Selim sizi uyarıyor; &#8220;koyu renklilere dokunma!&#8221; Koyu renkliler lezzetli olmazmış. Neyse ki, aşağıda her çeşidinden sizi arama zahmetinde bırakmayacak kadar var. Kamış suya daldırılıyor, bir kestane kamışın açık ucuna sıkıştırılıyor ve &#8220;hoop&#8221; yukarı.</p>
<p>Kamışın ucundaki kestaneler Selim tarafından itinayla alınıyor, sıra yenisinde. Bir ara çıkan hafif esinti ile denizin yüzü kırışıyor ve aşağısı iyi görünmüyor. Siz çaresiz kamışı gelişigüzel sallarken, Romantik Hüseyin zeytinyağı şişesinden bir kapak yağı denize döküyor ve deniz yüzeyi bir anda cam gibi oluyor. Siz insanoğlunun doğayla savaşında kullandığı yöntemlere şaşarken Selim toplanan kestane miktarını yeterli buluyor ki, sizi çağırıyor. Kestaneler alt kısımlarından bıçakla ustaca açılıyor, kestanenin içindeki yıldız şeklinde beş ayrı et parçası sizi bekliyor. Bunun için iki yöntem kullanılabilir; ya ekmeği koparıp kestanenin içini sıyıracaksın, ya da kaşıkla kestaneyi çıkarıp limonla yiyeceksin. Her ikisinde de sonuç aynı: muhteşem bir tat !</p>
<p>Eğer, adadaysanız ve sabah kahvaltısı olarak deniz kestanesi yiyorsanız, sabah sabah ta şarap içebilirsiniz &#8230;</p>
<p>Ama mutlaka adanın şaraplarından içmelisiniz.</p>
<p>Deniz kestaneli kahvaltıdan sonra sabah artık öğlene doğru yol almaktadır. İsterseniz, bu kadar büyü yeter deyip, 10.30 gemisiyle gelecek gazeteleri almaya limana gidin, isterseniz, ki bu bizim tavsiyemiz, afrodizyak bir kahvaltı sonrası en doğrusu olanı yapın; henüz soğumamış yatağınıza koşun, ya da adanın tepelerine tımanın !</p>
<p>Öğleyin Habbele plajında Rezeneli Omlet</p>
<p>Öğlen de oldu işte !</p>
<p>Bozcaada’da yaz, öğlenleri bile adamı kendinden tiksindiren bir tere bulamaz. Bağları yalayıp geçen rüzgarları adanın her yerinde bulursunuz, ama bu öğlen Habbele’ye gitmek çok iyi olacaktır.</p>
<p>Habbele, altın sarısı kumları ile Ayazma plajının uzantısında sakin, pırıl pırıl bir plajdır. Bağlar kumsala kadar uzanır. Bağların kumsalla birleştiği yerde sazlardan yapılma &#8220;Ada Cafe&#8221; vardır. Burada tahta sandalyede denizi seyreder, rezeneli omlet yer, denize girer ve size servis yapan entelektüel çalışanlarla sohbet edersiniz. Bülent beyin her şeyi nasıl bildiğine şaşırmayın, ama sakın ola ki hava durumu tahminine güvenmeyin. Sabah şarabı ve kestanenin etkisi geçerken en iyisi biraz yatıp uyumalı. Uyurken size rüzgar ve bağların hışırtısı iyi bir rüya için yardım edecektir.</p>
<p>Uykudan sonra sıra Ayazma’da güneşi batırmaya geldi. Küçük bir yürüyüşle veya bisikletle Ayazma’ya geldiğinizde güneş batıdan, Baklataş adacıklarının oradan yavaş yavaş denize inmeye başlamıştır. Bu seremoni için Koreli’den adalı Kosta’nın yaptığı üzüm şerisinden (belki de likör demek daha doğru) istemek kaçınılmaz. Koreli size nasıl olsa likörden sonra beyaz halkalar halinde ağzınızda eriyecek kalamar tava getirecektir.</p>
<p>Güneş batarken, kırmızıyı yeniden keşfediyor, kırmızı ile morun, eflatunun, kavuniçinin ve sarının ilişkisini kavrıyorsunuz. Güneşi batıdan denize indirirken doğuya bakmayı ihmal etmemek gerek, çünkü, güneş henüz deniz üzerinde iken, ay da ona nazire yaparcasına doğudan, Anadolu tarafından yükselmektedir. Ay ve güneşin dansını bitirdikten sonra sıra akşam yemeği için Boruzan’a gitmeye geldi.</p>
<p>Akşam Boruzan ya da Koreli’de Kömür’de Ahtapot ve Kalamar Izgara</p>
<p>Boruzan, limandaki iki meyhaneden biri. Diğeri Koreli. İşleticilerinin ikisini de gündüz Ayazma’da, akşam limanda işin başında görebilirsiniz. İsimleri meyhaneleri ile aynıdır. Meyhane dediğime bakılmasın, &#8220;restauranttan&#8221; daha iyi yemekleri bulacağınız yerler.Boruzan’da mutlaka, ama mutlaka o kömürde yaptığı ahtopottan yemelisiniz. Biz de öyle yapıyoruz. Sonra da kömürde kalamar ızgara&#8230;Eğer gündüzden ayırtmışsanız nefis bir böcekle rakınıza eşlik edebilirsiniz. Eğer canınız tatlı istiyorsa ev baklavası şansınızı kullanın.Sizler, rakının neden Bozcaada’da daha güzel olduğuna ilişkin tartışmalar yaparken balıkçılar da önünüzden balığa çıkmaya başlamışlardır. Rasgelenizi savurun, cevabı gelecektir.</p>
<p>Gece Yarısında&#8230;</p>
<p>Bundan sonra ister yakamozlarla oynamak isteyen arkadaşlarınıza uyup denize girin ay ışığında, ister Salhane’ye (adanın tek barı) gidip kudurun, isterseniz bizim gibi yapıp yatın ve yattığınız yerden yıldızları sayarken sevdiğinizle uyuyun&#8230;</p>
<p class="akst_link"><a href="http://www.cennetturkiye.org/?p=353&amp;akst_action=share-this"  title="Bu yazıyı arkadaşınızla paylaşın, del.icio.us gibi sosyal imleme sitelerine ekleyin." id="akst_link_353" class="akst_share_link" rel="nofollow">Bu Yazıyı Paylaşın</a>
</p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cennetturkiye.org/bozcaada/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
