KASTAMONU Turizmi Kastamonudaki Mekanlar

KASTAMONU
Memleketimizin güzide şehirlerinden biri..

GENEL BİLGİLER
Yüzölçümü: 13.108 km²
Nüfus: 375.476 (2000)
İl Trafik Numarası: 37
Eski bir yerleşim merkezidir Kastamonu il merkezi ve ilçelerinde bir çok eski eser ziyaret edilmeyi beklemektedir.. Belli başlı tarihi yerleri Araç, Taşköprü, Küre, Abana ilçeleri sit alanı kapsamındadır. Taşköprü’de Zımbıllı Tepe (Pompeipolis), İnebolu’da Abeş Kalesi, Geriş Tepesi, Çatalzeytin’de Ginolu Koyu, Cide İlçesinde Gideros Koyu arkeolojik sit alanıdır.
İLÇELERİ:
Kastamonu ilinin ilçeleri; Abana, Ağlı, Araç, Azdavay, Bozkurt, Cide, Çatalzeytin, Daday, Devrekani, Doğanyurt, Hanönü, İhsangazi, İnebolu, Küre, Pınarbaşı, Seydiler, Şenpazar, Taşköprü ve Tosya’dır.
Müzeler ve Örenyerleri
Müzeler
Arkeoloji Müzesi Adresi: İsfendiyarbey Mah. Cumhuriyet Cad. No:6 – Kastamonu
Tel: (366) 214 54 56
Etnografya Müzesi Adresi: Hepkebirler Mah. Sakarya Cad. – Kastamonu
Tel: (366) 214 01 49
Kaleler
Kastamonu Kalesi
Kentin görkemli anıtlarından olan Kalenin ilk kez Bizans döneminde yapıldığı düşünülmektedir. Sağlam olan iç kalenin temel kısmı Bizans, üst bölüm Candaroğulları dönemine aittir.
Cami ve Külliyeler
Atabey Camisi
Kent merkezindeki bu cami, 1273′te Candaroğulları döneminde yapılmıştır. Kapıdan mihraba doğru uzanan ahşap sütunlar nedeniyle halk arasında 140 direkli diye bilinen yapının kesme taştan kısa minaresi Selçuk dönemi özelliklerini taşımaktadır.

İbni Neccar Camisi
Kent merkezinde bulunan bu cami 1353 yılında yaptırılmıştır ve çeşitli onarım ve eklerle günümüze gelmiştir. Sivri kemer içindeki kapısı ahşap oymacılığının güzel örneklerindendir.

Mahmut Bey Camisi
Kent merkezinin 20 km. kuzeybatısında Kasaba Köyündedir. Selçuklu ve Beylikler dönemi ahşap camiler geleneğinin güzel örneklerindendir. 1388′de Candaroğlu Mahmut Bey tarafından yaptırılmıştır. Ahşap kapı kanatları eski yazı ve bitkisel motiflerle süslüdür. Düz ahşap üzerine renkli boya ile yapılan kalem işleri de çok başarılıdır.

İsmail Bey Külliyesi
Candaroğlu İsmail Bey (1443-1480) Kastamonu’da 1451 yılında cami, türbe, hamam, medrese, imaretten oluşan bir külliye yaptırmıştır. Türbenin ön yüzündeki taş işçiliği ilginçtir.
Hanlar
İsmail Bey Hanı (Kurşunlu Han)
Kastamonu’da, Aktarlar Çarşısında bulunan bu hanın kuzey ve güneyinde olmak üzere iki kapısı vardır.

Deve Hanı
Kastamonu’da, İsmail Bey Külliyesi arkasındadır. İsmail Bey’in vakfiyesinde külliye ile birlikte inşa edildiği yazılıdır. Yapının ön yüzü kesme taş, yan duvarları moloz taştan yapılmıştır.

Urgan Hanı
Kastamonu’da, Nasrullah Camisi yanında bulunan Urgan Hanı, 1748 yılında yaptırılmıştır.

