Foça Tatili ( holiday )

Etiketler : eşli resimler, horoz heykeli izmirin neresinde, izmir buca askeriye resimleri, foça askeri bölgesi fotoğrafları, foça öz. eğit. mrkz. k.lığı, ızmırın neresınde bergema, yeni focada kaplicalar, eski foça denizi nasıldır, EN GÜZEL SOKAK RESİMLERİ VE İNSANLAR, foça da denizci askerlik,

Bütün Ege’de eski dokusunu nisbeten de olsa koruyabilmiş az sayıdaki sahil yerleşimlerinden birisi Foça. Eski ve Yeni Foça olarak iki bölümlü bir ilçe. Korunmuş olanı Eski Foça.

Foça, yani eski Foça ilk görüşte insanı çarpan bir yer. Denize bakıyorsunuz önde balıkça tekneleri, arkada mavi ve ötede küçücük adacıklarla güzeller güzeli bir koy. Karaya dönüyorsunuz daracık taş sokakları, eski evleri ve güzel insanları ile güzeller güzeli bir küçük ilçe. Bunların hepsine birden Foça deniyor ve insanı ilk görüşte sarıp sarmalayıveriyor. izmir holiday

Foça’da bir öykü anlatılıyor ve öykü Foça’ya çok yakışıyor. Foça’da bir “Karataş” varmış, bunu herkes biliyor da nerede olduğunu kimse bilmiyor. Gezip dolaşırken bu taşa basan mümkünü yok bir daha Foça’dan kopamıyor. Çok zorlanıp bir yerlere gitse de mutlaka dönüp dolaşıp gene geliyor Foça’ya.

Yolu bir kez Foça’ya düşen herkes bu öyküyü duyunca dolaşıp duruyor sokaklarda. Belki Karataş’a basarım da bu güzel yerde kalırım umuduyla. Bize kalırsa Foça’nın her yeri Karataş. Foça’yı görüp de sevmemek, dönüp gelmemek mümkün değil de ondan.

Foçalılar kentlerini şimdilerde nesli tükenme tehlikesiyle karşı karşıya olan sevimli Akdeniz fokları ile simgeleştiriyorlar ama eski Foça’lıların simgesi horozdu. Dirliğin ve erken uyanışın sembolü horoz! Foça’ya girince bir horoz heykeli göreceksiniz. Yüzlerce, yüzlerce yıl önce Phokaialılar, yani Foça’nın eski sakinleri tahtadan horoz heykellerini meclislerine, tapınaklarına ve gemilerinin burunlarına koyarlarmış. Foça’da bugün de bir yerlerde bir altın horoz olduğuna inanılıyor. Bir sürü insan yıllardır altın horozu arayıp duruyor, fırsat bulurlarsa da sağı solu kazıyorlar. Foçada altın horoz var gerçekten. Foça’nın ta kendisi. holiday turkey

Tarihte Foça

Yaman denizcilermiş Phokaialılar, 50 kürekli 500 yolcu alabilen gemilerle Mısır ve İonia kentleri arasında ticaret köprüsü kurmuşlar. Bugünkü Lapseki ve Samsun’u onlar kurmuşlar, bitmemiş Akdeniz’de koloniler kurmuşlar: Güney İtalya’da Velia, Korsika’da Alalia, İspanya’da Ampuria, Mısır’da Naukratis ve Fransa’da Marsilya. Hani şu Foça’ya benzeyen Marsilya. Marsilya’da eski limanın girişinde yazılı duruyor: “Oturduğunuz bu şehir MÖ. 600 yılında Phokaia’dan gelen denizciler tarafından kurulmuştur.” diye. Yüzyıllar, yüzyıllar geçmiş, Marsilyalılar bir nazire yapmışlar. Foça’da ülkemizin doğayla uyumlu turistik tesislerinin ilk güzel örneği Fransız Tatil Köyü’nü kurmuşlar.

