->
İzmir-Aydın otoyolunun açılmasıyla Selçuk iyice yakınlaştı İzmir’e. Selçuk’ta, Türkiyenin en büyük tarihi zenginliklerinden birisini, antikitenin muhteşem kenti Efes’i (Ephesus) göreceksiniz.
Kısa bir yol olmasına karşın yolda çok mola yeri bulacaksınız. Otobüsler de yaz mevsiminde mola verirler. Ege’nin sıcağı bunu gerektirir. Mola yerlerinin en eskisi ve ünlüsü Yandım Çavuş. Varan ve Pamukkale’nin tesisleri de var. Mola yerlerinin en ünlü yiyeceği ayran eşliğinde çöpşiş. Siz değil ama otomobiliniz mola yerinde veya herhangi bir benzincide duş yapabilir. Ege’ye özgü bir buluştur otomobil duşları. Kocaman bir duşun altına otomobilinizle giriyor ve suyun altında aracınızı serinletiyorsunuz, parası pulu yok, oto-duş her yerde bedava.
Yüzyıllar boyunca nice insanın emeği ile yaratılmış, günışığına çıkarılması için de nice emek harcanmış Efes’i gezmek için uzunca bir zaman ayırın.
Çünkü görülecek çok şey var. Devamı…
Trabzon’un güneyinde, Ziganalar’ın bir tepesinin yamacına yapışmış bir manastır harabesi vardır. Eteklerinde, ormanlar ile kaplı bir vadinin dibinde, Trabzon’a kadar uzanan Değirmen Deresi’nin kollarından biri akar. Halk buraya kısaca Meryem Ana der. Eski adı ise Sumela Manastırı’dır. Genellikle bu dini tesisin kuruluşunu eski tarihlere çıkarmak isterler. Bu havalinin evvelce Rum ahalisi arasında yaygın ve Trabzon hakkındaki Rumca kitaplarda tekrarlanan kuruluş efsanesine göre manastırın esası güya Theodosius devrinde kurulmuş ve altıncı yüzyılda İmparator Lustinianos devrinde kumandan Belisarios tarafından yeniden yapılmış idi. Fakat bu rivayeti kabul ettirecek hiçbir ilmi dayanağın bulunmadığı, burasını inceleyen yabancı mütehassıslar tarafından kesin olarak bildirilmiştir. Buranın başlıca gelir kaynağı olan bir Meryem Ana resminin eskiliğine ve mucizeler yarattığına halkı inandırmak böylece onun değerini büyültmek için uydurulduğu kolayca sezilen bir efsaneye göre güya bu resim, İsa’nın Havarilerinden Lukas tarafından yapılmış, Lukas’ın terekesinden Atina’ya geçmiş fakat Theodosius devrinde, dördüncü. yüzyılda resim kendiliğinden buradan ayrılmak istemiş, bir gün melekler tarafından gökte uçurularak Trabzon dağlarındaki bu kovuğa getirilip bir taşın üzerine bırakılmıştır. Tam bu sıralarda Atina’dan Trabzon’a gelen Barnabas ve Sophronios adlarında iki keşiş de bu ücra dağın ıssız yamacında bu resmi bulmuşlardır. Bu çeşit rivayet ve efsanelerin basit bir Hıristiyanlık gayreti ile yaratıldı ve mütemadiyen tekrarlanarak adeta zorla kabul ettirildiği bilinir. Böylece hakkında benzeri rivayetler çıkarılan tesisler de güya çok eski bir tarihe inmektedir. Sumela münferit bir örnek olmayıp, eş durumdaki birçok misalden sadece biridir.



