Romanya’nın sırlarına, dağlarına ve insanlarına ulaşmanın en güzel yollarından biri de ülkeyi trenle dolaşmak. Bükreş’ten hareket eden trene atlayıp bir haftada tarihin içine sihirli bir yolculuğa çıkabilirsiniz
Trenle yapacağınız Romanya seyahati boyunca gözleriniz yeşilin renginde boğulurken, Ortaçağ kentlerinden geçişin sarhoşluğunda bir yudum gözyaşını da cebinize atabilirsiniz. Gezmek; keşfetmek ve bir gün döneceğiniz yeri bilmekse, Romanya bu anlamda iyi bir seçim olabilir. Anlatacaklarımız dinleri, dilleri ve tarihiyle çeşitlilik sergileyen bu güzel ülkenin sırtında aldığımız bir haftanın öyküsüdür:
YEDİ SAATTE CLUJ
Bükreş’e gelişinizin şekli ne olursa olsun, Gare de Nord’dan hareketle Romanya tren hattını kullanarak kuzeyin, Romanya’ya ait olduğu kadar Macar etkisi taşıyan güzel kenti Cluj’a ulaşabilirsiniz. Yaklaşık yedi saat süren yolculuğun sonunda bir dönem Transilvanya’nın başkenti olan bu şehir, tarihi yapısıyla sizi selamlıyor. Piata Devamı…
Bir zamanlar 40 ailelik bir aşiret tarafından kurulan bugünkü Şirince’nin ilk adı “Kırkınca”, ikinci adı ise “Çirkince” imiş. Böylesi güzel ve şirin bir köye bu adı yakıştıramayan dönemin İzmir Valisi Kazım Divrik Paşa, köyü ziyareti sırasında bugün de anılan “Şirince” adını koymuş. Tarih kitaplarına göre İsa’dan önce 5. yüzyıla kadar uzanan ünlü Ortodoks köyünden, günümüze gelen iki kilise bulunuyor Şirince’de. Selçuk müzesi önderliğinde, Amerikan Enstitüsü yardımlarıyla Aziz Yohannes Kilisesi restore edilip ziyarete açılmış. İkinci kilise ise kaderine bırakılmış olan ahşap ağırlıklı, kireç-saman karışımı sıvaları ve boyaları dökük yapı; hava koşulları ve özellikle yağışlar nedeniyle harap olmuş, ahşap tonozlu kilise. Köyün giriş kısmında sağ taraftaki tepede yer alan kilise, kitabesi olmadığı için eski adı bilinmiyor. Tonozlu ahşap çatıyı taşıyan yan duvarlar kalın ve sekiz pencereli. Pencerelerin her birinin üzerindeki panolarda 12 havarinin resimleri bulunurken, günümüzde sadece Andreas ve Markos’un adları ve resimleri kalabilmiş. Kilise tabanı mermer ve taş döşeli olup, bazı parçaların Selçuk’ta ki İsabey Camii ve St.Jean Bazilikasından getirildiği sanılıyor. 