Bordası açık denizlerin fırtınalarına, sert dalgalara dayanıklı ve hızlı gemileri ile limandan limana koşup duran Phokaialılar kültür de taşımışlar gittikleri yerlere. Fransa’ya alfabeyi götürmüşler, Akdeniz’in birçok kıyısına zeytinciliği yaymışlar. Zengin bir kent olmuşlar, paraları her yerde geçerli ve değerliymiş.

MÖ. 6. yüzyılın ilk yarısı Perslerin önlenemez yayılışına tanık oldu. Önünde hiçbir ordunun dayanamadığı Pers orduları Phokaia’yı kuşattılar. Kent daha önceden 18-20 metrelik surlarla çevrilmişti ama hiçbir sur Persleri durduracak kadar güçlü değildi. Savaşan Phokaialılar daha fazla direnemeyeceklerini anlayınca teslim olmak için bir gece süre istediler. Pers komutanı Harpagos bunu kabul etti, gece bitip sabah olduğunda ses soluk yoktu. Persler kente girdiklerinde bir uyuz köpekten başka tek canlı bulamadılar. Köle olmaktansa yurtsuz kalmayı seçen Phokaialılar kentin altındaki tünellerden değerli eşyalarını da gemilere yükleyip çoktan denize açılmışlardı.

Pers egemenliğine son veren Büyük İskender Phokaia’ya özgürlüğünü verdi ama kentin altın çağı bir daha geri gelmedi. İskender’in ölümünden sonra önce Seleukosların, sonra Bergama Krallığı’nın, Roma’nın ve Cenevizlilerin, en sonunda Bizans ve Osmanlıların egemenliğine girdi.

Foça Sokaklarında

Foça’da ilk arkeolojik kazılar 1912 – 1920 yılları arasında yapıldı. En son kazı ise 1989 – 1990’da gerçekleşti. İzmir’den gelirken Foça’ya 7 km. kala “Taş Ev” denilen bir anıtmezar görülür. (MÖ. 4. yy.) Küçükdeniz ile Büyükdeniz denilen iki koyun arasındaki burunda görülen kale duvarları 1678’de yapılmış dışkaleye aittir. İç kısmında Türk hamamı kalıntıları vardır. MÖ. IV. yüzyıla ait kayaya oyma anıt mezar “Şeytan Hamamı” olarak tanınmaktadır. Prof. Ekrem Akurgal kentin bugünkü yerleşimin altında antik kentin bulunduğunu ve ortaya çıkarılabileceğini söylüyor. Ama yerleşimden dolayı bu mümkün olamıyor.

Foça’nın sokaklarında yapılacak bir gezinti çok hoş evler görmenizi sağlayacaktır. Foça’nın ilk yerleşim alanı üzerinde bulunan evlerden Ağalar Konağı en tipiklerinden biridir. İlçedeki Türk eserlerinden biri Fatih Camisi’dir. (1455)

Foçanın sahiline sıralanmış lokantalarında hafta sonları yer bulmak biraz zor olabilir. Gençler – kendini genç sayanlar da dahil – için müzikli, danslı güzel barlar ile gece hayatı da renklidir

Sabahları “yaylalar, yaylalar” diye koşan, pazar günleri telefonların önünde kuyruklar oluşturan askerleri görünce şaşırmayın. Denizcisiyle, komandosuyla çok asker vardır Foça’da.

Denizden ve Karadan Foça Çevresi

Eski Foça’dan Yeni Foça yönüne doğru giderken ardarda göreceğiniz Mersinaki koyları en güzel plajlardır. İki Foça arasında eski değirmenleri, denize dimdik inen yarları ve kıyısındaki kumsalları, tertemiz otelleri, küçük ve sevimli pansiyonları ve Küçükdeniz kenarına sıralanmış güzel balıkçı lokantaları ve asıl güzel insanları ile sizi bekliyor.

Foça tıpkı Ayvalık gibi adalar beldesidir. Çevredeki irili ufaklı pek çok adayla koya günübirlik tekne turlarına katılabilir ya da özel bir tekne kiralayabilirsiniz.