Gökçeağaç Hanı
Hanönü ilçe merkezinde bulunan bu hanın Jüstinyen zamanında kilise olarak yapıldığı, daha sonra Türkler tarafından kervansaray olarak kullanıldığı ileri sürülmektedir.
Mağaralar
Pınarbaşı ilçesinde Ilgarini (Ilvarini) Mağarası , Küre ilçesinde Sarpunalınca Mağarası , Şenpazar ilçesinde Kuyluç Mağarası görülmeye değer mağaralardır.
NE YENİR?
Kastamonu ili zengin bir mutfağa sahiptir. Her pazar fırınlarda pastırmalı ekmek veya etli ekmek yaptırılır.
Tarhana çorbası, ana-kız çorbası, ecevit çorbası, külbastı, mıklama, kapatma, kavurma, erişte, köle hamuru, banduma, kaygana, cırık, biryan kebabı, mantı, haluçka, simit tiriti, mısır çöreği, baklava, kaşık helvası, pekmezli un helvası, çekme helva, hasüde yörenin sevilen yemek ve tatlılarındandır
NE ALINIR?
Yöresel dokumalar, yalnızca tırnak ile ve pamuk ipliği kullanılarak değişik motiflerin yapıldığı çarşaf bağları, oyalar, baskı tekniği ile bezenen havlu ve masa örtüsü gibi malzemeler, ağaç oyma işleri, saz ve bağlama gibi müzik aletleri, söğüt ağacından yapılan gazetelik, şeker kutusu, ekmek sepeti gibi eşyalar, çeşitli ağaçlardan yapılan tespihler, şimşir çatal-kaşıklar, Tosya çakıları ve bakır işleri yöreden alınabilecek özgün hediyelik eşyalardır.

Alışveriş merkezleri Nasrullah Meydanı, Belediye Caddesi ve Banka Sokakta yoğunlaşmıştır. İplikçiler Çarşısında yöresel dokuma ve hediyelik eşyalar bulmak mümkündür.
YAPMADAN DÖNME
Arkeoloji ve Etnoğrafya Müzesi ve Kale’yi gezmeden,
Hükümet Konağı, Zınbıllı Tepe, Nasrullah Kadı Külliyesi, Yakup Ağa Külliyesi, İsmail Bey Külliyesi, Dokuma Atölyesi ve El Sanatları Atölyesi’ni görmeden,
Etli – Pastırmalı Ekmek, Biryan, Çekme Helvası yemeden,
Yöresel Dokuma ve Yöresel El Sanatları Ürünleri’nden almadan,
23 – 31 Ağustos Şapka ve Kıyafet İnkılabı Etkinlikleri, Mayıs ayı ilk haftası “Şeyh Şaban-ı Veli ve Kastamonu Evliyalarını Anma Haftası” ve İlçe Panayırları etkinliklerine katılmamadan,
…Dönmeyin.

» KASTAMONU Turizmi Kastamonudaki Mekanlar Resimleri için TIKLAYIN

  • Bu yazı toplam 3656 kez okunmuş.
  • Şu anda sizden başka 1 kişi okuyor.
  • Bu yazı bugün 0 kez okunmuş.
  • En son 2010-03-13 03:05:54 tarihinde okunmuş.
  • Bu yazıyla ilgili Cennet Türkiye'de bulunan diğer yazılar

  • Kastamonu
  • BATMAN Turizmi Hakında..Geniş Bilgi Ve Mekanlar
  • Türkiye’nin cennet köşelerinden biri olan Kastamonu
  • Kastamonu tarihi
  • Ilgaz-Kastamonu/Çankırı Kayak Merkezi
  • Safranbolu’da Ne Yenir??
  • Kastamonu etkinliklerimiz