İlk durağınız eski Foça’ya yarım saat uzaklıktaki Orak Adası olacak. Adanın ilk bölümünde küçücük bir göl bulunuyor. Göle paralel ilerlemeye devam ederseniz, eşine hiç bir yerde rastlanmayan, hayranlık uyandıran “Siren Kayalıkları” çıkacak karşınıza. Rüzgarın ve dalgaların aşındırarak dantel gibi işlediği kayalıkların sevimli ev sahipleri Akdeniz Fokları’nı eğer şansınız varsa görebilirsiniz bu çevrede.

Tarihçi Homeros, Siren Kayalıkları’ndan söz eder. Homeros’a göre, Siren Kayalıklarından geçen Odyseia ıslığa benzeyen gizemli sesler çıkaran kayalıkların çağrısından çok etkilenmiş. Tayfalarının bu karşı konulmaz davetten etkilenip duraklamamaları için de kulaklarına mum peteği tıkamış.

Siren Kayalıkları bugün, nesilleri tükenmek üzere olan Akdeniz Foklarının barınma yeri olması nedeniyle koruma bölgesi ilan edilmiştir.

Tekne yolculuğunun ikinci durağı ise Foça’nın tam karşısında bulunan ve 15 dakikalık bir yolcululukla ulaşılabilecek olan İncir Adası. İngiliz Burnu’nun karşısındaki adada antik yerleşimden izler bulacaksınız. Meza r odası, kayalara oyulmuş mum yerleri, su kanalları, süzme havuzları, mağaralar, Kybele kabartmaları ve tapınak kalıntıları gezinizi çekici kılacak.

Adanın çamlarla kaplı bölümü, yaz bahar ve yaz aylarında piknikçilerin gözdesidir. Burada 20 çadır kapasiteli bir de kamp alanı bulunuyor. Adadaki “Ferdi’nin Yeri” adlı kır lokantasında ızgara olta balığı, et mangal servisleri yapılıyor.

BıNıCıLıK

Ilıpınar Köyündeki Köpeköy çiftliğinde atlarla orman içinde turlar düzenleniyor. Köpek de

yetiştiriliyor. «çocukların oynayabileceği köpekler eğitiyorlar. Cafesi de var. Tel: 823 48 68

Çeşme Yarimadasi

Etiketler : çeşmealtı oteller, urla tarafında pansiyon, çeşme çiftlikköy eski muhtarları, almaya çoplaklar pılajı, tarsus ucuz oteller, izmir gümüldür merkez, karaburun deniz resimleri, limonlu çadır, kuşadası çadır yeri, yazın cadır kurulan köyler,

İzmir’in batıya doğru uzanan yarımadasında Çeşme, Urla ve Karaburun ilçeleri yer almaktadır.

Yol üzerinde geçilen Urla, Çeşmealtı ve Mordoğan İzmirlilerin orta halli yazlıklarının mekanıdır. Urla’nın ilçe merkezi denizden içeridedir fakat hem İzmir Körfezi’ne hem de Sığacık Körfezi’ne sahili vardır. Urla’ya bağlı Bademler Köyü ilginç, özellikle görülmeye değer. Kooperatifleşmenin ilk örneklerini vererek kalkınmış Bademler; modern evleri, okuma ve tiyatro salonu ve ülkemizin tek “Oyuncak Müzesi” ile alışageldiğiniz köylerden çok farklıdır.

KARABURUN

İzmir Körfezi’nin batı ucunda yer alan Karaburun, kendi adıyla anılan yarımadanın en bakir yöresidir. 106 km’lik İzmir – Karaburun yolu deniz kıyısını izleyen asfalt ama çok virajlı olduğundan birbuçuk saat kadar sürer. Yol virajlıdır ama her virajı döndüğünüzde dantel gibi işlenmiş küçük koylar çıkar karşınıza ve bu yolculuğu keyifli kılar. Karaburun’dan önce mordoğan’a ulaşılır. Yol boyunca toplu ya da tek tek yazlıklar sıralanır. Kurulan balık çiftlikleri iledenizin kirlenmesi ivme kazandı.