  • 

    4 Yorum

    Kastamonu isminin nereden geldiğine gelince tarihciler Gas Türklerinin bu bölgede yaşadıklarını ve kastamonu isminin de Gas Türklerinden ge ldiğini isbata çalışmaktadırla. Tarihciler bu şekilde kafa yorarken Kastamonulu efanevi olarak Kastamonu isminin nereden geldiğini çoktan bulmuştur. Tuhan YILMAZ ın üslubuyla okuyalım… KASTAMONU EFSANESİ Her parçasından bir yeşil can,bir yeşil kan ve mavi kan fışkıran, iç dünyamızı tükenmez bir güzellik zevkiyele dolduran, tabiat harikası bu yerin göğsünün üstünde şeref madalyası gibi taşıdıgı görkemli kalesi Türkler tarafından feth edilmek istenir. Yakışıklı Türk kumandanı jölesi olmadıgı için limonlu su ile saçlarını ısladı, kömüş boynuzundan yapılmış sık dişli tarağı ile saçlarına şekil verdi, yine o zamanlarda Opel,Mersedes, Ford vs. gibi araçlar yoktu, hiç vakit geçirmeden alel acele Orta Asya ırkı olan küçük boylu çok kıllı atına bindi mikrofonsuz gür bir sesle hedef Bizans Tekfurunun elindeki güçlü ve güzel kale diye bagırdı. Türk askerleride atlarına bindi, cep telefonları olmadıgı için bazıları beyaz posta güvercinlerini küçük kafeslerle yanlarına aldılar. Bizansın elinde bulunan kalenin önüne geldiklerinde asker yorulmuş ve acıkmıştı. Türk kumandanı hemen kazanları kurdurdu bacak kalınlığındaki odunlar kazanların altına atıldı ve ateşlendi. Siyez bulguruna ısırgan otu, ebe gömeci, asma yapragı, maydonoz kattırdı, yanlarındaki tulumlarda taşıdıkları ekşimiş yogurdu da bu karışımın içine kattırarak her derde deva ilaç gibi olan meşhur ekşili pilavını pişittirdi. Şimdiki şişe sularının kalitesini gölgede bırakan Karaçomak Deresinin suyundanda kana kana içtiler. İçmesini içtilerde gün geçti kaleyi içemediler yani alamadılar. Ekşili bulgur pilavını günlerce yiyen asker ibi etindende bıkmıştı.Ayrıca kale önüne tıg gibi gelen asker göbek baglamaya başlamış kilonun verdiği tembellik askeri savaştan vaz geçirmişti. Bu göbekle kalkacaksın kılınç sallayacaksın, kelle alacaksın ohooo çok yorucu iş… Asker bu düşüncesini yakışıklı kumandanlarına çar çabuk iletti, kumandan limon sulu tozlanmış saçlarına parmaklarını öyle bir geçirdiki saçlarının bir kısmı parmaklarına yapışıp kökünden çıkmak zorunda kaldı. Kumandan askerleri haklı buldu, sökün çadırları dönüyoruz emrinin verdi. Türk sanat müziği arajman ve arabeks bilmeyen asker ilahiler söyliyerek çadırları sökmeye başladı. Aman Allahım bu sırada rüzgardan hızlı, aydan güzel 80 yaşlarında bir hanım koşarak kumandanın çadırına girmezmi? çadıra giren kart güzeli yarım yamalak Türkçede biliyordu. Oysa babası bir türk akıncı beyi imiş . Bu kart güzel kumandana bir anahtar uzatarakbunu sana Moni gönderdi der. Şaşıran kumandan Denizli horozu gibi göğsünü kabartarakMONİ kim diye sorar. Kart (tavuk) güzel MONİ kale kumandanı Tekfurun kızı der. Ve sözlerine devam eder Monisizi burçlardan görmüş bu parlak toz yıgını saçlarınıza ve çam yarması gibi olan vücut yapınıza hayran olmuş bu hayranlıkta aşkı dogurmuştur vatana millete hayırlı olsaun kaleyi almadan gitmesin der. Türk kumandanı kabarık duran gögsünü yavaşca söndürdü ve aşk ateşiyle öyle bir bagırdı ve hücüm emri verdiki kale duvarına tırmanan sümüklü böcekler bile girecek delik bulamayıp kabuklarına çekildi. Kızının ihanetini ögrenen acımasız Tekfur Moni ve kırk cariyesini gözünü bile kırpmadan kale burçlarından aşagıya postalayıverdi cıyak cıyakbagıran kızlar tek tek can verdiler. Tekfuru yakalayan Türk Kumandanı Tekfuru kızların atıldıgı burca götürür KASTIN NEYDİ MONİYE diye bagırarak tekfuru aşagıya atar. Malesef paraşütü olmayan Tekfur paramparça olur. Kastın neydi Moniye sözcüğünden Kastamonu isminin geldiği halk arasında anlatılmaya halen daha devam etmektedir. (AH ŞU KADINLAR) YAZAN TURHAN YILMAZ Turhan Yılmaz Turhan Yılmaz adına kayıtlı

    turhan yılmaz
    04 Temmuz 2009 Saat 15:06 de demişki

    Ağaç
    Pazartesi, 20 Temmuz 2009
    İsanın çarmıhı, Musanın asası,
    Nuhun Gemisi, kurumların yasası,
    İlk çizgiyi çeken çocugun masası,
    Fatihin koruduğu ağaç degilmi?