Karaburun kayalar üzerinde kurulmuş, ancak batısı sahil olan sarp bir kücük ilçedir. Şeyh Bedrettin’in müridlerinden Börklüce Mustafa’nın önderliğindeki köylü ayaklanmalarının geçtiği yörelerden biri olarak biliniyor ama ilçede ve çevre köylerde o döneme ait hiçbir iz, hiçbir anı yok.

İzmir çevresinin en temiz denizi Karaburun’dadır dense yeridir. Dalma merağınız varsa takımlarınızı yanınızda götürün. Karaburun, Alaçatı kadar olmasa da windsurf için de uygun esintiye sahiptir.

Çevreye gezi yapmak isterseniz, Büyükada ve Küçükada’ya tekne turuna katılabilirsiniz. Adaların denize girmeye uygun son derece güzel sahillerinin olduğunu da not edelim. Issız yerlerde kamp kurmak ve doğayla başbaşa olmak isteyenler çadırlarını, sırt çantalarını toplayıp Karaburun’a koşsunlar. Sakin ve çok güzel yerler bulucaklar.

ÇEŞME

İzmir’den Çeşme’ye yeni yapılan güzel otoyolla ulaşılıyor. Otobüsle gitmek isteyenler İzmir Üçkuyular terminalinden otobüse binmeliler. Otomobille 45 dakika sürüyor.

Muğla veya Aydın yönünden gelenler Selçuk (veya Kuşadası) – Gümüldür – Seferihisar yoluyla İzmir’e uğramadan Çeşme’ye ulaşabilirler. Yer yer virajlı ama sahil boyunca ilerleyen güzel bir yol, fazla trafiği de yok.

TARİHİ İLÇE MERKEZİ

Çeşme’nin tarihi ilçe merkezinin bulunduğu eski yerleşim ise Ilıca’dan on dakika ilerde. İlçenin eski yerleşimi önemli ölçüde korunabilmiş. Dar sokaklar, küçük evler arasından geçerek deniz kenarına çıktığınızda şimdi otel olarak kullanılan Öküz Mehmet Paşa Kervansarayı’nı (1528) göreceksiniz. Yazın en sıcak günlerinde bile serin iç avlusu ve odaları ile çok iyi durumdadır. Arka tarafında da Çeşme Kalesi yer alıyor. Kalenin üzeri güzel manzaralı bir lokanta, özellikle geceleri rakı-balık sofrası için uygun. Taverna havalı işletmelerden hoşlanmıyorsanız denemeyin. 1508’de yapılan Osmanlı kalesi daha sonra onarım görmüştür. Ön taraftaki anıt 1770 deniz savaşlarında ölenlerin anısına 1953’de yapılmıştır.

Çeşme’nin hemen karşısındaki Yunan adası Sakız çıplak gözle görülebilecek kadar yakındır. Çeşme Limanı’ndan İtalya seferleri yapan feribotlar kalkar, deniz yoluyla gelen turistlerin de giriş kapısıdır. İlçe merkezinin sahilinde oteller, lokantalar, cafeler bulunur ama denize girmek için biraz ötelere gitmek gerekiyor.

Ama Çeşme’nin sokaklarını iyice bir dolaşmalısınız. Pek çoğu pansiyon olarak kullanılan küçük, şirin evlerin arasında daracık sokaklarda gezmenin keyfi bir başka oluyor.

Çarşı çok sayıda “turistik eşya” satan dükkanla dolu. Sizin ilginizi sakız reçeli; sakız, kekik ve anasonla beslenen arıların yaptığı güzel ballara çekmek istiyoruz. Çeşme’de bol sakız ağacı var ve sakızdan her türlü şey üretiliyor. Dondurmasını ve muhallebisini tatmanızı öneririz.

Her yaz düzenlenen Uluslararası Müzik Festivali’ni de ilgilenenlere hatırlatalım.

DALYAN

Çeşme’den 10 dakika uzaklıktaki Dalyan yörede yaz gecelerinin en gözde yeridir. Yatların ve balıkçı teknelerinin, kayıkların bağlandığı doğal limanı bir dere gibi karanın içine girmektedir. Köyün Rumlar döneminden kalan eski evleri, sokakları oldukça iyi korunmuş durumdadır. Bazı evlerin pansiyon olarak düzenlendiği köyün daracık sokaklarının arasından geçip dalyana, deniz kıyısına çıktığınızda yörenin en güzel balıkları sizi bekliyor. Bir dizi balıkçı lokantasının sıralandığı Dalyan’da Barbaros Hayrettin ve bir de balıkçı heykeli bulunuyor. Yaz sezonunda sık ve düzenli ulaşım sağlanıyor. Dalyan’a varmadan sola dönüp bir – iki km. denize doğru ilerlediğinizde eski adı Aya Yorgi olan yerleşimde de pansiyon ve balıkçı lokantaları bulabilirsiniz.

ILICA -ŞİFNE

Ilıca yeni bir yerleşim. İzmir’in en gözde yazlık yeri. Arsa pek bulunmuyor, yazlık evlerin alınıp satıldığı pek görülmez ama satılırsa da çok pahalıdır. Yeterli otel ve lokantal var. Yazın sıcak günlerinde bile öğleden sonra çıkan İmbat, serinliğiyle havayı rahatlatan bir rüzgardır. Akşam iyice inerken İzmir sosyetesinin gençleri sokaklarda volta atmaya, gece de gençler diskoları, büyükler meyhaneleri doldurmaya başlar. Apartmanlaşmamış yazlık evlerin bakımlı bahçelerinde sofralar kurulur.

Ilıca’nın plajı uzun, güzel kumsallıdır. Sığ denizi özellikle küçük çocuklar için çok uygundur.

Ilıca’nın adı 1,5 km ilerdeki Şifne ılıcalarından geliyor. 42 derece sıcaklıktaki doğal havuz suyunun fazlası denize akıyor. Tuzlu deniz suyu dibe inip tekrar ısınıyor ve yüzeye çıkarken mineralleri de getiriyor. Şifası da buradan geliyor. Romatizmal hastalıklar, iç hastalıkları ve kadın hastalıklarına iyi gelen termalin dinlendirici özelliği de var. Hem banyo olarak hem de içme yoluyla yararlanılıyor. Uzmanlar hastaların 21 banyoluk kür yapmalarını salık veriyorlar. Çamur banyosu ise cilt hastalıkları için kullanılıyor, ancak çamur için tesis olmadığından pet şişelerle otele getirilip vücuda sürülerek kullanılıyor. Eskiden köy girişinde gözlerdeki katarakta iyi gelen bir kaynak varmış. Sonraları kaynak kurumuş. Şifne’nin havasının da sağaltıcı etkisi var. Açık denizden temizlenerek gelen bol iyotlu Gerence rüzgarı astım ve diğer solunum hastalığı olanlara iyi geliyor. Termal suyun denizin bir bölümünde alttan kaynaması ise az görülür şeylerden. Denizin kaynak bölümü iyiden iyiye ılık oluyor, biraz uzaklaştığınızda su soğumaya başlıyor. Otel, pansiyon, lokanta ve market bulabilirsiniz. Otellerin bazılarında termal banyo ve havuz var.

Şifne yolu üzerindeki Tanay Orman İçi dinlenme Kampı çamlar arasında piknik yapmak, durup bir soluklanmak için güzel bir yer. Çocukların rahatça koşturabileceği mola yerinde büfe, tuvalet gibi ihtiyaçlar karşılanabiliyor.

Şifne’nin ilerisinde de Büyük Liman ve Paşa Limanı bulunuyor. Biraz ötesi de Ildırı.

ILDIRI

Eski bir Rum köyü olan Ildırı Ilıca’dan 15 km uzaklıktadır. Ilıca’dan sonra kıyıboyu dar bir asfalt yolla ulaşılıyor. Ildırı’ya 1924’deki mübadeleden sonra Selanik’ten gelen göçmenler yerleşmişler.