    O güzelim beşik, sonra sal ağacı,
    Hakimin kürsüsü ipli dar ağacı,
    Kuranın kagıdı, sözde nar ağacı,
    Ormanlardaki ağaçlarımız değilmi?

    Bülbülün aşkı gül,gelininde beşik,
    Urfadaki balık evdeki eşik,
    Toprak agaca eş, gövde dal birleşik,
    Asılları hep ağaç degilmi?

    Köroğlunun çamı, Veyselin de sazı,
    Uludagın kışı, Ilğazın da yazı,
    Nasihatimdir bil, yazdıgım bu yazı,
    Sana hayat veren ağaç degilmi?

    turhan yılmaz
    23 Temmuz 2009 Saat 21:30 de demişki

    KASTAMONUYUMU GEZECEKSİNİZ O HALDE YÖRESEL ŞAİR VE YAZAR TURHAN YILMAZI YANINIZA ALACAK YÖRESEL AGIZLA KASTAMONUYU TURHAN YILMAZDAN DİNLEYEREK DOYA DOYA GEZECEKSİNİZ SAYGILAR 05448149555

    turhan yılmaz
    27 Temmuz 2009 Saat 22:43 de demişki

    Mesaj Sahibi: TURHAN YILMAZ
    Turhan Yılmaz’ın kaleminden Kastamonu şivesiyle bir asker mektubu…
    Anam Hatce’ye
    Gız ana, esger ocağına teslim oldum. Emme şindiden özledim. Iccak hamurlu ekmeğe inek yağını çalıp yimeyi özledim. Burda her şey va. Yemek iyi, yatak iyi, emme bizim yapodan yer yatağını dutmaya. Bi gaç gece yadırgadım, lekin şindi alışdım, uyuyon gayrı.
    Bi de tarana çorbası bizimkine benzemeya. İçinde darak dalısı mı yokdu nedü, dadı bi hoş be ana.
    Ağşam olunca nöbette yulduzlara bakıyon, maşallah davar sürüsü gibi parlaya. Yulduzların içinde de ay, Soru Şevketin İsmet Gıza benzeya.
    Sakar ineğe tevatür bak ana. Bi de beygir gunnayınca gatırını iyi paraya sat. Erger dönüşü masrufumuz böyük olacak.
    Bubam da sağ olsaydı, beni esger elbisesi içinde göreydi, neydelim gader ana. Esger elbisesi dedim de, vedükleri pantulun içine benden başka iki esger daha sığıya. Bi potin vedile, biri 42 nümere, ötekisi 45 nümere, benim ayaklarım ise 40 nümere. Bu yüzden eğitim alanında seyidemeyon. Yüzün yüzün çapayken iyi çapıyon da, götün götün çapamayon be ana.
    İşte böyle datlı anam. Bu esgerlik de biter be, vatan borcu seve seve yapacoyuz va mı çaresi?
    Gız ana, beni sakın mekdupsuz bırakma emi. Topal Osman’a, Mıkdar Goparan’a, Böyük Aza Gevreğe, Gara Mıstana, Öğretmen Bey’e ve bütün tanuduklara baki selamlar.
    Ellerinden öperin canım anam.
    Oğlun Esger Kemil Gabakcı
    __________________
    BİZ BU VATANIN EKMEĞİNİ YEDİĞİMİZ GİBİ, UĞRUNA KURŞUN YEMESİNİDE BİLİRİZ

    turhan yılmaz
    01 Ağustos 2009 Saat 16:16 de demişki

    Yorum yapın

    İsim (gerekli)

    E-posta (yayınlanmayacak) (gerekli)

    Site