Balıkçılığın yanında bol suları ile tarıma da elverişli bir yerleşim. Bol sebze yetiştiren köyün en ünlü ürünü enginar. Burada yetişen enginarın hiçbir yerde yetişmediği iddia ediliyor. Balıkla süslenmiş bir rakı sofrasında zeytinyağlı enginarı deneyip siz karar verin. Sofrada bir de deniz börülcesini deneyin, ilginç bir lezzeti var. Zeytinyağlı limonlu sosa yatırılmış patlıcan salatasını da eksik etmeyin. Balıklardan besi veya deniz çipurası ile levrek, barbun, kefal, melina denilen ada izmariti ve kesenize uyarsa ıstakoz bulabilirsiniz.

Ildırı körfezinin açığında 28 küçük ada var. Adaların birisi körfezin içinde kalıyor. Kendine güvenenler yüzerek adadan adaya tur atabilirler. En yakındaki adaya onbeş dakikada yüzebilir, isterseniz sabah kalkıp akşam dönen ve adaların etrafında yüzme molaları vererek dolaşan tekne turuna katılabilirsiniz.

Ildırı antik Erythrai’nin yerine kurulmuş. Antik kenti çeviren surlar iyi durumdadır ve güzel taş işçiliği örnekleridir. MÖ 4. yy’ın sonu ile 3. yy’ın başlarında yapılmıştır. Köy kahvesinin yakınında Hellenistik döneme ait çakıltaşı mozayiklerin bir bölümünü görebilirsiniz. Athena tapınağının kalıntıları da gün ışığına çıkarılmıştır. Tiyatronun kalıntıları da görülebilmektedir, ancak çok tahrip edilmiş, yağmalanmıştır. Kazılardan çıkan taşınabilir buluntular İzmir Müzesi’ndedir. Köy bütünüyle SİT alanı dır. Ama SİT alanı dışında kalan çevredeki tepeler yazlık konutlar tarafından işgal edilmeye çoktan başlandı.

Otelde değil de pansiyonda kalmak isterseniz çevrede ve köy içinde pansiyonlar da var. Muhtarlık tarafından işletilen pansiyona bir bakın. (Tel: 0.232.715 20 02)

ÇİFTLİKKÖY

Çeşme merkezinden 5 km. uzaklıktaki Çiftlikköy ve çevresi kumsal plajları, sörf için elverişli rüzgarları ve iyi otelleri ile ilçenin turizm merkezini kendisine doğru çekiyor. Sahili izleyen yol üzerindeki köyde Rumlardan kalma yüz kadar ev koruma altında. Mimari özellikleri, kapılarının tahta işçiliği ve güzel kapı tokmakları ile dikkat çekici evlerin içlerini rica ederseniz görmeniz mümkün.

Köy balıkçılıkla geçiniyor, sabah balıktan dönen tekneleri karşılarsanız ucuz ve taze balık alabilirsiniz. Deniz dibi taşlık olduğundan balıkların lezzeti de bir başka güzellikte. Balıkçı lokantaları da ucuz sayılır. Yerli zeytinyağı ile yapılan salata ve sarımsaklı patlıcan közlemesi ısmarlamayı unutmayın. Hoş, siz unutsanız da hemen hatırlatırlar ya, biz önce davranalım dedik. Balık ve et lokantalarının yanında gözleme, pide, börek gibi şeyler yapan yerlerde de karnınızı doyurabiirsiniz. Biz gene de balıkçı lokantalarından şaşmayın deriz. Az miktarda üretilen balı da şifa niyetine satılıyor.

Çiftlikköy’den devam ederseniz yarımadanın güney yakasındaki Altınkum plajlarına çıkarsınız. Deniz Çiftlikköy tarafında dalgalı iken Altınkum’da durgun oluyor. Çeşme ve İzmir’den haftasonunda gelenler kumsalı dolduruyor. Çadır kurulabilecek alanlar da var.

ALAÇATI

Alaçatı Çeşme’nin güneyinde gelişmekte olan bir turizm merkezi. Ilıca’da yer kalmayınca yazlıklar Çeşme-Alaçatı arasına kaydı ve bu bölge de hemen hemen doldu. Alaçatı sahili, bölgenin sörf merkezi. Rüzgarı eksik olmayan Çeşme yarımadasında diğer koylara göre, iki kat daha sert esen rüzgar, Alaçatı iskelesini sörf meraklıları için çekici kılıyor. İskelede bir sörf Okulu da var.

Denize Çark plajından giriliyor. Altın sarısı kumsalı ve sığ denizi özellikle çocuklu aileler rahat ettirecek cinsten. Deniz son derece temiz ve hiç kesilmeyen rüzgar yazın en yakıcı günlerinde bile rahat ettiriyor.

Plajda bir çadır gazino var. Soğuk içecekler ve gözleme yapıyorlar.

Plajdan uzaklaşıp ta Alaçatı’nın bakir koylarına girdiğinizde kaya yapısının farklılığı da ilk bakışta dikkat çekiyor. Rüzgarın savurduğu kum taneciklerinin aşındırdığı yumuşak kayalar Kapadokya benzeri şekiller oluşturmuş. Fotoğraf makinanız yanınızdaysa çok hoş kareler yakalayabileceksiniz.

Alaçatı köyü iskeleden içeride. Ponza taşıyla yapılan; yazın sıcağı, kışın soğuğu geçirmeyen tarihi Alaçatı evleri güzel mimarisiyle dikkat çekiyor. Köy çarşısı son derece renkli. Her türlü ihtiyacınızı karşılayabilirsiniz.

Belde merkezinde 200 yıllık bir sakız ağacı var, korumaya alınmış.

Alaçatı’ya girişte sağlı sollu tatil siteleri gözünüze çarpacak. Yeni yapılan tatil siteleri Alaçatı’nın tarihi mimarisinii örnek almaya çalışıyorlar. İyi de ediyorlar.

Izmir Turizmi ve Tarihi

Etiketler : izmirin tarihi fotoğrafları, tarihi izmir asansörünün haritası, İZMİR ÖREN İN RESİMLERİ, izmir turiz, yeni foca nasil, yeni foca-izmir kac, izmir fotoğrafları ve tarihçesi, izmir turuzmi, yeni foça sahil resimleri, izmir turizm resimleri,

Tarih ve turizm kenti: İzmir
Cami, kilise ve sinagoglarıyla İzmir, üç farklı dinin buluşma merkezi olarak inanç turizmine de hizmet ediyor. Antik çağda önemli bir uygarlık merkezi olan Efes’i, yılda ortalama 1.5 milyon kişi ziyaret ediyor.

İZMİR – Müzeleri, ören yerleri, mavi bayraklı plajları, doğal güzellikleri, cami, kilise ve sinagoglarıyla ilgi çeken İzmir, resmi kayıtlara göre 5 bin yıllık geçmişe sahip. İzmir, yeni turizm sezonunda yine her din ve ülkeden insanı ağırlıyor.
İzmir’in resmi kayıtlara göre 5 bin, elde edilen bilgi ve bulgulara göre ise 7 bin yıllık tarihi, kazı alanlarında ve müzelerde saklı. İzmir, Arkeoloji, Bergama, Çeşme, Efes, Ödemiş, Tire ve Etnografya müzeleri, kentin binlerce yıllık geçmişini ve barındırdığı uygarlıkları ziyaretçilerin gözleri önüne seriyor.

Yapılan kazılarda ele geçen bulgularla her geçen gün kentin tarihine yeni yolculuklar gerçekleştiriliyor. Bayraklı (Eski İzmir), Kadifekale (Pagos), Kızılçullu Su Kemerleri ve Agora, belli başlı örenyerleri arasında bulunuyor. İzmir’in merkezindeki Roma dönemine ait Agora’nın, kazılarda, büyük bölümünün ortaya çıkarıldığı biliniyor.

Devamı…